Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/7945 E. 2011/12105 K. 25.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/7945
KARAR NO : 2011/12105
KARAR TARİHİ : 25.10.2011

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında … köyü, 102 ada 111 parsel sayılı 2089,56 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle tarla niteliği ile davalı gerçek kişilerin murisi adına tesbit edilmiştir. Davacı Hazine, dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler ile kaçak ve yitik kişilerden kalma yerlerden olduğu iddiasıyla dava açmıştır. Katılan davacı … Yönetimi ise 05/04/2010 tarihli harçlı dilekçe ile taşınmazın orman vasfında olduğu iddiasıyla davaya katılmıştır. Mahkemece, davacı Hazinenin açtığı davanın reddine, davacı … Yönetiminin açtığı davanın ise kabulüne ve dava konusu 102 ada 111 parsel sayılı taşınmazın tespit tutanağının (kadastro tespitinin) iptali ile taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 sayılı Yasanın 4. maddesi hükmüne göre yapılmış, çekişmeli parsel orman alanı dışında bırakılmıştır.
Dava konusu … köyü 102 ada 111 parsel sayılı taşınmaz ölü olduğu belirtilerek … Kızı … adına tesbit edilmiştir. Yapılan incelemede mahkemece ölü davalı …’in mirasçıları davaya dahil edilmeden, mirasçıların yokluklarında delil toplanıp, keşif yapıldığı ve bu şekilde taraf teşkili sağlanmadan işin esası hakkında karar verildiği gözlenmiştir.
Mahkemenin yukarıda anlatılan bu uygulaması, ölü davalının mirasçılarının davaya karşı cevap, savunma ve delillerini bildirme imkânını kısıtlama sonucunu doğurmuştur. Mahkemenin belirtilen bu uygulaması Anayasa ile güvence altına alınan savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir. Oysa savunma hakkı en tabi Anayasal haklardandır.
Anayasanın 36. maddesine göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı merciileri önünde iddia ve savunma ile … yargılanma hakkına sahiptir. … yargılama hakkı hak arama özgürlüğünün uygulamaya yönelik uzantısı niteliğinde olduğundan, ölü davalıların mirasçıları belirlenip davaya dahil edilmeden, delil toplanılması, savunma ve delillerini bildirmelerine olanak verilmeden keşif kararı alınarak hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğu gibi … yargılanma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkına da aykırıdır.
Bir davanın görülmesi için taraf teşkili esastır. Hakimin bu hususu re’sen gözetmesi gerekir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. H.Y.Y.’nın 27. maddesi hükmünde çok açık şekilde vurgulanan kurala göre, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Bu hak; Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir. Mahkemece, tarafların hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak tarafları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez.
Mahkeme hakimi tarafından dava dilekçesi ve duruşma gününün taraflara Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen tebliğ ettirilmesi ve tüm tarafların katılımlarının sağlanmak suretiyle taraf oluşturulduktan sonra işin esasına girilip yargılamanın sürdürülmesi gerekir. Yukarıda vurgulandığı gibi yargılamayı yürüten hakim davanın taraflarının hukuki dinlenilme hakkı gereği yasal şekil ve şartlara göre çağırmadan, delilleri toplayıp hüküm veremez (Anayasanın 36. ve H.Y.Y.’nın 26. maddeleri).
Bu itibarla, ölü davalının tüm mirasçılarının tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirlenip, gerekirse 3402 sayılı kadastro Kanunu’nun 25/1. maddesi nazara alınarak veraset ilamı düzenlenip buna göre tebligat kanunu hükümlerine uygun olarak, mirasçılara dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ ettirilip, bu davada da yer alma olanağı verilerek, dosyada taraf teşkili tamamlandıktan ve davada yer alan tüm tarafların savunma ve delillerini bildirmelerine olanak tanındıktan sonra işin esasına girilip hüküm kurulması gerekirken, taraf teşkili yöntemince tamamlanmadan, hukuki dinlenilme hakkı göz ardı edilerek, davanın taraflarının savunma ve delillerini bildirmelerine olanak tanınmadan, Anayasa ile güvence altına alınan savunma hakkını kısıtlayacak biçimde işin esasına girilerek … biçimde hüküm kurulması esaslı bir usul hatası olup, mutlak bozma nedenidir. Bozma nedenine göre davacı Hazinenin diğer temyiz itirazları incelenmemiştir.
Ancak, temyiz itirazlarından ayrı olarak; tespitin iptali yerine, “tutanağın iptali” ifadesinin kullanılması, kısa kararda dava konusu taşınmaz hakkında sicil oluşturulmaması, komşu parsel tutanakları getirtilmeden ve dosya keşfe hazır hale getirtilmeden keşif yapılarak hüküm kurulması da doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına 25.10.2011 günü oybirliği ile karar verildi.