Yargıtay Kararı 2. Ceza Dairesi 2021/16126 E. 2021/21439 K. 14.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/16126
KARAR NO : 2021/21439
KARAR TARİHİ : 14.12.2021

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık, iftira
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
O yer Cumhuriyet savcısının sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümleri aleyhe temyiz ettiği, sanığın (Dosyanın müştekisi olmayan) …’dan para alması şeklindeki eyleminin ise dolandırıcılık suçunu oluşturacağı, bu sebeple sanığın dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken sanık …’a yönelik eyleminden karar verilmemesi nedeniyle hükmü temyiz ettiği, sanık müdafinin sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerini temyiz ettiği belirlenerek, sanığın …’dan para almasına yönelik eyleminden kamu davası açılmadığı tespit edilerek yapılan incelemede, Mahkemenin hırsızlık suçlarından kurulan hükümlerinde isabetsizlik bulunmadığından tebliğnamedeki bozmaya ilişkin görüşe iştirak edilmemiştir.
Sanık … ve İstanbul 34. Asliye Ceza Mahkemesinde ayrı yargılanan temyiz dışı sanık …,’ın birlikte müşteki …’ın faal olan iş yerine gece girerek, iş yeri çalışanı …’ın uyuduğunu görerek kasayı açmaya çalıştıkları; ancak …’ın uyanacak gibi olması nedeniyle panikleyip iş yerinden uzaklaştıkları, hırsızlık suçunun teşebbüs aşamasında kalması akabinde sanıkların birkaç dakika sonra, kurdukları mizansen kapsamında sanık …’ın polisten kaçarken iş yerine saklandığı, sanık …’un başında polis şapkası olduğu halde gelerek sanık …’ı dışarı çıkardıktan sonra iş yeri çalışanı …’dan kontrol maksatlı kasayı açmasını istediği, …’nın kasayı açamaması üzerine kendisinin bir müddet uğraştığı, bu esnada iş yerine gelen (Dosyanın müştekisi olmayan) iş yeri çalışanı …’ın kimliğini alarak üstünü aradığı, çıkarken de “Bana bir sakal atsanıza” diyerek …’ün 100,00 TL parasını aldığı anlaşılmakla, sanıkların müşteki …’ın iş yerinde bulunan kasadan hırsızlık eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı, müşteki …’ın iş yerine birkaç dakika sonra tekrar gelerek hileli davranışlar ile iş yeri çalışanı …’ten para almak şeklinde gerçekleşen eyleminin ise ayrıca TCK’nın 158/1-l maddesinde tanımlanan dolandırıcılık suçunu oluşturması ihtimali dikkate alındığında, sanık … hakkında dolandırıcılık suçundan zaman aşımı süresi içinde işlem yapılması mümkün görülmüş, sanık hakkında iftira suçundan hüküm kurulurken uygulama maddesinin 5237 sayılı TCK’nın 267/1 maddesi yerine 167/1 olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak kabul edilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.01.2013 tarihli ve 2012/6-1431 E., 2013/18 K. sayılı kararı ile 2012/13-1444 E., 2013/305 K. sayılı kararında kabul edildiği üzere, hükümde sanığın mükerrir olduğunun belirtilmesinin yeterli olduğu, ayrıca tekerrüre esas alınan ilamın gösterilmesine gerek olmadığı, bu nedenle mahkemece sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesine rağmen tekerrüre esas alınan ilam kararda gösterilmemiş ise de bu hususun ve 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı bölümlerinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihinde yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı kararı nazara alınarak bu maddede öngörülen hak yoksunluklarının uygulanmasının, 15.04.2020 gün ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile TCK’nın 53. maddesinde yapılan değişiklikle birlikte infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükümlerin kısmen istem gibi ONANMASINA, 14.12.2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verilmiştir.

