YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/2042
KARAR NO : 2009/5585
KARAR TARİHİ : 01.04.2009
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine ve davacı … … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
2000 yılında 3402 Sayılı Yasanın 22.maddesi uyarınca kadastro dışı bırakılan yerlerde yapılan kadastro sırasında, … Köyü 338, 340 ve 341 parsel sayılı sırasıyla 10.166,76 m2, 6.822,99 m2 ve 2.529,26 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar, senetsiz ve belgesizden öncesinde bir bütün olarak … …’nın 20 yılı aşkın süreyle zilyetliğinde bulunduğu, 1965 yılında ölümüyle mirasçılarına geçtiği, mirasçılarının da 1988 yılında … ve … ’e sattıkları, bunlarında 1995 yılında … ’e sattıkları, o tarihten bu yana …’in zilyetliğinde bulunduğu, ancak taşınmazların 1962 yılında yapılan ilk tesis kadastrosu sırasında orman olarak kadastro dışı bırakıldıkları, daha sonra orman kadastro komisyonunca 21.10.1982 tarihinde düzenlenen İstanbul F22-C-24-d paftasında bu yerlerin orman ile ilgilerinin bulunmadığı sebebiyle sarıya boyanarak kültür arazisi olarak belirtildiklerinden söz edilerek tarla nitelikleri ile Hazine adına tespit edilmişlerdir.
342 parsel sayılı 32.075,86 m2 yüzölçümündeki taşınmaz … Köy Tüzel Kişiliğinin zilyet ve tasarrufunda olduğu, 21.10.1982 tarihinde düzenlenen orman paftasında bu yerin sarıya boyanarak kültür arazisi olarak belirtildiğinden söz edilerek tarla niteliği ile Hazine adına tespit edilmiştir.
255 parsel sayılı 14.261,03 m2 yüzölçümündeki taşınmaz köy tüzel kişiliği tarafından ormandan açılarak tarla haline getirildiği, 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması ile Hazine adına orman rejimi dışına çıkarıldığından söz edilerek tarla niteliği ile Hazine adına tesbit edilmiştir.
Davacı … …, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine tutunarak 255, 340, 341 ve 342 parsel sayılı taşınmazları 1965 yılından buyana kullandığı, 342 parseli ise … ile birlikte ortak olarak kullandıkları, taşınmazların adına tapuya tescili istemiyle dava açmıştır.
Davacı …; satış ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine tutunarak 342 parsel sayılı taşınmazın adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Davacı …; kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine tutunarak 338, 340 ve 341 parsel sayılı taşınmazların adına tapuya tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece, her üç dava dosyası H.Y.U.Y.’nın 45. maddesi uyarınca birleştirilmiştir.
Davanın devamı sırasında davacılardan … …; 340 ve 341 parsellere yönelik davasından feragat etmiş, 255 parselin kütüğün beyanlar hanesinde zilyet olduğu şerhinin yazılmasını ve 342 parselin adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, … … ve …’ın zilyetliklerinin bulunmadığı gerekçesi ile açtıkları davaların reddine, 338, 340 ve 341 parsel sayılı taşınmazların kesinleşen tahdit dışında kaldıkları , bu taşınmazlar üzerinde … yararına 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17. maddelerinde düzenlenen zilyetlik ve imar ihya yoluyla taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçesi ile 338, 340 ve 341 parsellerin kadastro tespitlerinin iptal edilerek … adına, 255 ve 342 parsellerin ise tespit gibi Hazine adına tapuya tescillerine karar verilmiş, hüküm davacılardan … … ve davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tesbitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 3116 Sayılı Yasa hükümlerine yapılıp 05.12.1942 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu, 1962 yılında genel arazi kadastrosu, 19.11.1981 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 2. madde uygulaması, 15.08.1985 tarihinde ilan edilerek kesinleşen 2896 Sayılı Yasaya göre yapılan aplikasyon ve 2/B madde uygulaması, 14.11.1990 tarihinde ilan edilerek kesinleşen 3302 Sayılı Yasa hükümlerine yapılıp kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması vardır.
1- Davacılardan … …’ın temyiz itirazları 255 ve 342 parsel sayılı taşınmazlara yönelik olup, incelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, uzman orman bilirkişi raporuna, kesinleşen tahdit haritasına dayalı olarak yapılan uygulama ve araştırma sonucu 255 parsel sayılı taşınmazın 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen orman tahdit haritası içinde kaldığı, daha sonra 15.08.1985 tarihinde ilan edilerek kesinleşen 2896 Sayılı Yasa ile değişik 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması ile Hazine adına orman rejimi dışına çıkarıldığı, 342 parselin ise kesinleşen tahdit dışında kaldığı, ancak 1944 tarihli memleket haritasında yeşil renkli ormanlık alanda gözüktüğü, 1962 yılında yapılan tesis kadastrosu sırasında da devlet ormanı belirtmesi ile kadastro dışı bırakıldığı anlaşıldığına, öncesi orman olan yerlerin tapu ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla kazanılamayacağına, kaldı ki taşınmazların 14-15 yıl süreyle ekilip biçilmedikleri, üzerlerinde halihazırda maki bitki örtüsü bulunduğuna göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davalı Hazinenin temyiz itirazları 338, 340 ve 341 parsel sayılı taşınmazlara yönelik olup mahkemece, taşınmazların orman sayılmayan … arazisi niteliğinde bulundukları, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği koşullarının davacılardan … yararına oluştuğu kabul edilerek … adına tescile karar verilmişse de, delillerin takdirinde yanılgıya düşülmüştür.
