Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/15755 E. 2011/3568 K. 30.03.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/15755
KARAR NO : 2011/3568
KARAR TARİHİ : 30.03.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı gerçek kişiler vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 05.02.2009 gün 2008/16960 – 2009/1538 sayılı bozma kararında özetle: “Davacıların tutunduğu tapu kaydının kökü olan Mart 90Y.40 sıra nolu tapu kaydının miktarı 40 dönüm olup daha sonraki gittilerinden Mayıs 307 D.38 sıra nolu kayıtta miktarı 120 dönüme çıkarılmış ise de, tapu kaydının yüzölçümündeki artışın hukuki dayanağı ve haklı bir sebebinin bulunmadığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Tapu Arşiv Dairesi Başkanlığı tarafından gönderilen Mart 90Y. 40 sıra nolu kayıt ile Mayıs 307 D. 38 sıra nolu kaydın düşünceler bölümünde “hasılatından yazılmıştır” açıklamasının bulunduğu, diğer taraftan yerel tapu sicil müdürlüğü tarafından gönderilen Mayıs 307 tarih 38 sıra nolu kayıtta “hükümsüzdür şerhi” bulunduğu, dolayısıyla dayanak tapu kaydının kökünün dahi hasılat defterine göre oluşturulduğu ve miktarının 40 dönüm olduğu, gitti kayıtlarındaki artışın yasal hiçbir dayanağının bulunmadığı sonucuna varıldığı, dayanak tapu kaydının yüzölçümünde yapılan artışın hukuki bir dayanağı olmadığından doğru esasa dayalı ilk kayıt yani kök tapudaki miktarın esas alınması gerektiği, kaldı ki dayanak tapu kaydının 1972 yılında yapılan genel arazi kadastro çalışmaları sırasında dava dışı 32 parsel sayılı taşınmaza miktarı ile revizyon gördüğü, 32 parsele ait Üsküdar Tapulama Hakimliğinin 12.11.1979 gün 1979/32-58 sayılı dosyasında çekişmeli taşınmazında içinde bulunduğu 3156 parselin, tahdit içinde kalan Devlet Ormanı olarak gösterildiği, dava dışı 33 parsele ilişkin Üsküdar Tapulama Hakimliğinin 1982/10-40 sayılı dosyasındaki hükme dayanak yapılan fen bilirkişi … tarafından düzenlenen 25.12.1982 tarihli krokili raporda temyize konu dosyada tutunulan tapu kaydının dava dışı 32 parselin içinde kalan güney bölümünü kapsadığının belirtildiği, ayrıca davacılar çekişmeli yerleri dayanak tapu kaydının maliklerinden haricen satın aldıklarını iddia etmişler ise de bu yönde belge veya senet dosyaya sunmadıkları, Dairede aynı gün temyiz incelemesi yapılan ve çekişmeli 3156 parselin değişik bölümlerinin dava edildiği Ümraniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/299 – 2006/376 sayılı dosyasında davacılar … ve arkadaşlarının, dava ettikleri yerleri … isimli kişiden satın aldıklarına dair adi satış senedine tutunarak dava açtıkları ve taşınmaz başında yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların, davacıların çekişmeli yeri …’den satın aldıklarını bildirmeleri üzerine davacılar vekilinin keşiften sonra , tapu kaydına tutunarak dava edilen yerleri müvekkillerinin Mayıs 307 D. 38 ve 40 sıra nolu tapu kayıtlarının maliklerinden haricen satın aldıklarını iddia ettikleri, yine Dairede aynı gün temyiz incelemesi yapılan ve çekişmeli 3156 parselin değişik bölümlerinin dava konusu edildiği Ümraniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/300-2006/375 sayılı dosyasında davacılardan Sadi Toprucak ve arkadaşlarının dava ettikleri taşınmazları … isimli kişiden, davacı … ise dava ettiği yeri …’den satın aldıklarına dair adi satış senetlerine tutunarak dava açtıkları ve taşınmaz başında yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların, davacıların çekişmeli yeri …’den satın aldıklarını bildirmeleri üzerine davacılar vekilinin keşiften sonra tapu kaydına tutunarak müvekkillerinin davaya konu yerleri Mayıs 307 D. 38 ve 40 sıra nolu tapu kayıtlarının maliklerinden haricen satın aldıklarını iddia