YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/17792
KARAR NO : 2018/5792
KARAR TARİHİ : 03.05.2018
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından; kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatlar, yoksulluk nafakası ve yargılama giderleri yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı kadının boşanmayı gerektirir kusurlu bir davranışının varlığı kanıtlanamamıştır.
Türk Medeni Kanununun 166. maddesinde “evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerin her birinin boşanma davası açabileceği” hükme bağlanmıştır. Bu hükmü, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK m. 166/2).
Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak bu yön temyiz edilmediğinden bozma nedeni yapılmamış yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.
2-Davacı erkeğin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;
a)Dosyanın incelenmesinde, dava dilekçesinin davalı kadına usulüne uygun ihtarlı 30.09.2015 tarihinde tebliğ edildiği, davalı kadın tarafından iki haftalık yasal süresinden sonra 15.12.2015 tarihinde cevap dilekçesi verildiği anlaşılmaktadır. Süresinde cevap dilekçesi vermeyen davalı, dava dilekçesinde ileri sürülen vakıaların tamamını inkar etmiş sayılır (HMK m. 128) ve diğer tarafın kusurlu olduğuna yönelik bir vakıa ileri süremeyeceği gibi davalının delilleri de toplanılarak davacıya kusur izafe edilemez. Bu durumda, davacı erkeğe de kusur yüklenemez. Davalı kadının süresinde talep etmediği yoksulluk nafakası ve maddi ve manevi tazminat istekleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerekirken bu istekler hakkında esasa ilişkin hüküm tesisi de doğru olmamıştır.
b)Davacının davası kabul edildiğine göre bu dava nedeniyle yaptığı yargılama giderlerinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine karar verilmesi gerekirken yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması şeklinde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2/a ve 2/b bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 03.05.2018(Prş.)