Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/7322 E. 2010/12577 K. 18.10.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/7322
KARAR NO : 2010/12577
KARAR TARİHİ : 18.10.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılardan … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı … Yönetimi vekili, … Köyü 732 parsel sayılı 4200 m2 yüzölçümündeki taşınmazın kadastroda kişiler adına tespitinin yapıldığını ve satış yoluyla davalı adına tapuya tescil edildiğini, ancak yörede 1990 yılında yapılan orman kadastrosunda orman kadastro sınırları içerisinde bırakıldığını, davalının … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/389 sayılı dosyasında tapu kaydına dayalı olarak açtığı orman kadastrosuna itiraz davasının reddedilerek Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiğini ve böylece taşınmazın devlet ormanı sayılan yerlerden olduğu konusunda kesin hüküm bulunduğunu iddia ederek davalı adına olan tapu kaydının iptal edilerek orman niteliği ile Hazine adına tesciline karar verilmesini ve davalının elatmasının önlenmesini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne ve dava konusu parselin tapu kaydının iptaline ve orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline ve davalının elatmasının önlenmesine karar verilmiş, hüküm davalı … tarafından özetle ” Taşınmazın 1953 yılına ait tevzi tapusu bulunduğu, !972 yılında 766 sayılı Yasaya göre yapılan Tapulamada tevzi tapusuna dayanılarak kadastro tespitinin ilk malikleri adına yapıldığını, kendisinin taşınmazı 25.04.2000 tarihinde tapuda iyi niyetle satın aldığını, orman yönetiminin davasının 3402 sayılı Yasanın 5841 sayılı Yasa ile değişik 12/3. Maddesine göre 10 yıllık hak düşürücü süreden reddi gerektiği halde mahkemece bu yasa hükmünün gözardı edilerek karar verildiğini” bildirerek hükmü temyiz etmiştir.
Dava, kesinleşen orman kadastro sınırları içinde kalan tapu kaydının iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 29.11.1990 tarihinde ilanı yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden sonra 29/11/1990 tarihinde ilan edilip kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır. Davalı yönünden çekişmeli parselle ilgili orman kadastrosu … Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.04.2007 gün 2000/389-167 sayılı kararının kesinleştiği 10.04.2008 tarihinde kesinleşmiştir. 732
sayılı parselle ilgili genel arazi kadastro işlemi 26/04/1973 tarihinde kesinleşmiş ve … … adına tescil edilmiş, onun tarafından temyize konu … Köyü 732 sayılı parsel 25.04.2000 tarihinde yine … …’a ait olup, Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 2007/339 (Dairenin 2010/9821) sayılı dosyasının konusu olan aynı köy 784 sayılı parselde 25/10/2000 tarihinde davalı …’a satmıştır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve 6831 Sayılı Orman Yasasının 7. maddesi “Devlet ormanları ile evvelce sınırlaması yapılmış olup da herhangi bir nedenle orman sınırları dışında kalmış ormanların, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan her çeşit (bu kavrama daha önce arazi kadastrosu yapılan ve yapılmayan tüm taşınmazlar dahildir) taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırının tayini ve tesbiti orman kadastro komisyonları tarafından yapılır.” hükmü gereğince yapılıp kesinleşen orman kadastrosuna ait harita ve tutanaklar ile arazi kadastrosu paftasının uzman orman ve fen bilirkişisi tarafından uygulanması sonucu, dava konusu taşınmazın 1990 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosunda kısmen orman sınırları içinde kaldığı, davalı … tarafından tapu kaydına dayalı olarak 6831 Sayılı Yasanın 11/1. maddesinde yazılı 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açılan orman kadastrosuna itiraz davasının, mahkemenin … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/389-2007/167 sayılı kararı ile reddedilip Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 26.11.2007 gün 2007/12715-15165 sayılı kararıyla onandığı ve 10/04/2008 tarihinde kesinleştiği, kesinleşen bu karar H.Y.U.Y.nın 237. maddesi gereğince taraflar yönünden kesin hüküm olduğu, davacı … Yönetimi, genel arazi kadastrosundan önceki hukuki sebeplere değil, genel arazi kadastrosundan sonraki hukuki nedene dayanarak iptal ve tescil istediğinden, somut olayda 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığı, orman kadastrosunun kesinleşmesiyle