YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7026
KARAR NO : 2013/8290
KARAR TARİHİ : 26.03.2013
MAHKEMESİ :Denizli 3. Aile Mahkemesi
TARİHİ :20.12.2011
NUMARASI :Esas no:2010/683 Karar no:2011/986
Taraflar arasındaki “boşanma” ve “karşı boşanma” davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı-davacı (koca) tarafından; her iki dava yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 26.3.2013 günü temyiz eden davalı-karşı davacı N.. O..Ö..vekili Av. H..S.. ile karşı taraf davacı-karşı davalı C.. Ö..vekili Av. M..K..geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Evlilik birliğine ilişkin yükümlülüklerden biri olan “sadakat yükümlülüğü” (TMK md. 185/3) boşanma hükmünün kesinleşmesine kadar devam eder. Eşlerden birinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışı, boşanma davasının açılmasından sonra meydana gelmiş olsa bile, bu hususun diğer eş tarafından iddiadan ibaret kalmayacak şekilde delillendirilmesi durumunda, mahkemece bu iddianın davayı etkileyen önemli bir hadise olduğu kabul edilerek üzerinde durulması gerekir. Zira sadakatsizlik iddiasının sabit olması, kusur belirlemesi ve buna bağlı olarak takdir edilecek boşanmanın sonuçlarından olan yoksulluk nafakası (TMK md.175) ve tazminat (TMK md. 174/1-2) taleplerinin bundan etkilenmesi söz konusu olacaktır. Davalı-karşı davacı koca temyiz dilekçesi ekinde davacı-karşı davalı eşine ait olduğunu iddia ettiği bir kısım fotoğraflar sunmuştur. Açıklanan nedenlerle; mahkemece yeni hadise şeklinde ileri sürülen ve davada verilen hükmü önemli ölçüde etkileyecek nitelikteki sadakat yükümlülüğüne aykırılık iddiası üzerinde durulup, sonradan sunulan delillerin bu çerçevede incelenerek bu konuda hakimin davayı aydınlatma ödevi (HMK md. 31) gereğince taraflardan açıklama istenilmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilip gerçekleşecek sonucuna göre, dava ve karşı boşanma davası, kusur dağılım ve derecesinin belirlenmesi, boşanmanın sonuçları olan tazminat ve nafaka taleplerinin buna göre karara bağlanması için hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ.Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı-karşı davalı kadının boşanma davası ve fer’ileri yönünden yapılan temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 990.00 TL. vekalet ücretinin C..’dan alınıp N..O..’a verilmesine, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 26.03.2013 (salı)
KARŞI OY YAZISI
Değerli çoğunluk boşanma davalarında hakim işten elini çektikten sonra temyiz aşamasında YENİ VAKIA iler sürülebileceği gibi YENİ DELİL dahi sunulabileceğini ileri sürmektedir.
Karşı tarafın MUVAFAKATI ya da usulüne uygun şekilde ISLAH olmadan YENİ VAKIA ve DELİLLERİN boşanma davasına dahil edilemeyeceği TEKSİF İLKESİNİN doğal bir sonucudur.
Bu görüşümüzü Hukuk Genel Kurulunun 2010/2-277 esas ve 2000/324 sayılı dava dosyasında aynen savunduğumuz gibi bu doğrultuda oyumuzu kullandık. Görüşümüze Hukuk Genel Kurulunun aynen destek vermiş bulunmaktadır. Kaldı ki daha sonra yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanununun hükümleri bile aynı görüşü benimsemiştir.
Değerli çoğunluğun görüşüne katılmama Hukuk Muhakemeleri Kanununun 33. maddesi izin vermemektedir.
KARŞI OY YAZISI
Davalı-karşı davacı koca, davacı-karşı davalı eşinin açtığı boşanma davasına karşı verdiği karşı dava dilekçesinde, davacının iddialarını kabul etmediklerini, davacı-davalı eşinin ve ailesinin kendisine ve ailesine hakaret ettiğini, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına davacı eşinin sebep olduğunu ileri sürerek boşanmalarına karar verilmesini istemiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davacı-davalının davasının kabulüne, davalı-karşı davacının davasının reddine karar verilmiştir. Davalı-karşı davacı koca dava dilekçesinde, yargılama aşamasında ve temyiz dilekçesinde davacı-karşı davalı eşinin sadakatsizliğine ilişkin bir vakıaya dayanmadığı gibi buna ilişkin bir delilde göstermemiştir.