Muhalif Üye

KARŞI OY:
İncelenen dosya içeriğine göre; sanık …’in başına bir polis şapkası takarak kendisinden kaçan …’ı kovalıyormuş gibi yaparak bir mizansen ile geceleyin önce müşteki …’ın börekçi dükkânına kısa süre sonra da …’ın işlettiği fırına aynı şekilde girdikleri, …’ı saklandığı yerde polis sıfatı takınan…,in yakalayarak dükkan içerisinde hırpaladığı, daha sonra …’ın iş yerlerine bir şeyler atmış olabileceği gerekçesi ile arama yapmak istediğini ifade ederek …’ın kasasını açtırıp 320 TL aldığı, …’a ait işyerinde ise çalışanların polis olan kişiye yardım çabalarına rağmen kasayı açamadıkları olaylarda yerel mahkemenin her iki eylemi TCK’nın 142/1-b maddesi kapsamında kabul ederek cezalandırdığı, o yer savcısının eylemin 142/2-f maddesine uygun olduğunu belirterek temyiz ettiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının da eylemi TCK’nın 142/2-f maddesine uygun olduğunu belirttiği dosyamızda çoğunluk ile aramızda eylemin hangi suç tipine uygun olduğu hususunda görüşlerimiz ayrışmıştır.
Kanaatimce; sanıkların eylemi TCK’nın 142/2-f maddesindeki resmi sıfat takınılarak gerçekleştirilmiş bir hırsızlık suçu niteliğindedir. Zira; sanıklar kendilerini polis olarak tanıtmakla kalmamış daha da ileri giderek suçluyu kovalayan polis sıfatı takınarak suçüstü yapan bir polisin elinde bulundurduğu geniş yetkiyi kullandığı izlenimi uyandırmışlar dolayısıyla iş yerlerinde arama yapmışlar, mağdurlarda ve çalışanlarda oluşan heyecan ve panik nedeniyle sanıkların durumlarını sorgulama yeteneklerini ortadan kaldırmışlardır.
Dairemizin 2018/2774 Esas 2019/7235 Karar sayılı ilamında kendilerini polis olarak tanıtmak suretiyle hırsızlık suçunu işlemeleri durumunda eylemin 142/2-f maddesine uygun olduğu, yine 2019/13126 Esas 2020/2129 Karar sayılı ilamında sanıkların üzerlerinde Telekom kıyafeti bulunması geldikleri aracın ön tarafında görevli yazısı bulunması ve bu sayede ilk bakışta Telekom adına iş yaptıkları izlenimi verdikleri anlaşılması nedeniyle eylemin 142/2-f maddesine uygun olduğu, yine 13.Ceza Dairesinin 2015/2053 Esas 216/5716 Karar sayılı ilamında sanığın müştekinin yanına gidip bir polis kimliği göstererek cüzdanını alıp içinden para çalması şeklinde gerçekleşen eylemini TCK’nın 142/2-f maddesine uygun kabul etmiştir.
Olayımızda ise sanıklar sadece polis olduğu izlemini değil bundan daha da öte suçluyu kovalayan ve dolayısıyla daha geniş yetkileri olan bir polis sıfatı takınarak ve bu sıfatın sağladığı kolaylıktan yararlanarak …,’ın kasasını açtırıp parasını çalmışlar, …’ın ise kasasını açtırmaya çalışmış ancak çalışanların şifreyi bilmemesi nedeniyle başarılı olamamışlardır. Olayda sanıkların kastı apaçık şekilde bellidir; Polis oldukları izlemini yaratarak mağdurların ve çalışanların direncini kırmaktır ve bunda da her iki olayda başarılı oldukları ortadadır. Mağdurlar ve tanıklar da ifadelerinde polis şapkalı olan şahsın kovaladığı suçluyu aramak için dükkânlarına girmiş olması nedeniyle yaptıkları aramaya engel olmadıklarını, gelenlerin polis olduklarına ikna oldukları için bilakis kasaları açmaya yardımcı olduklarını ifade etmişlerdir. Dolayısıyla eylem takınılan resmi sıfatın sonucundan kaynaklanan bir kolaylık sonucu gerçekleşmiştir. Böyle bir sıfat takınılmasaydı mağdurlar ya da çalışanların gözü önünde bu sıfatı olmayan herhangi bir hırsızın kasaları açarak paraları çalması asla mümkün olamazdı. TCK’nın 142/2-f maddesindeki resmi sıfat takınılarak hırsızlık yapılması eyleminde sanıkların kimlik göstermeleri, kendilerini polis olarak tanıtmaları, olayımızda olduğu gibi bir mizansenle polis olduğu izlenimini yaratarak mağdurların sanıkların kimliğini sorgulama imkânını ortadan kaldıracak yoğunluk ve güçte olması durumunda bu suçun oluştuğu kabul edilmelidir. Sanıklar ortaya koydukları mizansen ile mağdurları ve çalışanları hataya düşürmeyi başarmışlar ve kolayca amaçlarına ulaşmışlardır. Ayrıca, devlet daha anaokulundan itibaren insanları yetiştirirken polise, jandarmaya, kolluk kuvvetlerine yardımcı olunması gerektiğini, engel olunmaması, saygı duyulması gerektiğini anlatarak yetiştirmektedir. Hal böyle iken bu yetiştirilme tarzına uygun olarak insanlarımız mağdurlara polis olduğuna inandıkları kişilere bu tür durumlarda neden kimlik sormadılar ya da gerçekten polis olup olmadığını neden araştırmadılar şeklindeki bir yaklaşımın kabul edilemez olduğunu düşünmekteyim. Dolayısıyla zaten resmi sıfatın getirdiği kolaylıktan faydalanmak isteyen sanıkların başarılı olduğu bu tür durumlarda tereddüt etmeden eylemin TCK’nın 142/2-f maddesine uyduğunun kabulü gerektiği düşüncesi ile çoğunluğun düşüncesine katılınmamıştır.

Muhalif Üye