YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/7078
KARAR NO : 2011/11010
KARAR TARİHİ : 04.10.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 06/05/2009 gün ve 2009/5683-7567 sayılı bozma kararında özetle (3402 sayılı Kadastro Yasasının 17. maddesi gereğince orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen ve il, ilçe ve kasabaların imar planları kapsamında kalmayan araziden masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilip tarıma elverişli hale getirilen (ev ve benzeri tesisler yapmak, dışarıdan toprak getirilerek tarıma elverişli hale getirmek imar ihya olarak kabul edilemez) ve imar ihyanın tamamlandığı tarihten tescil davasının açıldığı ya da tespit tutanağının düzenlendiği güne kadar 20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülerek tapuya tescili istenen taşınmazların, Kadastro Yasasının 14. maddesinde … diğer koşulların yanında niteliğinin, imar ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun takdiri delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında, gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli … fotoğrafı ile gerçeğin modeli olan memleket haritaları ile dava tarihinden ya da kadastro tespit tarihinden 15 – 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli … fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen streoskopik çift … fotoğraflarının streoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip taşınmazın niteliğinin, konumunun ve kullanım durumunun anlatılan bilimsel yöntemle kesin olarak belirlenmesi ve ayrıntılı olarak araştırılması gereken hususlar belirtilerek tüm delillerin tümü birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği) gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kısmen kabulüne ve 01/07/2010 havale tarihli raporun eki krokide (B) ile gösterilen 4265,203 m²’lik bölümünün tarla vasfıyla davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, krokide (C) ile gösterilen 1474,89 m²’lik bölüme yönelik talebin reddine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, medeni kanunun 713. maddesi uyarınca açılmış tescil davası niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu yapılmamıştır. Genel arazi kadastrosu ise 1978 yılında yapılmış, çekişmeli yer 766 sayılı Tapulama Yasasının 2. maddesi uyarınca tespit dışı bırakılmıştır.
Mahkemece verilen karar usul ve yasaya aykırıdır. Şöyle ki; Yargıtay bozma kararından önce yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ve dava konusu parselin … bilirkişi krokisinde (C) ile gösterilen 1625,44 m²’lik bölüm yönünden davanın kabulüne, davacının tescil davasına konu ettiği diğer bölümlere yönelik taleplerinin reddine dair hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir. Davacı kişi vekili verilen bu hükmü temyiz etmemiştir. Bu durumda tescil davasının redde konu taşınmaz bölümleri yönünden davalı Hazine yararına usuli kazanılmış hak doğmuştur. Hal böyle olunca, bozma sonrasında yerel mahkemece, bozma öncesinde verilen kararda bütünüyle red edilen bölüm içinde olan ve krokide (B) ile gösterilen 4265,203 m²’lik bölümünün davacı … adına tesciline dair verdiği karar usuli kazanılmış hakkın açıkça ihlali niteliğindedir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kavram, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin yada tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK).
Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır:
Mahkemenin bozmaya uymasından sonra … bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir … kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilirse, usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan … duruma göre karar verilebilecektir (HGK.nun 21.01.2004 gün, 2004/10-44 E, 19 K.).
Bu sayılanların dışında ayrıca; görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (… …, Hukuk Muhakemeleri Usulü-6. Baskı, cilt 5, 2001). usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün ve 2006/4-519-527 sayılı ilamı, YHGK.’nun 31.05.2006 gün ve 2006/10-307-337 sayılı ilamı, YHGK.’nun 10.05.2006 gün ve 2006/4-230-288 sayılı ilamı)
Bu itibarla, somut olayda yukarıda değinildiği gibi, bozma öncesi alınan … bilirkişisi raporunda krokide (C) ile gösterilen bölüm dışındaki diğer bölümler yönünden davanın reddine ilişkin karar davacı tarafından temyiz edilmediğinden dava konusu edilen ve bozma öncesi alınan raporda krokide (C) ile gösterilen bölüm dışındaki taşınmazlar yönünden verilen red kararı kesinleşerek davalı yararına usuli kazanılmış hakkın doğduğu açık seçiktir. Hal böyle olunca bozma sonrası fenbilirkişi … tarafından düzenlenen 01.07.2010 havale tarihli rapor ve eki krokide (B) ile gösterilen 4265,203 m²’lik bölüm yönünden davacının davasının reddine karar vermek gerekirken usuli kazanılmış hakkın ortadan kaldırılması sonucunu doğurur biçimde … olduğu üzere krokide (B) ile gösterilen taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmiş olması doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenler ile davalılar Hazine ve Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde Orman Yönetimine iadesine 04/10/2011 günü oybirliği ile karar verildi.