taşınmaz kamu malı niteliğini kazandığı ve mülkiyet hakkının Hazineye geçtiği, bu nedenle temyize konu mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten itibaren davalının mülkiyet hakkının sona erdiğini belirleyen ve mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (ihzari) bir hüküm olduğu, bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023 (E.M.Y. … M.Y.974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralının da uygulanamayacağı, dava konusu taşınmazın bitişik … Devlet Ormanının devamı ve ayrılmaz bir parçası olması, taraflar arasında Orman Yönetimi yararına kesin hüküm bulunması ve parselin tarım arazisi olarak kullanılmaması nedeniyle 6831 Sayılı Yasanın 1/F maddesinin somut olayda uygulama olanağının bulunmadığı, Orman Kadastrosuna ilişkin 2000/389 sayılı dosyada 21.06.2006 tarihinde çekişmeli taşınmaz başında yapılan keşifte dinlenen üç kişilik orman mühendislerinin verdiği 11.10.2006 tarihli raporda, taşınmazda tarım yapılmadığı üzerinde geven ve kızılçam ağacı bulunduğu, eğim % 40 olup toprak ve orman muhafaza karakteri taşıdığı dört yönüyle ormana bitişik ve orman bütünlüğünde olduğu hava fotoğraflarında ve 1957 tarihli memleket haritasında orman olarak görüldüğü ve 4753 Sayılı Yasa hükümlerine göre verilen tapu kaydının iktisabının haksız nedene dayandığının belirtildiği, 4753 Sayılı Yasada ormanların tevzi yoluyla dağıtılacağına ilişkin hiçbir hüküm bulunmadığı, aksine yasanın 8. maddesinde ormanların dağıtılamayacağına dair hüküm olduğu halde 1957 tarihinde dahi eylemli orman olduğu anlaşılan taşınmazın tevzi komisyonunca hata ile tapu kaydı oluşturulup … …’a verildiği, bu nedenle sözü edilen tapu kaydının Medeni Yasanın 1025. (EMY.933) yolsuz tescil niteliğinde olduğu ve 3402 Sayılı Yasanın 45/3.
maddesindeki “orman sınırı içinde kalan tapulu yerlerle, toprak tevzi yoluyla verilen yerler başka bir şart aranmadan hak sahipleri adına tespit ve tescil edilir” hükmünün Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün 1987/31-13 ve 13.06.1989 gün 1989/7-25 sayılı kararları ile
iptal edildiği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarından önce davalı yararına tamamlanmış bir hak oluşmadığı; başka bir anlatımla, taşınmazı içine alan orman kadastrosunun Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarından sonra kesinleşmesi nedeniyle, Anayasa Mahkemesi kararlarından önce davalı yararına oluşan kazanılmış haktan söz edilemeyeceği; diğer taraftan, dava konusu 4200 m2 yüzölçümlü 732 sayılı parsele revizyon gören ve haritası bulunan Mart 1953 tarih 451 numaralı tapu kaydının yüzölçümü 4000 m2 ve değişir sınırlı olduğu ve kayıt fazlalığının tevzi tapusu dışında kaldığı, sınırdaki dere boşluğu ve orman alanının kadastro sırasında parsele eklenmesinden kaynaklandığının kabulü gerekeceği dosya kapsamından avukat olduğu anlaşılan ve kendisine ait dava konusu 732 parselle aynı hukuki durumda bulunup ve bu parsele komşu olan ve Dairede temyiz incelemesi yapılan bir çok parseli aynı şekilde satın alan yada bitişikteki bir çok parsel sahiplerinin vekili olan davalının 2000 yılında dahi tarım alanı olarak kullanılmayan ve eylemli orman olduğu anlaşılan dava konusu taşınmazı ve çevresini görmeden ve bitişik ormanın devamı olduğunu bilmeden satın almış olmasının hayatın doğan akışına ve yaşam kurallarına uygun olmayacağından, davalının iyi niyetli olarak da kabul edilemeyeceği, bu nedenlerle dava konusu taşınmazın tapu kaydı üzerine “bu parselin 29.05.1991 tarihinde kesinleşen orman kadastro sınırı içinde kaldığı” konusunda şerh konulmamış olmasının davalının taşınmazı tapu kaydına güven ilkesine dayanarak ve iyi niyetle satın aldığının da düşünülemeyeceği, davalının bu yeri satın alırken ödediği satış bedelini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre taşınmazı kendisine satan kişiden geri alabileceği, sözü edilen AİHM’nin 22 Temmuz 2008 tarih 3583/03 sayılı kararının Devlet Ormanı niteliğinde olan taşınmazın, tapu kaydının kamu yararı gereğince iptali edilemeyeceğine ilişkin olmayıp aksine kamu yararı amacıyla iptal edilebileceğine ilişkin olduğu da gözönünde bulundurulduğunda, davalı adına olan tapu kaydının orman kadastrosu ve kesin hüküm nedeniyle iptaline karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı …’un temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 18.10.2010 günü oybirliği ile karar verildi.