YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/17429
KARAR NO : 2021/18159
KARAR TARİHİ : 01.11.2021
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dairemizin 25/01/2021 tarihli ve … Karar sayılı ilamı ile kanun yararına bozma talebinin kararın kesinleşmediğinden bahisle reddine karar verildiği, anılan ilamda belirtildiği üzere; sanık …’ın vekaletnameli avukatı olan Av. …’nın, 03/02/2015 tarihli müdafilik görevinden çekildiğine ilişkin dilekçesini dosyaya sunması üzerine 03/02/2015 tarihli celsede müdafilikten çekilme dilekçesinin sanığa tebliğine karar verildiği ve anılan dilekçenin 13/02/2015 tarihinde sanığın doğrudan MERNİS adresine 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre tebliğ edilmesinden sonra, 25/03/2015 tarihli kararın da sanığa tebliğ edilerek kesinleştirildiği anlaşılmakla; 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10/2. maddesinin, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, önce bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise MERNİS adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun’un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek bu adrese tebliğ yapılması gerekirken, müdafilikten çekilme dilekçesinin doğrudan sanığın MERNİS adresine Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi gereğince yapıldığı, yapılan tebligat işleminin usule uygun olmadığı, sanığın, müdafiinin çekildiğinden haberdar olduğuna ilişkin dosyada herhangi bir bilgi ve belgeye de rastlanılmadığı, dolayısıyla 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 41. maddesinde yer alan “Belli bir işi takipten veya savunmadan isteği ile çekilen avukatın o işe ait vekalet görevi, durumu müvekkiline tebliğinden itibaren onbeş gün süre ile devam eder” şeklindeki düzenleme uyarınca sanık müdafiinin görevinin halen devam ettiği ve buna göre de 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca vekille takip edilen işlerde, tebligatın vekile yapılmasının zorunlu olduğu gözetilmeden verilen kararın sanık müdafiine tebliği yerine sanığa tebliğinin usulsüz olduğu, sanık müdafiinin Dairemizin yukarıda anılan kanun yararına bozma isteminin reddi kararından sonra kendisine tebliğ edilen hükme yönelik süresinde temyiz isteminde bulunduğu, ancak eski hale getirme talebinde bulunmadığı belirlenmekle yapılan incelemede;
Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
1- Sanık hakkında hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarından kamu davası açıldığı ve hükmün gerekçesinde de sanığın atılı hırsızlık ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarını işlediği kabul edildiği halde, hüküm fıkrasında çelişki yaratılacak şekilde hırsızlık suçundan dolayı sanığın iki kez cezalandırılmasına karar verilerek hükmün karıştırılması suretiyle yazılı şekilde hükümler kurulması,
2- Kabule göre de;
a) Müşteki …’ın, olay günü kullanması için emaneten tanık …’a verdiği ve onun da çalıştığı otelin personel lojmanları önündeki kulübeye park ettiği motosikletin çalınması şeklinde gerçekleşen olayda; dosya içerisinde yer alan olay yeri krokisinden olay mahallinin konut eklentisi yahut açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan iş yeri eklentisi niteliğinde bir yer olup olmadığının anlaşılamaması karşısında, keşif yapılmak suretiyle olay mahallinin eklenti niteliğinde olup olmadığının ve eklenti niteliğindeyse konut eklentisi mi yoksa iş yeri eklentisi mi olduğunun duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesinden sonra sonucuna göre atılı konut dokunulmazlığının ihlali suçunun oluşup oluşmadığının tartışılması ve buna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
b) Sanığın adli sicil kaydında görülen ilamların hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olması ve bu kararların kesinleşmiş mahkumiyet hükmü niteliğinde olmaması, 5271 sayılı CMK’nın 231/8. maddesine 28.06.2014 tarihli ve 6545 sayılı Yasa’nın 72. maddesiyle “denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” cümlesi eklenmiş ise de, daha önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların kesinleşme tarihi itibariyle engel oluşturmaması karşısında; zararı da giderdiği anlaşılan sanık hakkında hüküm kurulurken, CMK’nın 231. maddesinin 6 fıkrasının (b) bendinde yer alan ölçüt değerlendirilmek suretiyle sanığın tekrar suç işlemeyeceği yolunda kanaate ulaşılarak tayin edilen cezalar ertelendiği halde, “Sanığın adli sicil kaydında hakkında daha önce verilmiş hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı bulunması nedeniyle…” şeklindeki yasal olmayan gerekçe ile erteleme müessesesinden daha lehe olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 01/11/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.