Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2009/2003 E. 2009/5584 K. 01.04.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/2003
KARAR NO : 2009/5584
KARAR TARİHİ : 01.04.2009

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R

2000 yılında 3402 Sayılı Yasanın 22.maddesi uyarınca kadastro dışı bırakılan yerlerde yapılan kadastro sırasında … Köyü 362 parsel sayılı 15.224,19 m2 yüzölçümündeki taşınmaz senetsiz ve belgesizden … …’ın zilyetliğinde iken 1956 yılında noter satış senedi ile … …’a sattığı, …’ında taşınmazın 2.000 m2 yüzölçümlü bölümünü 1999 yılında …’a sattığı, her ikisinin zilyetliğinde bulunduğu ancak taşınmazın 1962 yılında yapılan ilk tesis kadastrosu sırasında orman olarak kadastro dışı bırakıldığı, daha sonra orman kadastro komisyonunca 21.10.1982 tarihinde düzenlenen İstanbul G22-b-04-a paftasında bu yerin ormanla ilgisinin bulunmadığından sarıya boyanıp kültür arazisi olarak belirtildiğinden söz edilerek tarla niteliği ile Hazine adına tespit edilmiştir.
Davacı … …; 362 parsel sayılı taşınmazın 13224/15224 payının kendisine ait olduğu, davacı …; taşınmazın 2.000 m2 yüzölçümlü kesiminin kendisine ait olduğu iddiası ile ayrı ayrı dava açmışlardır. MAhkemece dava dosyaları H.Y.U.Y.’nın 45. maddesi uyarınca birleştirilmiştIr. Katılan … …; çekişmeli taşınmazı … …’dan satın aldığı, katılan … … …; 362 parsel sayılı taşınmazın tamamının … …’ın zilyetliğinde iken …’a sattığı, …’ında, … …’e sattığı, … …’inde taşınmazın 2.400m2 yüzölçümlü bölümünü kendisine sattığı iddiası ile davaya katılmışlardır. Mahkemece davacı … ve katılan davacı … … tarafından açılan davaların reddine, davacı … … ve katılan davacı … … … yararına kazandırıcı zamanaşımı yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davalarının kabulüne, dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin iptal edilerek bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 22.05.2007 tarihli krokili raporda (A) ile işaretlenen 1.826,07 m2 yüzölçümlü bölümünün … … … adına, 13.398,12 m2 yüzölçümlü kesiminin … … adına tapuya tescillerine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tesbitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 3116 Sayılı Yasa hükümlerine yapılıp 05.12.1942 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu, 1962 yılında genel arazi kadastrosu, 19.11.1981 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 2. madde uygulaması, 15.08.1985 tarihinde ilan edilerek kesinleşen 2896 Sayılı Yasaya göre yapılan aplikasyon ve 2/B madde uygulaması, 14.11.1990 tarihinde ilan edilerek kesinleşen 3302 Sayılı Yasa hükümlerine yapılıp kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması vardır.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan … arazisi niteliğinde bulunduğu, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği koşullarının davacı … … ve katılan davacı … … … yararına oluştuğu kabul edilerek adlarına tescile karar verilmişse de, delillerin takdirinde yanılgıya düşülmüştür.
Yörede 1962 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sonucunda düzenlenen ve bir örneği dava dosyasına getirtilen orijinalinden fotokopisi çıkarılmış kadastro pafta örneğinden, çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanın bitişikteki 1942 yılında kadastrosu yapılan … Devlet Ormanı ile birlikte Devlet Ormanı nitelemesi yapılıp pafta üzerine yazılarak tespit harici bırakıldığı anlaşılmaktadır. 1942 yılı ilk orman kadastro harita ve tutanakları yöntemine uygun olarak yerine uygulanmamış, sadece aplikasyon haritasının uygulanması ile yetinilmişse de, aşağıda izah edileceği gibi bu durum sonuca etkili görülmemiştir. H.G.K.nun 21.01.2004 gün 2004/8-15-7 ve 12/05/2004 gün 2004/8-242-292 ve 12/03/2008 gün ve 2008/20-214-241 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede arazi kadastrosu 1962 yılında 5602 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğü sırasında yapıldığı ve davaya konu taşınmazın tesbit dışı bırakıldığı tartışmasızdır. Burada halledilmesi gereken sorun, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın hangi nitelikte tesbit dışı bırakıldığı konusudur.
