Yargıtay Kararı 2. Hukuk Dairesi 2016/18510 E. 2016/14632 K. 14.11.2016 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/18510
KARAR NO : 2016/14632
KARAR TARİHİ : 14.11.2016

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Boşanma-Ziynet ve Çeyiz Alacağı

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından tazminatların miktarı, yoksulluk nafakasının reddi ve vekalet ücretleri yönünden; davalı erkek tarafından ise, kusur belirlemesi, tazminatlar, çeyiz ve ziynet alacağı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Davacı kadın tahkikat aşamasında dava devam ederken davalı erkeğin başkasıyla nişanlandığını bu suretle sadakatsiz olduğunu iddia etmiş ve buna ilişkin olarak bir takım fotoğrafları dosyaya sunmuş, mahkemede erkeğin sadakatsiz olduğundan bahisle kusurlu bularak davanın kabulüne karar vermiş, kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmetmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 119/1-e bendine göre, dava dilekçesinde iddianın dayanağı olan bütün vakıaların açık özetlerinin gösterilmesi gerekir. Davacı dava dilekçesinde erkeğin sadakatsizliğine dayanmamış, tahkikat aşamasında bu yönde beyanda bulunmuştur. Davacı kadın tarafından usulünce ileri sürülmeyen bu vakıaya dayanılamaz ve davalı tarafa kusur olarak yüklenemez. Zira her dava açıldığı tarihteki şartlara tabi bulunur ve davadan sonra oluşan vakıalar görülmekte olan boşanma davasında hükme esas alınamaz. Bu durumda, dava açıldıktan sonra gerçekleştiği iddia olunan sadakatsizlik eyleminin davalı erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği gibi, davalının başkaca kusurlu bir eylemi de davacı tarafından ispatlanamamıştır. Öyleyse Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Dinlenen davacı ve davalı tanıklarının sözleri, maddi hadiselere dayanmamakta, soyut ve genel nitelikte olup, boşanma sebebinin varlığı için yeterli değildir. Bu durumda kadının davasının reddi gerekirken, yetersiz gerekçe ile kabulü ile boşanmaya karar verilmesi doğru bulunmamıştır. Ne var ki, boşanma hükmü temyiz kapsamı dışında bırakıldığından bozma sebebi yapılmamış, yanlışlığa işaret edilmekle yetinilmiştir.
2- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı erkeğin çeyiz eşyasına yönelik olarak temyizi ile davacı kadının yararına hükmolunan tazminat miktarları ve yoksulluk nafakasına yönelik temyiz itirazları yersizdir.
3-Tarafların diğer temyiz itirazlarına hasren yapılan incelemeye gelince;
a)Yukarıda 1. bentte açıklandığı üzere, tarafların boşanmayı gerektiren kusurları bulunmamaktadır. Boşanma sonucu maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için, tazminat yükümlüsünün kusurlu, talep eden eşin ise, kusursuz veya diğerine göre daha az kusurlu olması gerekir (TMK m. 174/1-2). Durum böyleyken davalı erkeğin kusurlu olduğunun kabulü ve bu hatalı kusur belirlemesine göre davacı kadın lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir.
b)Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür (TMK m. 6, HMK m. 190/1). Davacı kadın dava konusu ziynetlerin davalının ailesinin baskısı nedeniyle koyduğu banka kasasından aldığını ve erkeğin ailesine verdiğini, ziynetlerin akıbeti hakkında bilgisi olmadığını iddia etmiş, davalı ise, bu iddianın doğru olmadığını, ziynetlerin kadının uhdesinde olduğunu savunmuştur. Davacı tanıklarının, iddia edilen vakıayla ilgili somut görgüye dayalı bir bilgileri yoktur. Dosyada iddiayı kanıtlamaya elverişli başkaca bir delil de bulunmamaktadır. Olağan olan bu çeşit eşyanın kadının üzerinde olmasıdır. Diğer bir ifade ile bunların davalının zilyetliğine terk edilmiş olması olağana ters düşer. Öte yandan söz konusu eşya, rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen ve götürülebilen nev’idendir. Bu bakımdan, davacı olağanüstü şartlarda evden ayrılmadıkça bu türden eşyaları götürmesi her zaman mümkündür. Mahkemece bu olgulara aykırı olarak kadının ziynet alacağına yönelik talebin reddi gerekirken usul ve yasaya aykırı olarak yazılı gerekçeyle kısmen kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamıştır.
c)Boşanma davasının içinde istenen ve hüküm altına alınan boşanmanın eki niteliğinde olan ve Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinden kaynaklanan yoksulluk nafakası talebinin reddi halinde ayrıca vekalet ücretine hükmedilemez. Bu yön nazara alınmadan, davalı erkek eş yararına gerekçeli kararın hüküm kısmının 15. bendinde yazılı olduğu şekilde vekalet ücreti tayini de usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 3/a, 3/b ve 3/c bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, yukarıda 3/a bendindeki bozma sebebine göre tazminatlar yönünden hükmolunan vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 07.11.2016 (Pzt.)