YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2018/2882
KARAR NO : 2018/7398
KARAR TARİHİ : 06.06.2018
Bina dahilinde hırsızlık suçundan sanık …’un 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 491/4, 522/son ve 81/2. maddeleri gereğince 1 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Kadıköy (Kapatılan) 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/06/2002 tarihli ve 2002/174 esas, 2002/123 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, 01/06/2005 tarihinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesi nedeni ile yapılan uyarlama yargılaması sonucunda 5237 sayılı Kanun’un sanık lehine olduğundan bahisle anılan Kanun’un 142/1-b ve 145. maddeleri gereğince 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Kadıköy (Kapatılan) 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06/06/2005 tarihli ve 2002/174 esas, 2002/123 sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen 17/05/2018 gün ve 94660652-105-34-289-2018 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25/05/2018 gün ve 2018/44826 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Dosya kapsamına göre, uyarlama yargılaması yapılırken infaz yasası hükümleri nazara alınmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2. maddesi ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3. maddesindeki “Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir.” şeklindeki düzenleme karşısında, önceki ve sonraki temel ceza kanunlarının ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiği nazara alındığında, sanığın 12/02/2002 tarihinde suça konu işyerinden 20.000.000 Türk lirası para ile evrak dolu çantayı işyerinin kapısına hasar vererek açmak suretiyle hırsızlaması şeklinde gerçekleşen somut olayda, 5237 sayılı Kanun’a göre eylemin bina içerisinde muhafaza altına alınmış hırsızlık suçunun yanında 5237 Sayılı Kanun’un 116/2. maddesinde düzenlenen işyeri dokunulmazlığını ihlal etme ve 151/1. maddesinde düzenlenen mala zarar verme suçlarını da oluşturduğu, bu şekilde 765 sayılı Kanun’un sanık lehine olduğu, yine anılan Kanun’un 145. maddesindeki “malın değerinin azlığı” kavramının, daha çoğunu alabilme olanağı varken, yalnızca gereksinmesi kadar, değer olarak da az olan şeyi alma durumunda uygulanacağı hususunun tartışılmadan bu maddenin uygulanmış olması ve temel cezanın ne şekilde saptanacağının belirlenmesi ve bireyselleştirmenin yapılması için de duruşma açılması gerektiği hususları gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
1- TCK’nın 145.maddesine ilişkin kanun yararına bozma isteminin incelenmesinde;
5237 sayılı TCK’nın 145. maddesinin uygulanması hakimin takdirinde olup, takdire ilişkin konularda kanun yararına bozma isteminde bulunulamayacağından (KADIKÖY) Kapatılan 2. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 06.06.2005 gün ve 2002/174 E., 2002/123 K. sayılı kararına yönelik yerinde bulunmayan kanun yararına bozma istemlerinin REDDİNE,
2- 765 sayılı TCK’nın lehe olduğu ve duruşma açılması gerektiğine ilişkin kanun yararına bozma istemlerine gelince;
İnfaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı nazara alınarak yapılan incelemede; sanığın olay günü kesin olarak belirlenemeyen bir zaman diliminde müştekinin iş yerine, giriş kapısının sağlam ve muhkem olmayan kilidini tornavida ile kanırtarak açıp içeri girmek suretiyle, pek hafif değerde parayı çalması şeklinde gerçekleştirdiği eylemin, 5237 sayılı Kanun’un 142/1-b. maddesi kapsamındaki hırsızlık suçunun yanı sıra, suç tarihi itibariyle soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan aynı Kanun’un 116/2. maddesi kapsamındaki iş yeri dokunulmazlığını bozma ve 151/1. madde kapsamındaki mala zarar verme suçlarını da oluşturduğu gözetilerek, şikâyetin mevcut olması nedeniyle anılan suçlar yönünden 5271 sayılı CMK’nın 253 ve 254. maddelerinde öngörülen uzlaşma hükümlerinin uygulanma olanağı değerlendirilip, uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde düşme kararı verilmesi gerekeceği, bu durumda 5237 sayılı Kanun hükümlerine göre tayin olunan 8 ay hapis cezasının lehe olacağı, uzlaşmanın gerçekleşmemesi halinde ise 5237 sayılı TCK’nın 7. ve 5252 sayılı Kanun’un 9. maddeleri dikkate alınmak suretiyle, her iki yasaya göre verilecek cezaların, denetime olanak sağlayacak şekilde ayrı ayrı saptanıp, sonuç cezaların karşılaştırılması suretiyle lehe yasanın belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik kovuşturma ile denetime olanak vermeyecek şekilde hüküm kurulduğu gibi, 5252 sayılı Kanun’un 9/1. maddesi, 01.06.2005 tarihinden önce kesinleşmiş hükümlerle ilgili olarak 5237 sayılı TCK’nın lehe olan hükümlerinin derhal uygulanabileceği hallerde duruşma yapılmaksızın da karar verilebileceğini öngörmüşse de; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 gün ve 162/173 sayılı kararında açıklandığı gibi lehe olan yasanın belirlenmesi herhangi bir inceleme ve araştırma yapılmasını, takdir hakkının kullanılmasını gerektiriyorsa veya cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin hükümlerin uygulanması olanağı sonraki yasa ile doğmuşsa hükümde değişiklik yargılamasının duruşmalı yapılması gerektiğinin gözetilmemesi nedeniyle kanun yararına bozma istemleri yerinde görüldüğünden, (KADIKÖY) Kapatılan 2. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 06.06.2005 gün ve 2002/174 E., 2002/123 K. sayılı kararın 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası uyarınca BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkra (b) bendi uyarınca sonraki işlemlerin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 06.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.