Hükmün temyiz edilmesinden ve dosyanın dairemize gelmesinden sonra 28.02. 2013 tarihinde dairemeze gönderdiği dilekçesinde; davacı-davalı kadının kendisini aldatarak sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını beyan ederek davalıya ait resimler ibraz etmiştir.
Sayın çoğunlukla aramızdaki fark dava dilekçesinde dayanılmayıp, temyiz aşamasında bile ileri sürülmeyen vakıaların ve delillerin, temyiz aşamasında mahkemece değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu deliller değerlendirilmek üzere hükmün bozulup bozulamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 179/1. maddesi, gerekse 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 119/1-e maddesi uyarınca davacı, davanın dayanağı olan bütün vakıaları ve bunlara ilişkin delillerini sıra numarası altında ve açık özetleriyle birlikte dava dilekçesine yazmalıdır. Bunlar, dava dilekçesindeki talep sonucunun dayanağı olan ve bu talep sonucunu haklı göstermeye yarayan vakıalardır. Davalı-davacının karşı dava dilekçesinde bildirdiği vakıaların doğru olduğu yargılama sırasında ispat edilirse ve bu vakıalar davalı-karşı davacıyı haklı gösteriyorsa, dava kabul edilerek davalı-karşı davacı lehine hükme bağlanır.
Dava dilekçesinde ileri sürülmemiş olan vakıalar, davadan sonra kendiliğinden incelenemeyeceği gibi, hakim onları hatırlatacak hallerde dahi bulunamaz (H.U.M.K m75, HMK. m. 25/1). O halde, sadece dava dilekçesinde bildirilmiş olan vakıalar davanın sınırını çizmekte ve mahkemece ancak, bu vakıalar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılabilmektedir. İşte bu nedenledir ki, her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre karara bağlanır. Bir başka ifadeyle hüküm, davacının dava dilekçesinde dayandığı olayları kapsar.
Aksinin kabulü; davacının dayandığı olguların, dolayısıyla elde etmek istediği nihai talebin dışına çıkılması sonucunu doğuracağı gibi; temyiz ve karar düzeltme süreçleri de dâhil, yargılamanın hangi aşamasına kadar gerçekleşecek hukuki ve fiili olguların nazara alınması gerektiği sorununu ortaya çıkaracaktır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 184. maddesinde “Boşanmada yargılama usulü” ayrıca düzenlenmiş; anılan maddenin ilk fıkrasında “Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tabidir” hükmüne yer verilerek, maddede sayılan istisnalar dışında, boşanma davalarının genel yargılama usulüne tabi olduğu belirtilmiştir.
Boşanmada genel yargılama usulünün uygulanmasına ayrık olan kurallar ve uygulanması gereken özel usuller, Türk Medeni Kanunu’nun 184. maddesinde sınırlı olarak belirtilmiş olmasına karşın; bu sınırlamalar ve istisnalar içinde, davadan sonra ortaya çıkan ve dava dilekçesinde dayanılmayan fiili ve hukuki olguların değerlendirmede esas alınacağına dair özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Şu hale göre; her dava ve bu bağlamda -eldeki davada olduğu gibi- boşanma davaları, açıldığı tarihteki hukuki ve maddi olgulara göre sonuçlandırılmalıdır. Öyle ki, bu husus vazgeçilmez temel bir hukuk kuralıdır.
Dava dilekçesinde, davanın açıldığı tarihe kadar davacı-karşı davalının sadakatsiz davranışlar sergilediğini gösterir bir olayın varlığı da ileri sürülmemiştir. Bu itibarla, dava tarihinden hatta karar tarihinden sonra ileri sürülen bir vakıanın değerlendirilmesi ve hükme esas alınması olanaklı değildir.
Nitekim Hukuk Genel Kuruluda 2010/2-227 esas ve 2010/324 karar sayılı 16.06.2010 tarihli kararında da her davanın açılmasına kadar gerçekleşen ve dava dilekçesinde dayanılan hukuki ve maddi vakıalara göre sonuçlandırılması gerektiği benimsenmiştir.
Dava dilekçesinde gösterilmeyen bir vakıanın, davadan, karardan ve hatta temyiz den sonra ileri sürülemeyeceği ve hükmün bu sebeple bozulamayacağı düşüncesiyle usul ve kanuna uygun hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.