Yargıtay Kararı 2. Ceza Dairesi 2017/2107 E. 2017/10782 K. 26.10.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/2107
KARAR NO : 2017/10782
KARAR TARİHİ : 26.10.2017

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 tarih ve 2005/162-173 sayılı kararında belirtildiği gibi, 5252 sayılı Kanun’un 9. maddesinin 1. fıkrasına göre, ister genel prensip uyarınca duruşmalı yargılamada, isterse ayrıksı yöntem olarak evrak üzerinde yapılan inceleme sonunda verilmiş bulunsun, sonraki lehe yasa nedeniyle yapılan uyarlama yargılamasında verilen kararlar hüküm niteliğinde olduklarından bu hükümlere karşı temyiz yasa yoluna başvurulabileceğinden, Konya 1. Asliye Ceza Mahkemesinin lehe yasa nedeniyle uyarlama yapılması istemi üzerine evrak üzerinde inceleme yaparak verdiği 07/06/2005 tarih ve 2001/37-2002/29 sayılı hükmün temyize tabi olduğu ve bu karara yönelik yapılan itiraz üzerine Konya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği 14/06/2005 tarih ve 2005/386 D.İş sayılı itirazın reddine dair kararın yok hükmünde olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
1- 5252 sayılı Kanun’un 9/1. maddesi, 01.06.2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak 5237 sayılı TCK’nın lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde duruşma yapılmaksızın da karar verilebileceğini öngörmüşse de; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 gün ve 162/173 sayılı kararında açıklandığı gibi lehe olan yasanın belirlenmesi herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasını, takdir hakkının kullanılmasını gerektiriyorsa veya sonraki yasa ile cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin hükümlerin uygulanması olanağı doğmuşsa yargılamasının duruşmalı yapılması zorunludur. Evrak üzerinde inceleme yapılabilmesi ise ancak belirtilen bu haller dışında söz konusu olabilecektir. Hükümlü hakkında lehe olan yasanın saptanabilmesi için takdir hakkının kullanılması gerekeceğinden duruşma açılıp uyarlama yargılaması yapılarak karar verilmesi gerekirken evrak üzerinde yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-5237 sayılı TCK’nın 7/2 ve 5252 sayılı Kanun’un 9/3. maddesi uyarınca sanık yararına olan hükmün önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkacak sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağı gözetilip, anılan Kanun’un 141 ve 142. maddelerinde tanımlanan hırsızlık suçu ile 765 sayılı TCK’nın 492 ve 493. maddelerinde yer alan suçların öğelerinin farklı olduğu nazara alınıp; somut olayda, müştekiye ait işyerinin demir parmaklıklı kanatlı kapısına takılı demir zincirin ve kilit kısmının oksijen kaynağı ile kesilerek gerçekleştirilen eylemin, mahkemenin kabulünde olduğu gibi 5237 sayılı TCK’nın 142/2-d maddesinde düzenlenen suçu değil; aynı Kanun’un 142/1-b maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunun yanı sıra, aynı Kanun’un 116/2 ve 151/1. maddelerine uyan işyeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarını da oluşturduğu; suç tarihi itibariyle işyeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarının da uzlaşma kapsamında olduğu da gözetilerek 5271 sayılı CMK’nın 253 ve 254. maddeleri uyarınca uzlaştırma işlemleri yapılıp; sonucuna göre de 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK’nın ilgili maddeleri uyarınca ayrı ayrı uygulamalar yapılıp, cezalar belirlenerek, sonuç cezaların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik kovuşturma ile denetime olanak vermeyecek şekilde hüküm kurulması;
Bozmayı gerektirmiş, hükümlünün temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, uyarlama yargılamasında kazanılmış hakkın söz konusu olmayacağının gözetilmesine, 26/10/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.