3402 Sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başlandığı 10/10/1987 tarihten önce 2613, 5602 ve 766 sayılı Yasaların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. Bir diğer anlatımla, arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 Sayılı Yasanın madde 46/3). Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama 3402 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğe girdiği 10/10/1987 tarihine kadar sürdürülmüş, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan Yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle; somut olayın 5602 Sayılı Yasa hükümleri gereğince irdelemesi yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.
1962 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman sınırı içinde kalan ve kalmayan arazi bölümlerinin tamamı kadastro paftası üzerine Devlet Ormanı nitelemesi yapılarak tesbit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazların bitişiğindeki ya da yakınındaki arazi bölümünün ise … arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tesbit ve tescil edildikleri anlaşılmaktadır. Arazinin konumu ve davalı taşınmaz ile orman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri göz önünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazın yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır. Her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazın 1942 yılında yapılan orman sınırları dışında olduğunu ifade etmişlerse de, kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, araziye ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi düşüncesine değer verilemez. Mevcut deliller karşısında taşınmazın öncesinin orman olmadığı, bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekir. 6831 Sayılı Orman Yasasının 1. maddesi gereğince, “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir. Yine H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8-964-751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 – 183- 187 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerlerin de orman sayılacağı kabul edilmiştir. Kaldı ki 1957 tarihli memleket haritasında çekişmeli taşınmaz yeşil renkli ormanlık alanda gözükmektedir.
Tesbit edilen bu durumlara göre, yöredeki Devlet ormanlarının kadastrosunun 1942 yılında yapıldığı, 1962 yılında yapılan genel kadastroda çekişmeli parsel kadastro paftası üzerine Devlet Ormanı nitelemesi yapılarak tesbit harici bırakıldığı, 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasa ile o tarihte var olan özel ve tüzel kişilere ait bütün ormanların hiç bir bildirime gerek kalmaksızın devletleştirildiği, bu nedenle, 4785 Sayılı Yasanın yürürlük tarihinden önce bu yerde yapılan orman kadastrosunun uygulanması sonucu taşınmazların orman niteliğinin belirlenmesinin mümkün olmadığı, 1942 tahdit haritasının ve tutanaklarının uygulaması yetersiz ise de, yörede 4785 Sayılı Yasa hükümlerine göre bir orman kadastrosu yapılmadığından bu eksikliğin sonuca etkili olamayacağı, çekişmeli taşınmazın en eski 1957 tarihli memleket haritasında yeşil renkli ormanlık alanda gözükmesi ,1962 yılında da eylemli orman olması nedeniyle tespit harici bırakılan taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu, İstanbul İline içme ve kullanma suyu sağlayan … Barajının su havzasının koruma bandı içinde kaldığının bilirkişi raporunda belirtildiği, 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması sonucu orman rejimi dışına çıkartılan ve su havzasında kalan yerlerin dahi Hazine tarafından yeniden Orman Genel Müdürlüğüne orman yetiştirilmek üzere tahsis edildiğinin aynı bölgede Daireye temyiz incelemesi için gelen bir çok dosya içindeki evraklardan anlaşıldığı, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerin 1957, 1976, 1997 ve 2005 tarihli memleket haritalarında dahi bitişikdeki devlet ormanının devamı ve yeşil orman alanında göründüğü, bu durumda tesbit gününe kadar imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı koşullarının dahi oluşmadığı, esasen Anayasanın 169, 3402 Sayılı Yasanın 17/1 ve18/2.maddeleri gereğince ormanların zilyetlikle kazanılamayacağı gözönünde bulundurularak dava konusu parselin öncesinin orman olduğu, üzerindeki orman bitki örtüsünün sonradan ortadan kaldırıldığı ve bitişik Devlet Ormanının devamı niteliğinde bulunduğu anlaşılmakla, açılan tüm davaların reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu gibi hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin incelenmesine gerek olmadığına 01/04/2009 günü oybirliği ile karar verildi.