Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/8693 E. 2010/11980 K. 07.10.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/8693
KARAR NO : 2010/11980
KARAR TARİHİ : 07.10.2010

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Hükmüne uyulan Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 2008/6363-5300 sayılı 16.09.2008 günlü bozma kararında özetle: “mahkemece; davalının dayanağını oluşturan tapu kaydının sabit sınırlı olmadığı, tapu kaydı miktar fazlasının öncesinde orman olduğu, orman tahdidinin kesinleştiği tarihten tespit gününe kadar zilyetlikle mülk edinme için zorunlu sürenin geçmediği kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm için yeterli bulunmamaktadır. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede orman tahdidi yapılmış ve 15.9.1990 tarihinde kesinleşmiştir. Davalının dayanağı olan ve 1939 yılında iskan suretiyle oluşan tapu kaydının doğu sınırında “çalılık” okumaktadır. “Çalılık” sınırı, gayrisabit sınır olmakla birlikte; kural olarak orman tanımı içinde kabul edilemez ve koşulları var ise 3402 sayılı Kanun’un 17. maddesi hükmüne göre tapu kaydı miktar fazlasının imar-ihya ile iktisabı mümkündür. Mahallinde yapılan keşfe katılan davalı tanığı ve mahalli bilirkişiler, çekişmeli taşınmazın önce kuru tarım arazisi olarak, 1975-1980-1985 yıllarından sonra da zeytinlik olarak kullanıldığını bildirmişlerdir. Uzman orman, ziraat ve fen bilirkişileri de dosyaya sundukları 26.10.2006 tarihli ortak raporlarında eylemli durumu tarım arazisi niteliğinde olan taşınmazın orman amenajman haritasında, en eski tarihli memleket haritasında ve hava fotoğraflarında tarım arazisi olarak görüldüğünü bildirmişlerdir. Bu durumda taşınmazın öncesinin orman olduğunun kabulü mümkün değildir. Ancak, mahkemece mahallinde yapılan keşifte dinlenen davalı tanığı ve mahalli bilirkişilere kayıt miktar fazlası bölüm üzerindeki imar-ihyanın ne zaman tamamlandığı ve davalı tarafça sürdürülen zilyetliğin edinmeye yeter süreye ulaşıp ulaşmadığı açıkça sorulmadığı gibi, uzman ziraatçi bilirkişi kurulundan da kayıt miktar fazlası bölümle ilgili ayrıntılı rapor alınmamıştır. Doğru sonuca ulaşılabilmesi için; yeniden keşif yapılarak, mahalli bilirkişi ve taraf tanıklarından uzman fen bilirkişi ek raporunda kayıt miktar fazlası olarak belirlenen ve çekişmeli taşınmazın (B) harfi ile gösterilen bölümünün, hangi tarihten beri kim ya da kimler tarafından kullanıldığı öncesinin ne olduğu, imar-ihya edilip edilmediği, edilmiş ise hangi tarihte tamamlandığı, zilyetliğin ne şekilde sürdürüldüğü gibi hususlar ayrı ayrı sorulup saptanmalı; keşfe katılacak uzman bilirkişilerden keşfi ve uygulamayı izlemeye elverişli ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra Hazinenin davasının kabulüne ve dava konusu … Köyü 121 ada 239 nolu parselin krokide (B) ile işaretli 2968,57 m²’lik kısmının parselden ifrazı ile 121 adaya ait en son parsel numarası ile aynı vasıfla Hazine adına tesciline,
bu kısım üzerinde bulunan 20-30 yaş civarında 98 adet zeytin ağacının davalıya ait olduğunun 3402 Sayılı Yasanın 19/2 maddesi uyarınca tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesine, krokide (A) ile işaretli 6203,25 m²’lik kısmın ise yeniden tespit gibi aynı vasıfla davalı adına tesciline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce 1990 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve davalının tutunduğu tapu kaydı doğu sınırının çalılık okuduğu, bu sınırda … Devlet Ormanının bulunduğu, orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten kadastro tutanağının düzenlendiği tarihe kadar zilyetlikle kazanım süresinin dolmadığı ve kaydın kapsamının yüzölçümü ile geçerli olduğu, bu görüşün H.G.K.nun 17/07/2003 gün ve 2003/7- 750 -787 sayılı kararı ile de benimsendiği mahkemece de aynı gerekçelerle yazılı hüküm kurulmasında isabetsizlik bulunmadığından, bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak, Hazine tarafından aynı nedene dayanarak seri bazda birçok dava açıldığı ve 3402 Sayılı Yasanın 31/son hükmüne göre davanın önemi, vekilin sarfettiği emek, hak ve eşitlik kuralları gözönünde bulundurularak maktuen vekalet ücreti tayin ve takdiri gerekirken Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre fazla vekalet ücreti takdiri doğru değil ise de bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu nedenle; hüküm fıkrasının 8.bendinin çıkartılarak bunun yerine “3402 Sayılı Yasanın 31/son maddesi gereğince tayin ve takdir olunan 250.00.- TL. Vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacı Hazineye verilmesine” cümlesinin yazılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün H.Y.U.Y.’nın 438/7. maddesi uyarınca düzeltilmiş bu haliyle ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 07/10/2010 gününde oybirliği ile karar verildi.