Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/5686 E. 2012/7166 K. 14.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5686
KARAR NO : 2012/7166
KARAR TARİHİ : 14.05.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı vekili mahkemeye sunduğu dava dilekçesinde, Kahramanmaraş, Merkez ….. kasabasında bulunan ve sınırları dava dilekçesinde gösterilen yaklaşık (1) dönüm kadar taşınmazın 20 yılı aşkın bir süredir nizasız malik sıfatıyla müvekkilinin zilyetliği altında bulunduğunu, taşınmazın Hazine, belediye, orman ve köy tüzel kişiliği ile ilgisinin bulunmadığını ve mera da olmadığını ve hukuki bir ihtilafın da bulunmadığını belirterek taşınmazın müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiş, imar uygulaması neticesi 1052 ada 1 parselin davalı … ve gerçek kişler adına hisseli olarak tespitinin yapıldığını öğrendiklerini, davalı belediye başkanlığının taraf sıfatının kalmadığını ileri sürerek belirtilen parsellerin tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini ıslah yolu ile talep ve dava etmiştir. Mahkemece dava dilekçesinin görev yönünden REDDİNE ve mahkemenin GÖREVSİZLİĞİNE, idari yargı yerinin görevli olduğunun belirlenmesine karar verilmiş ve hüküm davacı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit ve dava tarihinden önce 20.04.2009 tarihinde ilanı yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B uygulaması bulunmaktadır. Tahdidin kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar 20 yıllık süre dolmamıştır.
Çekişmeli tescile konu taşınmazla birlikte tapu kaydının iptali istenen 1052 ada 1 parsel sayılı taşınmazın büyük bir bölümü, yörede 1960 -1961 yıllarında yapılan tapulama çalışmalarında tespit harici (TH) bırakılmış iken, davalı … … adına tapulamada tespiti yapılan 444, 445 parseller ile … parselleri de içine alacak biçimde 29.01.2009 tarihinde yapılan ilave imar uygulaması ile Hazine adına tescil edilmiştir.
Mahkemece tapu sicilinde davalı Maliye Hazinesi adına yapılan davaya konu tescilin imar mevzuatına göre imar uygulaması olduğu, imar uygulaması ve işlemine karşı açılacak davalara idari yargının bakması gerektiği ve mahkemeninin görevli olmadığı gerkçesiyle hüküm kurulmuşsada yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Şöyleki; dava öncelikle kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı tescil davası olarak açılmış ve tescile konu edilen taşınmazın imar uygulaması sonucunda hisseli olarak kişiler ve Hazine adına tescil edildiğinin anlaşılması üzerinede dava tapu iptali ve tescil davasına ıslah yolu ile dönüştürülmüştür.
Kural olarak; mülkiyetin belirlenmesine ilişkin tescil, tapu iptali ve tescil davalarına bakma görevi adli yargı yerine aittir. İmar uygulaması sonucu arazilerin şuyulandırılarak tescil işlemi idari niteliktedir. Aynı ada içinde imar uygulaması sonucu
oluşturulan bir çok parsel bulunmaktadır. Bu nedenle bu adaya ait imar uygulamasının iptali davada taraf olmayan tüm parsel sahiplerinin haklarını etkileyeceği gibi, imar bakımından da kargaşa yaratacaktır. Bundan ayrı imar uygulamasına ilişkin işlemin kesinleştiği tarihten itibaren idari yargı yerinde dava açma süresi de geçmiştir. Önce imar uygulamasının iptali, daha sonra mülkiyete ilgili davanın açılması öngörüldüğü takdirde hak arama yolu kapanmış olacaktır. Tüm bu nedenlerden ötürü imar uygulamasından önce var olduğu iddia edilen mülkiyete ilişkin uyuşmazlıklar imar uygulaması iptal ettirilmeden adli mahkemelerde görülmesi gerekir. Nitekim H.G.K.’nun 30.05.2007 gün 2007/1-319-324 sayılı kararında “3083 sayılı yasa hükümlerine göre arazi toplulaştırması sonucu oluşturulan tapu kaydının tescil nedeni idari işlem ise de, arazi toplulaştırmasından önce taraflar arasında görülen dava sonucu oluşan kesin hüküm, toplulaştırma sırasında nazara alınmışsa da, bu konuda açılan dava, toplulaştırma işleminin iptali amacı ile değil, toplulaştırma öncesi mevcut bir hakka dayandığından adli yargıda görülmesi kabul edilmiştir. Yine H.G.K.’nun 04.03.2009 tarih 2009/8-59-106 sayılı kararında “davacı imar işlemine konu olan Encümen kararının iptalini idari işlemin ortadan kaldırılmasını istemediğine, tapu iptal ve tescil isteğinde bulunduğuna göre, ortada mülkiyet uyuşmazlığı söz konusu olduğundan, uyuşmazlığın idari yargı yerinde değil adli yargı yerinde görülmesi zorunlu olduğu” H.G.K.’nun 23.06.2010 gün 2010/8-283-340 sayılı kararında “imarın dayanağı olan kadastral çapta davacının hakkının bulunması ve usulüne uygun olarak imar işleminin tebliğine rağmen idari yargıda imar işleminin iptali için idari yargıda dava açılmışsa, artık adli yargıda kadastral çaptaki hakka dayanılarak iptal-tescil davası açılamayacağına, şayet davacının imarın dayanağı olan kadastral parselde imara yansıtılabilecek bir hakkı bulunmuyorsa, davacının bu hakkının varlığı imar işleminden sonra hukuken saptanmış veya imardan önce saptandığı halde imar tapusuna yansıtılmamış ise bu hakkın imara yansıtılması için idari yargıdan imarın iptaline gerek olmadığına, çünkü bu halde imara bir itiraz olmayıp, imar sırasında davalı adına eski kadastro çapına göre belirlenen mülkiyet hakkının iptali istendiğinden, davanın adli yargıda görülmesi gerektiği” kabul edilmiştir.
O halde; kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine veya imar – ihyaya dayalı zilyetliğe bağlı açılan tescil ve tapu iptali tescil davalarına bakma görevi adli yargı yerine ait olduğundan işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı …’ın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 14/05/2012 günü oybirliği ile karar verildi.