YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/12407
KARAR NO : 2013/18485
KARAR TARİHİ : 01.07.2013
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ :Boşanma
Yukarıda tarihi, konusu ve tarafları gösterilen hükmün; onanmasına dair Dairemizin 13.03.2013 gün ve 20800 – 6691 sayılı ilamıyla ilgili karar düzeltme isteminde bulunulmakla, evrak okundu, gereği düşünüldü;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 1.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, bu Kanuna 6217 sayılı Kanunla ilave edilen geçici 3. maddenin (1.) bendinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun kanun yollarına ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı hükme bağlandığından, karar düzeltme talebinin incelenmesi gerekmiştir.
Temyiz ilamında yer alan açıklamalara göre Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE, aynı Kanunun 442/3. maddesi gereğince; bu maddede gösterilen para cezasının miktarı 5252 sayılı Kanunun 4. maddesiyle artırıldığından ve aynı yasanın 7. maddesiyle; ceza, idari para cezasına dönüştürüldüğünden, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17. maddesinin 7. fıkrasıyla da idari para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yıl uygulanan miktarın, o yıl için belirlenmiş olan yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanacağı öngörülmüş olmakla, bu suretle hesaplanan 219.00 TL. idari para cezasının ve Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 50.45 TL. ilam harcının karar düzeltme talep edene yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, oyçokluğuyla karar verildi.01.07.2013 (Pzt.)
KARŞI OY YAZISI
Değerli çoğunluk boşanma davalarında davalının tahkikat sona erdikten sonra YENİ VAKIALARA dayanabileceği gibi YENİ DELİL bile sunabileceğini kabul etmiştir. Böyle bir uygulama için Türk Medeni Kanunun 184. ve Hukuk Muhakemeleri Kanununda BOŞANMA DAVALARINA ÖZGÜ bir istisna öngörülmemiştir.
Boşanma davalarını sonlanamaz duruma getirebilecek böyle bir uygulamaya katılmama Hukuk Muhakemeleri Kanununun 33. maddesi hükmü izin vermemektedir.
KARŞI OY YAZISI
Dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine (TMK. md.166/1) dayalı olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra 11.10.2011 tarihinde açılmıştır. Dava dilekçesi ve 17.01.2011 tarihli ön inceleme duruşma günü usulüne uygun tebliğ edildiği halde davalı davaya cevap vermemiş ön inceleme duruşmasınada katılmamıştır. Mahkemece ön inceleme duruşmasından sonra tahkikata geçilmiş ve tahkikat aşamasında davacının delilleri toplanmış tanıkları dinlenmiş, 16.02. 2012 tarihli duruşmada “davalıya önümüzdeki celsenin karar ve sözlü yargılama aşaması olduğu, gelmediğinde yokluğunda karar verileceği hususunu içeren duruşma gününü bildirir şerhli davetiye çıkartılmasına” karar verilerek duruşma 29.03.2012 gününe ertelenmiştir. Davalı 29.03.2012 tarihli duruşmaya gelmiş ve taleplerinin ve delillerinin bulunduğunu bildirmiştir. Mahkemece davalıya “cevap dilekçesini ve delillerini” bildirmesi için iki haftalık kesin süre verilmiş ve duruşma 08.05.2012 tarihine ertelenmiştir. Davalı 02.05.2012 tarihinde 20.000 TL maddi, 20,000. Tl manevi ve aylık 1000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası talebini içeren cevap dilekçesi ibraz etmiş, duruşmada da tanıklarının hazır olduğunu bildirmiştir. Mahkemece davalının hazır olan tanıkları dinlenmiş, evlilik birliğinin temelinden sasılmasında tarafların eşit kusurlu oldukları kabul edilerek boşanmalarına karar verilmiş ve davalı kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmiş, hüküm davacı tarafından kusur belirlemesi ve yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilmiştir.
Medeni Usul Hukukuna hakim olan ilkelerden biriside “teksif” ilkesidir. Bu ilkeye göre tarflar, bütün iddia ve savunmalarını belli bir usul kesitine kadar ileri sürmelidir. Bu usul kesitinden sonra ileri sürülen dava malzemeleri kural olarak mahkemece kabul edilmemelidir. Bunun sebebi, davaların gereksiz yere ve kötü niyetle uzatılmasını önlemektir.
“Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.(2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır. (HMK. md.142)
Buna göre taraflar dayandıkları vakıaları davanın başında, en geç cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleriyle ileri sürmek zorundadırlar. Daha sonra yeni vakıaların ileri sürülmesine karşı taraf açıkça izin vermezse, hakim yeni vakıaları inceleyemez. Davaya cevap vermeyen davalı, davacının dava dilekçesindeki bütün iddialarını inkar etmiş sayılır. Ve sadece bu yöne ilişkin delil gösterebilir. Ne varki buna ilişkin delillerinde bir gösterme usulü ve zamanı vardır. Mahkemece 16.02.2012 tarihli duruşmada tahkikatın bittiğine karar verilmiş ve davalıya sözlü yargılama duruşması için davetiye gönderilmiştir. Tahkikatın sona ermesinden sonra davalının yeni vakıalara dayanması, bu vakıalara ilişkin delil göstermesi ve yeni taleplerde bulunması iddia ve savunmanın genişletilmesi niteğindedir. Davacının da buna açık muvakatı yoktur. (HMK.md.142/son) Hukuk Muhakemeleri Kanununun 177. maddesine göre tahkikatın bitiminden sonra tarafların iddia ve savunmalarını ıslahla bile değiştirebilmeleri mümkün değildir. Hal böleyken mahkemenin davalının tahkikatın sona ermesinden sonra gösterdiği delilleri toplaması ve bu delilleri esas alarak tarafların eşit kusurlu kabul edilerek bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davalının yoksulluk nafakası talebinin kısmen kabulü doğru olmamıştır. Bu sebeple davacının karar düzeltme talebinin kabulü ile hükmün bu yönden bozulması gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.