YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/16877
KARAR NO : 2011/3387
KARAR TARİHİ : 28.03.2011
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında … Köyü 121 ada 26, 122 ada 12, 122 ada 11 parsel sayılı sırasıyla 15759.77 m2, 1480.140 m2 ve 3205.48 m2 yüzölçümündeki taşınmazlardan 26 parsel ham toprak niteliği ile 11 ve 12 parseller tarla niteliği ile Hazine adına tesbit edilmiştir. Davacı, taşınmazların babasından intikal ettiğini ve zilyetliğinde bulunan kültür arazisi olduğu iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece, davanın kabulüne ve dava konusu parsellerin davacılar adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 Sayılı Yasanın 4. maddesi hükmüne göre yapılmış, çekişmeli parseller orman alanı dışında bırakılmıştır.
Mahkemece davacılar yararına 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesinde sözü edilen zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de, mahkemenin bu kabulü toplanan delillere uygun düşmemektedir. Şöyle ki; mahkemece yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tesbit bilirkişiler, davacıların 1950 yılında köyden göç ettikleri, bu tarihten sonra hiç ekilip biçilmediğini söyledikleri gibi davacıların yargılama sırasında dosyaya ibraz ettikleri tapu kayıtlarının da mevki ve hudut itibariyle bu taşınmazlara uymadığı, yerel bilirkişi ve fen bilirkişi uygulama ve raporundan anlaşılmaktadır. Ziraat bilirkişi raporunda da taşınmazların ortalama % 5-15 eğimde olduğu, uzun süredir tarım arazisi olarak kullanıldığı, ancak 25 – 30 yıldır tarımsal faaliyet yapılmadığı ve işlenmediği bildirilmiştir. Bu durumda, tüm dosya kapsamına göre davacıların 1950 yılından önce kullanımı bulunmakta ise de iradi terk nedeniyle en az 25 – 30 yıldır kullanımlarının olmadığı ve kaldı ki terk etmeme iradesini doğrular biçimde de kendileri adına 3. şahıslar tarafından da bir kullanım olduğuna ilişkin bir kanıt bulunmadığı, davacıların dayandıkları tapu ve vergi kayıtlarının dahi bu yerlere mevki ve hudut itibariyle uymadığı anlaşıldığına göre, 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesinde aranan zilyetlikle kazanım koşullarının davacılar yararına gerçekleşmediğinin anlaşılmasına göre, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 28/03/2011 günü oybirliği ile karar verildi.