ettikleri , bu denli birbiriyle çelişik ve tutarsız iddialar karşısında 3156 parsel sayılı taşınmaz hakkında dava açan kişilerin dava ettikleri yerleri dayanak tapu kaydının maliklerinden satın almadıkları hatta nizasız ve fasılasız malik sıfatıyla zilyetlerinin dahi bulunmadığı sonuca varıldığı, bunlardan ayrı kural olarak, bir yerin orman olup olmadığının, kesinleşmiş tahdit haritasının uygulanmasıyla çözümleneceği, ancak bu sınırlandırmada 4785 Sayılı Yasa hükümlerinin nazara alınmış olması halinde sağlıklı çözüme ulaşılacağı, 3116 Sayılı Yasa sadece devlet ormanlarını belirlemiş olup; bu yasaya göre, 4785 Sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 13.07.1945 tarihinden önce yapılan sınırlandırmalar sonucu oluşup kesinleşen tahdit haritaları, sınır dışında kalan taşınmazların orman niteliğini ve hukuki durumunu saptamakta yetersiz kaldığı, bu şekildeki taşınmazların orman olup olmadığının 4785 ve 5658 Sayılı Yasalara göre çözümlenmesi gerektiği, 4785 Sayılı Yasanın 1. maddesi gereğince 2. maddesinde sayılan istisnalar dışında bütün ormanlar hiçbir işleme lüzum olmaksızın devletleştirildiği, devletleştirilen ormanlardan bazıları sonradan yürürlüğe giren 5658 Sayılı Yasa ile iadeye tabi tutuldukları, devletleştirilen ve iadeye tabi olmayan ormanlara ait tapu kayıtlarının hukuki değerlerini yitirdikleri, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 4785 Sayılı Yasanın yürürlük tarihinden önce 1943 yılında yapıldığından, kesinleşen tahdit haritası çekişmeli taşınmazın orman tahdit haritası dışında kalan bölümünün orman niteliğini ve hukuki durumunu saptamakta yetersiz kaldığı, Dairemizin geri çevirme kararı üzerine bilirkişi kurulundan alınan ve yöntemince düzenlenen 1957 tarihli aplikeli memleket haritasında çekişmeli yerin büyük bölümünün çalılık rumuzlu yeşil alanda gözüktüğü, kaldı ki; 1972 yılında yapılan ilk arazi kadastrosu sırasında çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerin kadastro paftası üzerinde “Devlet Ormanı” belirtmesi ile kadastro dışı bırakıldığı, ilk tahdidin 4785 Sayılı Yasanın yürürlük tarihinden önce yapılmış oluşu ve 1972 yılında yapılan ilk genel arazi kadastrosu sırasında taşınmazın pafta üzerine “devlet ormanı” olduğu yazılarak kadastro dışı bırakılması nedeniyle 1943 yılı orman kadastro sınırları dışında kalsa dahi Hukuk Genel Kurulunun 12.05.2004 gün ve 2004/8-242-292 sayılı kararında da kabul edildiği gibi, çekişmeli taşınmazın Devlet Ormanı olduğu sonucuna ulaşıldığı, ormanlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi nereye kadar ulaşırsa ulaşsın hukuken değer taşımayacağı, kamu malı niteliğindeki ormanlarda özel mülklerin bağlı olduğu yasa hükümlerinin uygulanamayacağı, tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 Sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkralarının, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edildiği ve kalan fıkralarının da 03.03.2005 gün ve 5304 Sayılı Yasanın 14. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığı gözetilerek gerçek kişilerin davasının reddine karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyulmayarak
direnme kararı verilmiş, Hukuk Genel Kurulunun 10.2.2010 gün 2009/20-552-2010/61 sayılı kararıyla direnme kararı bozulmuş, karar düzeltme istemi de reddedilmiştir.Bunun üzerine mahkemece bozma kararına uyularak davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptal ve tescil niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede dava tarihinden önce 1943 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu, daha sonra 1990 yılında yapılıp kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine 30.03.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.