Yörede 1962 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sonucunda düzenlenen ve bir örneği dava dosyasına getirtilen orijinalinden fotokopisi çıkarılmış kadastro pafta örneğinden, çekişmeli taşınmazların bulundukları alanın bitişikteki 1942 yılında kadastrosu yapılan … Devlet Ormanı ile birlikte Devlet Ormanı nitelemesi yapılıp pafta üzerine yazılarak tespit harici bırakıldığı anlaşılmaktadır. 1942 yılı ilk orman kadastro harita ve tutanakları yöntemine uygun olarak yerine uygulanmamışsa da, aşağıda izah edileceği gibi bu durum sonuca etkili değildir. H.G.K.nun 21.01.2004 gün 2004/8-15-7 ve 12/05/2004 gün 2004/8-242-292 ve 12.03.2008 gün ve 2008/20-214-241 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, çekişmeli taşınmazların bulunduğu bölgede arazi kadastrosu 1962 yılında 5602 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğü sırasında yapıldığı ve davaya konu taşınmazın tesbit dışı bırakıldığı tartışmasızdır. Burada halledilmesigereken sorun, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazların hangi nitelikte tesbit dışı bırakıldığı konusudur.
3402 Sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başlandığı 10/10/1987 tarihten önce 2613, 5602 ve 766 Sayılı Yasaların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. Bir diğer anlatımla, arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 Sayılı Yasanın madde 46/3). Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama 3402 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğe girdiği 10/10/1987 tarihine kadar sürdürülmüş, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan Yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle; somut olayın 5602 Sayılı Yasa hükümleri gereğince irdelemesi yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.
1962 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazlarla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman sınırı içinde kalan ve kalmayan arazi bölümlerinin tamamı kadastro paftası üzerine Devlet Ormanı nitelemesi yapılarak tesbit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazların bitişiğindeki ya da yakınındaki arazi bölümünün ise … arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tesbit ve tescil edildikleri anlaşılmaktadır. Arazinin konumu ve davalı taşınmazlar ile orman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri gözönünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır. Her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazların 1942 yılında yapılan orman sınırları dışında olduğunu ifade etmişlerse de, kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, araziye ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi düşüncesine değer verilemez. Mevcut deliller karşısında taşınmazların öncesinin orman olmadığı, bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekir. 6831 Sayılı Orman Yasasının 1. maddesi gereğince, “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir. Yine H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8-964-751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 – 183- 187 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerlerin de orman sayılacağı kabul edilmiştir. Kaldı ki; 1944 tarihli memleket haritasında çekişmeli taşınmazlar yeşil renkli ormanlık alanda gözükmektedir.
Tesbit edilen bu durumlara göre, yöredeki Devlet ormanlarının kadastrosunun 1942 yılında yapıldığı, 1962 yılında yapılan genel kadastroda çekişmeli parseller kadastro paftası üzerine Devlet Ormanı nitelemesi yapılarak tesbit harici bırakıldıkları 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 Sayılı Yasa ile o tarihte var olan özel ve tüzel kişilere ait bütün ormanların hiç bir bildirime gerek kalmaksızın devletleştirildiği, bu nedenle, 4785 Sayılı Yasanın yürürlük tarihinden önce bu yerde yapılan orman kadastrosunun uygulanması sonucu taşınmazların orman niteliğinin belirlenmesinin mümkün olmadığı, 1942 tahdit haritasının ve tutanaklarının uygulaması yetersiz ise de, yörede 4785 Sayılı Yasa hükümlerine göre bir orman kadastrosu yapılmadığından bu eksikliğin sonuca etkili olamayacağı, çekişmeli taşınmazların en eski 1944 tarihli memleket haritasında yeşil renkli ormanlık alanda gözüktükleri, 1962 yılında da eylemli orman olması nedeniyle tespit harici bırakılan taşınmazların orman sayılan yerlerden olduğu, İstanbul İline içme ve kullanma suyu sağlayan … Barajının su havzasının koruma bandı içinde kaldığının bilirkişi raporunda belirtildiği, 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması sonucu orman rejimi dışına çıkartılan ve su havzasında kalan yerlerin dahi Hazine tarafından yeniden Orman Genel Müdürlüğüne orman yetiştirilmek üzere tahsis edildiğinin aynı bölgede Daireye temyiz incelemesi için gelen bir çok dosya içindeki evraklardan anlaşıldığı, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerin 1957, 1976, 1997 ve 2005 tarihli memleket haritalarında dahi bitişikdeki devlet ormanının devamı ve yeşil orman alanında göründüğü, bu durumda tesbit gününe kadar imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı koşullarının dahi oluşmadığı, esasen Anayasanın 169, 3402 Sayılı Yasanın 17/1 ve 18/2. maddeleri gereğince ormanların zilyetlikle kazanılamayacağı gözönünde bulundurularak dava konusu parsellerin öncesinin orman olduğu, üzerlerindeki orman bitki örtüsünün sonradan ortadan kaldırıldığı ve bitişik Devlet Ormanının devamı niteliğinde bulundukları anlaşılmakla, açılan tüm davaların reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu gibi hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: 1-Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle; davacılardan … …’ın temyiz itirazlarının REDDİNE,
2- Yukarıda 2. bentte açıklanan nedenlerle; davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 338, 340 ve 341 parseller yönünden BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin incelenmesine gerek olmadığına 01/04/2009 günü oybirliği ile karar verildi.