YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2008/16127
KARAR NO : 2009/5615
KARAR TARİHİ : 02.04.2009
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği … İLÇESİ, … Köyü Kersen mevkiinde bulunan ve 1953 yılında yapılan genel kadastroda tapulama dışı bırakılan sınırlarını bildirdiği taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, bu yer için … tarafından açılan davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, taşınmazın önce tapulama dışı bırakılmışsa da, şimdi ekonomik değeri bulunduğu bu nedenle Hazine adına tapuya tescilini istemiştir. … ise taşınmazın 1957 yılında imar ihya edilip … alanı olarak zilyet edildiğini, taşınmazın daha sonra kendisine devredildiğini, adına tapuya tescilini istemiştir. Mahkemece Hazinenin davasının reddine, …’ın davasının kabulüne, … Köyü kesren Mevkiinde bulunan 26.04.2007 tarihli … bilirkişi krokisinde (A) ile gösterilen 3609.53 m2’lik bölümün davalı ve karşı davacı … adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Taşınmazların bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu işlemi 1952 yılında yapılmış ve 07/02/1953 – 07/03/1953 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşmiştir. Anılan çalışmada çekişmeli taşınmazlar tespit harici bırakılmıştır. Daha sonra tespit harici kalan taşınmazlar hakkında 1988 yılında yapılan ek arazi kadastrosunda, çekişmeli taşınmaza 988 parsel numarası verilerek, 3400 m2 yüzölçümünde bağ ve … bahçesi niteliğiyle … adına kadastro tesbit tutanağı düzenlenmişse de, Hazinenin kadastro mahkemesinde açtığı davanın kabulüyle, 988 parsel sayısı ile yapılan tesbitin 3402 Sayılı Yasanın 22/1. maddesi uyarınca ikinci kadastro sayıldığından bütün sonuçlarıyla birlikte hükümsüz sayılmasına ilişkin … Kadastro Mahkemesinin 10.10.1991 gün ve 1991/270-311 sayılı kararı 22.09.1992 tarihinde kesinleşmiştir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır.
Hükme dayanak yapılan orman bilirkişi ve ziraat uzmanı bilirkişi raporunda çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerden olduğu bildirilmişse de, çekişmeli taşınmazın yakın tarihli memleket haritasında ne olarak nitelendirildiği, eski ve … tarihli … fotoğraflarında ne şekilde görüldüğü belirlenmemiş, taşınmazın imar ihya tarihi bilimsel olarak saptanmamışsa da;
1) Çekişmeli taşınmaz için davacı adına 1998 yılından 2005 yılına kadarki dönem için ecrimisil tahakkuk ettirilip 19.07.2006 tarihinde tebliğ edildiği, davacının bu ecrimisilin iptali istemiyle dava açmadığı gibi 14.07.2006 tarihli dilekçesiyle taşınmazı satın almak istediğini bildirdiği, bu nedenle davalı ve karşı davacı …’ın taşınmaz üzerinde … sıfatıyla zilyet ettiğinden söz edilemeyeceği
2) Çekişmeli taşınmazın 1952 yılında yapılan genel kadastroda çalılık olarak tapulama dışı bırakıldığı, 1988 yılında yapılan kadastroda, … tarafından imar ihya edilip 1960 yılında zeytinlik haline getirildiği ve o tarihten sonra zilyet edildiğinden söz edilerek, 3400 m2 yüzölçümündeki zeytinlik niteliğiyle … adına 06.01.1988 tArihinde tesbit edildiği, 29.04.1988 ila 30.05.1988 tarihlerinde askıya çıkarıldığı, Hazine tarafından açılan davanın kabulü ile 3402 Sayılı Yasanın 22/Son maddesi gereğince ikinci kadastro sayıldığından yapılan tesbitin bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılmasına ilişkin Kadastro Mahkemesinin 10.10.1991 gün ve 1991/270-311 sayılı kararının 22.09.1992 tarihinde kesinleştiği, taşınmazın 06.01.1988 tarihinde Hazine adına yapılan kadastro tesbiti ve Hazinenin savı kabul edilerek, kesinleşmiş kadastro mahkemesi kararı ile taşınmazın tapulama harici bırakılması nedeniyle, zilyetliğin nizasız ve fasılasız olduğundan söz edilemeyeceği, mahkeme kararının kesinleştiği 1992 yılından dava tarihine kadar 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği süresinin dolmadığı,
3) Çekişmeli taşınmazın 1952 yılında tapulama harici bırakılmışsa da, hangi nitelikte tapulama dışı bırakıldığı usulünce saptanmadığı anlaşılmıştır.
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun uygulanmaya başladığı tarihe kadar kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanların tesbit dışı bırakıldığı, bir diğer anlatımla arazi kadastrosu ekiplerinin ormanların kadastrosunu yapmadığı, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılmış ve kesinleşmiş ise bu işleme ait kayıtların, birliğin tapu kütüğüne aktarılması ile yetinildiği, bölgede orman tahdidinin yapılmadığı durumlarda ise; arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılmasının Orman Yönetiminden istendiği, Yönetimin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekiplerinin bu sınırlamayı esas almak suretiyle kadastro çalışmalarını yürüttüğü, bu uygulamanın yukarıda da belirtildiği üzere 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihe kadar sürdürüldüğü, 3402 sayılı Kanun’un yürürlüğünden sonra ise anılan kanun’un 4. maddesi gereğince işlem yapıldığı, her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekeceği, bu nedenle dava konusu somut olayın 5602 sayılı Kanun hükümleri gereğince irdelemesinin yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesinin zorunlu olduğu, 1953 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla, bu taşınmazın etrafında bulunan arazi bölümlerinin kısmen aynı şekilde tesbit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazın Güneyindeki arazi bölümünün ise … arazisi niteliğiyle zilyetleri adına tesbit ve tescil edildiği, yörede dava tarihine kadar henüz orman kadastrosunun yapılmadığı, çekişmeli taşınmazın orman alanları ve toplu … alanlarına göre konumu, orman ile arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri nazara alındığında davaya konu taşınmazın yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü gerekeceği, her ne kadar yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, taşların temizlenip önceden tarla olarak kullanıldığı, sonrada … ağacı dikildiği üzerinde 24 adet 40-45 yaşında … ağacı … olduğunu ifade etmişler ise de; bir kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, zemine ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemeyeceği, 1956 tarihli memleket haritasında çalılık sembollü yeşil alanda işaretlenmesi nedeniyle, taşınmazın öncesinin orman olmadığının bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekeceği, davacı tarafın taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamadığı,. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesinin “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” hükmü gereğince, Zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olmasının o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmeyeceği, toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün olmadığı (Yüksek Hukuk Genel Kurulunun 13.03.2002 gün ve 2002/8-183-18712.05.2004 gün ve 2004/8-242-292 Sayılı kararları aynı yöndedir.), gözetilerek Hazinenin davasının kabulüne ve gerçek kişinin isteminin reddine, çekişmeli taşınmazın orman niteliğiyle tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedeni göre Hazinenin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına 02/04/2009 günü oybirliği ile karar verildi.