Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/6226 E. 2012/14203 K. 10.12.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/6226
KARAR NO : 2012/14203
KARAR TARİHİ : 10.12.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine ve …mirasçıları tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı … Yönetimi, Pozantı İlçesi, … Beldesinde orman kadastro çalışmalarının 1951 yılında yapılarak kesinleştiğini, ancak; daha sonra 3402 sayılı Kanun gereğince yapılan aplikasyon ve 2/B madde uygulamalarının önceki orman tahdit hatlarına uygun olarak geçirilmediğini ve aslında orman niteliğini yitirmeyen taşınmazlar ile ilgili olarak 2/B madde uygulamalarının yapıldığını, bu durumun müfettiş raporları ile saptanması üzerine orman kadastro komisyon üyelerinin görevlerini kötüye kullanarak işlem yapmaları nedeni ile ilgiler hakkında dava açıldığını belirterek, bu konuda daha önce yapılan aplikasyon ve 2/B madde uygulamalarının yok hükmünde sayılması talebi ile dava açtıklarını ve Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.06.2004 gün ve 2003/268 – 308 sayılı ilâmı ile davanın reddi yolunda kurulan hükmün temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 11.01.2005 gün ve 2004/9267 – 340 sayılı ilâmı ile “bu nitelikteki davaların, hasımsız olarak açılamayacağı, ancak; tapu maliki veya lehine şerh verilen ya da bu dava sonucunda hakkı etkilenecek kişi ya da kişilere yöneltilerek açılması gerektiği” gerekçesi ile onandığını belirterek, davalı Hazine adına tapuda kayıtlı olan ve beyanlar hanesinde 2/B madde sahasında kaldığı konusunda şerh bulunan çekişmeli … Beldesi, Bürücek Mahallesi 506 ada 64 parsel sayılı taşınmaz hakkında 2/B madde uygulamasının yok hükmünde oluştuğu kabul edilerek orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, “çekişmeli taşınmazın yörede 1951 yılında kesinleşen orman kadastro sınırları içinde olduğunu, daha sonra yapılan ve kesinleşen 2/B madde uygulaması ile orman sınırı dışına çıkartılmış ise de, öncesi orman olan taşınmazlar üzerindeki orman ağaçlarının kesilmesi, delicelerin aşılanması, orman bitkilerinin köklenerek tarım arazisi haline getirilmeye çalışılması veya üzerine … evler yapmak sureti ile doğal olmayan yöntemler ile ormanların yok edilmesinin kanunun öngördüğü nitelik kaybı sayılmayacağı, orman kadastro komisyonunun görevini kötüye kullandığı konularında davalar açıldığı, taşınmazın orman niteliğini yitirmediği, 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesinin amacının artan konut ihtiyacını gidermek ve bu nedenle orman vasfını yitirmiş yerlerden faydalanmak olmadığı, ayrıca; 2/B madde uygulamasının usûl ve kanuna uygun olarak yapılmadığı, uzman bilirkişilerce verilen raporda taşınmazdan el çekilmesi halinde yeniden ormana dönüşebileceğinin de belirtildiği” gerekçeleri ile davanın KABULÜNE, çekişmeli taşınmazın tapu kaydının iptali ve orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine ve davalı gerçek kişi mirasçıları tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, orman niteliğini yitirmeyen taşınmazlar hakkındaki tapu kaydının iptali ve orman niteliği ile tesciline ilişkindir.
… Beldesinde 1951 yılında yapılarak kesinleşen orman kadastrosunun bulunduğu, 1990 yılında 80 nolu Orman Kadastro Komisyonunun 3402 sayılı Kanun gereğince yapılacak çalışmalara esas olmak üzere aplikasyon ve 2/B madde uygulamalarına başladığı ve ilân edildikten sonra kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davanın kabulü yolunda hüküm kurulmuşu ise de; açılan dava, nitelik yitirdiği gerekçesiyle orman sınırı dışına çıkarılıp Hazine adına tescilli bulunan taşınmazın tapu kaydının orman savına dayalı olarak iptal ve tesciline ilişkindir. Bu tür davalarda husumet, Hazine ile birlikte tapunun beyanlar hanesinde kullanıcı olarak gösterilen kişilere de yöneltilmelidir. Somut olayda ise; çekişmeli taşınmazın beyanlar hanesinde kullanıcı olarak gösterilen …davada taraf gösterilmiş ise de, getirtilen nüfus kayıt örneğinden davalı gerçek kişinin 2001 yılında öldüğü anlaşılmasına rağmen, ölü olan davalıya dava dilekçesi Tebligat Kanununun 21. maddesi gereğince 02.04.2007 tarihinde tebliğ edilmiş, davaya mirasçılar dahil edilmeden ve savunma delilleri saptanıp araştırılmadan devam edilerek hüküm kurulmuş, gerekçeli karar tebliği sırasında davalı gerçek kişinin öldüğü anlaşıldığından hüküm nüfus kaydına göre belirlenen mirasçılarına tebliğ edilmiştir.
Mahkemenin yukarıda anlatılan bu uygulaması, ölü davalı gerçek kişinin mirasçılarının Anayasa ile güvence altına alınan davaya karşı cevap, savunma ve delillerini bildirme imkânının kısıtlanması niteliğindedir. Oysa, savunma hakkı en tabi Anayasal haklardandır.
Anayasanın 36. maddesine ve Uluslararası sözleşmelere göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Adil yargılama hakkı hak arama özgürlüğünün uygulamaya yönelik uzantısı niteliğinde olduğundan, ölü davalıların mirasçıları belirlenip davaya dahil edilmeden, delil toplanılması, savunma ve delillerini bildirmelerine olanak verilmeden keşif kararı alınarak hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğu gibi adil yargılanma hakkı ve hukukî dinlenilme hakkına da aykırıdır.
Bir davanın görülmesi için taraf teşkili esastır. Hâkimin bu hususu resen gözetmesi gerekir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. H.U.M.K.’nun 73. maddesi ve H.M.K.’nun 27. maddesi hükmünde çok açık şekilde vurgulanan kurala göre, mahkeme, tarafların hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak tarafları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usûlüne uygun olarak davet etmeden delilleri toplayıp hükmünü veremez.
Bu itibarla, ölü davalıların tüm mirasçılarının tereddütte mahal bırakmayacak şekilde belirlenip, gerekirse 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 25/1. maddesi nazara alınarak veraset ilâmı düzenlenip buna göre Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak, mirasçılara dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ ettirilip, bu davada da yer alma olanağı verilerek, dosyada taraf teşkili tamamlandıktan ve davada yer alan tüm tarafların savunma ve delillerini bildirmelerine olanak tanındıktan sonra işin esasına girilip hüküm kurulması gerekirken, taraf teşkili yöntemince tamamlanmadan, hukukî dinlenilme hakkı göz ardı edilerek, davanın taraflarının savunma ve delillerini bildirmelerine olanak tanınmadan, Anayasa ile güvence altına alınan savunma hakkını kısıtlayacak biçimde işin esasına girilerek … biçimde hüküm kurulması esaslı bir usûl hatası olup mutlak bozma nedenidir. Bozma nedenine göre davacı Hazine, davalı …mirasçılarının diğer temyiz itirazları incelenmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı Hazine ile davalı …mirasçılarının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine 10/12/2012 günü oy birliği ile karar verildi.