YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/8888
KARAR NO : 2008/9210
KARAR TARİHİ : 23.06.2008
MAHKEMESİ :Muğla 1.Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi TARİHİ :14.3.2007NUMARASI :Esas no:2005/307 Karar no:2007/143Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün davacı tarafından, tapu iptali ve tescil, taşınmaza yapılan katkı nedenine dayanan alacak ve tedbir nafakası yönünden temyizen murafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan * 01.04.2008 günü temyiz eden M.. G.. vekili Av. A..K..ve karşı taraf Ş.. G.. vekili Av. F.. A..geldi. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.1-Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda, birlik görevlerini yerine getirmeyen, eşine hakaret edip şiddet kullanan davacı kocanın tamamen kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Davalıya atfedilebilecek bir kusur gerçekleşmemiştir.*Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer.Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.#Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.*Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır.(TMK.md.166/2) #Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak bu yön temyiz edilmediğinden bozma nedeni sayılmamış yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.2–Temyiz sebeplerine hasren yapılan incelemeye gelince;a-Davacı, davalıdan tedbir nafakası talep etmiş olup, bu istek hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.b-Davacı, evlilik birliği içinde kendi katkılarıyla alınan ve tapu sicilinde davalı adına kayıtlı olan 575 ada 234 parsel sayılı taşınmazın, tapu kaydının iptali ile adına tescilini bunun kabul edilmemesi halinde katkısına karşılık tazminat talebinde bulunmuş, mahkemece, bu istek reddedilmiştir.Tarafların 2.10.1971’de evlendikleri, dava konusu taşınmazın belirli oranlarda pay satın alma suretiyle, 18.2.1980, 4.4.1980 ve 23.6.1980 tarihlerinde davalı tarafından üçüncü kişiden alım suretiyle iktisap edildiği, bu hisselerin birleştirilmesiyle davalı adına 27.12.1983 tarihinde 1, 3 ve 4 nolu bağımsız bölümler üzerinde kat irtifakı tesis edildiği, aynı binadaki (2) nolu bağımsız bölümün ise 28.5.1985 tarihinde yine davalı tarafından üçüncü kişiden alım suretiyle iktisap edildiği anlaşılmaktadır.Davacı, davalı adına kayıtlı olan dört katlı binanın tamamın kendisi tarafından alındığını ileri sürerek, taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tescilini, bu isteği kabul edilmediği taktirde, bedelinin tazminat olarak ödetilmesini istemiştir.Akdi ilişki davalı ile üçüncü kişi arasında olduğundan, davacının bu taşınmazın bedelini kendisi ödediğinden bahisle, taşınmazın aynı istemesi mümkün bulunmamaktadır. 4.10.1953 tarihli 8/7 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca davacının tapu iptali ve tescil isteğinin reddi doğrudur. Ne var ki, davacı, taşınmazın edinilmesinde sağladığı katkı karşılığı bedel de istediğine göre, bedele yönelik bu talebinin incelenmesi gerekir. Davalı, taşınmazı babasının destek ve yardımlarıyla ve evlilik birliği sırasında kendisine takılan takılarla aldığını ileri sürmüş,takıların miktarını belirtmediği gibi babasından sağladığı destekle ilgili olarak somut bir bilgi vermemiştir.Toplanan delillerden evlilik birliği süresince, davalının ev kadını olup, çalışmadığı ve herhangi bir gelirinin bulunmadığı, davacının ise 1972-1984 yılları arasında Karayollarında mühendis olarak çalıştığı, 1984’ten sonra da memuriyetten ayrılıp müteahhitlik yaptığı anlaşılmaktadır.Hakim uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi ve hukuki açıdan belirsiz konular hakkında taraflardan açıklama isteyebilir. (HUMK.75/2.mad.)Yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. O halde, mahkemece yapılacak iş; davalıdan, babasından sağladığı desteğin ve takılarının miktarı konusunda açıklama istemek, taşınmazın alım tarihlerinde alım bedellerini belirlemek, davacının memuriyette çalıştığı dönemdeki gelirlerini tesbit etmek, Türk Kanunu< Medenisinin 152. maddesinden kaynaklanan iaşe yükümlülüğü nedeniyle evinin ve ailesinin iaşesine kazancı ile sarfedeceği miktarı ve kazancından tasarruf edebileceği miktarı belirlemek gerektiğinde bu konularda bilirkişi incelemesi yaptırmak ve davacının davalıya ait taşınmazın edinme tarihlerindeki katkısını oran olarak ortaya çıkarmak, belirlenen bu oranın taşınmazın dava tarihindeki sürüm değeriyle çarparak, davacının gerçek alacak miktarını tesbit etmek, katkısının gerçek miktarının tesbit etmenin mümkün olmadığı takdirde hakkaniyete uygun bir tazminata hükmetmekten ibarettir.Açıklanan yönlerde araştırma ve inceleme yapılmaksızın eksik tahkikatla hüküm kurulması doğru olmamıştır.SONUÇ:Hükmün yukarıda 2. maddenin a-b bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, b bendinde gösterilen bozma sebebine göre bu konuyla ilgili diğer yönlerin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 550.00 YTL. vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 23.06.2008 (pzt.)