Yargıtay Kararı 2. Hukuk Dairesi 2012/8291 E. 2013/8734 K. 29.03.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8291
KARAR NO : 2013/8734
KARAR TARİHİ : 29.03.2013

MAHKEMESİ :Mersin l. Aile Mahkemesi
TARİHİ :16.02.2012
NUMARASI :Esas no:2009/1163 Karar no:2012/137
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 29.03.2013 günü temyiz eden davalı Z. A.vekili Av. S. B. ve karşı taraf davacı Ş. A. vekili Av. M. E…G. geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Evlilik birliğine ilişkin yükümlülüklerden biri olan “sadakat yükümlülüğü” (TMK. md. 185/3) boşanma hükmünün kesinleşmesine kadar devam eder. Eşlerden birinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışı, boşanma davasının açılmasından sonra meydana gelmiş olsa bile, bu hususun diğer eş tarafından iddiadan ibaret kalmayacak şekilde delillendirilmesi durumunda, mahkemece bu iddianın davayı etkileyen önemli bir hadise olduğu kabul edilerek üzerinde durulması gerekir. Zira sadakatsizlik iddiasının sabit olması durumunda, kusur belirlemesi ve buna bağlı olarak takdir edilecek boşanmanın sonuçlarından olan nafaka (TMK.m d. 175) ve tazminat (TMK. md. 174/1-2) taleplerinin bundan etkilenmesi söz konusu olacaktır. Davalı yargılama sırasında davacı eşinin güven sarsıcı davranış içerisine girdiğini ileri sürmüş, temyiz duruşması aşamasında da bu iddiasını delillendirmek için, davacı eşine ait olduğunu iddia ettiği bir kısım doğum belgelerini sunmuştur. Açıklanan nedenlerle, mahkemece yeni hadise şeklinde ileri sürülen ve davada verilen hükmü önemli ölçüde etkileyecek nitelikteki sadakat yükümlülüğüne aykırılık iddiası üzerinda durulup, sonradan sunulan delillerin bu çerçevede incelenip bu konuda hakimin davayı aydınlatma ödevi (HMK.md.31) gereğince taraflardan açıklama istenilmesi ve tüm deliller hep birlikte değerlendirilip, gerçekleşecek sonuca göre karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı kocanın diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 990.00 TL. vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya geri verilmesine, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 29.03.2013 (Cuma)
KARŞI OY YAZISI
Oyum ile desteklediğim Hukuk Genel Kurul Kararının 2010/2-227 esas ve 2010/324 karar sayılı ilamındaki gerekçelere göre farklı düşünüyorum.
KARŞI OY YAZISI
Davalı, davacı eşinin açtığı boşanma davasının yargılaması sırasında 10.02.2012 tarihli dilekçesinde davacının güven sarsıcı davranışlarının bulunduğunu ileri sürmüş ve bu iddialarına ilişkin bir kısım resimler ibraz etmiş, hükmün temyiz edilmesinden ve dosyanın Dairemize gelmesinden sonra temyiz duruşması sırasında da davacının 15.01.2003 tarihinde başka bir şahısla ilişkisi sonucu doğum yaptığına ilişkin doğum belgesi ibraz etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde bu savunmalarına yer vermemiş ve delil listesinde bu delillere dayanmamıştır.
Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı cevap dilekçesinde dayanılmayıp, delil listesinde ibraz edilmeyen vakıaların ve delillerin, hükmün temyizinden sonra ileri sürülüp sürülemeyeceği ve bu deliller değerlendirilmek üzere hükmün bozulup bozulamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Cevap dilekçesinde ileri sürülmemiş olan vakıalar, davadan sonra kendiliğinden incelenemeyeceği gibi, hakim onları hatırlatacak hallerde dahi bulunamaz (H.U.M.K m75, HMK. m. 25/1). O halde, sadece dava ve cevap dilekçesinde bildirilmiş olan vakıalar davanın sınırını çizmekte ve mahkemece ancak, bu vakıalar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılabilmektedir. İşte bu nedenledir ki, her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre karara bağlanır. Bir başka ifadeyle hüküm, davacının dava dilekçesinde, davalının da cevap dilekçesinde dayandığı olayları kapsar.
Aksinin kabulü; davacının ve davalının dayandıkların olguların, dolayısıyla elde etmek istedikleri amacın dışına çıkılması sonucunu doğuracağı gibi; temyiz ve karar düzeltme süreçleri de dâhil, yargılamanın hangi aşamasına kadar gerçekleşecek hukuki ve fiili olguların nazara alınması gerektiği sorununu ortaya çıkaracaktır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 184. maddesinde “Boşanmada yargılama usulü” ayrıca düzenlenmiş; anılan maddenin ilk fıkrasında “Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tabidir” hükmüne yer verilerek, maddede sayılan istisnalar dışında, boşanma davalarının genel yargılama usulüne tabi olduğu belirtilmiştir.
Boşanmada genel yargılama usulünün uygulanmasına ayrık olan kurallar ve uygulanması gereken özel usuller, Türk Medeni Kanunu’nun 184. maddesinde sınırlı olarak belirtilmiş olmasına karşın; bu sınırlamalar ve istisnalar içinde, davadan sonra ortaya çıkan ve dava veya cevap dilekçesinde dayanılmayan fiili ve hukuki olguların değerlendirmede esas alınacağına dair özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Şu hale göre; her dava ve bu bağlamda -eldeki davada olduğu gibi- boşanma davaları, açıldığı tarihteki hukuki ve maddi olgulara göre sonuçlandırılmalıdır. Öyle ki, bu husus vazgeçilmez temel bir hukuk kuralıdır.
Cevap dilekçesinde, davanın açıldığı tarihe kadar davacının sadakatsiz davranışlar sergilediğini gösterir bir olayın varlığı da ileri sürülmemiştir. Bu itibarla, dava tarihinden sonra ileri sürülen bir vakıanın ve temyizden sonra ibraz edilen delillerin değerlendirilmesi ve hükme esas alınması olanaklı değildir.
Nitekim Hukuk Genel Kuruluda 2010/2-227 esas ve 2010/324 karar sayılı 16.06.2010 tarihli kararında da her davanın açılmasına kadar gerçekleşen ve dava ve cevap dilekçesinde dayanılan hukuki ve maddi vakıalara göre sonuçlandırılması gerektiği benimsenmiştir.
Cevap dilekçesinde gösterilmeyen bir vakıanın, davadan sonra ileri sürülüp, karardan ve temyizden sonrada bu vakılara ilişkin delil bildirilemeyeceği ve hükmün bu deliller değerlendirilmek üzere bozulamayacağı düşüncesiyle usul ve kanuna uygun hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.