YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8165
KARAR NO : 2012/14581
KARAR TARİHİ : 18.12.2012
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tesbitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi … ve arkadaşları vekili Avukat … …, ….ve arkadaşları vekili Avukat … ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, … ve arkadaşlarının duruşma isteminin değerden reddine karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında … Köyü, 399 parsel sayılı 4058 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, öncesinde … kızı … İnan’ın ceddinden intikalen zilyetliğindeyken, 1985 yılında kardeşi …’ın oğlu … …’ya sattığı, onun da 16.04.1986 tarihli köy senedi ile … sattığından söz edilerek … adına tesbit edilmiştir. Davacı … ve … … (….), taşınmazın murislerine ait Şubat 1962 tarihli 1, 2 ve 3 sıra numaralı tapu kaydı kapsamında kaldığı, bir bölümü eski … … adıyla … Köyü sınırları içinde 373 ilâ 633 parsel sayısıyla tesbit görmüşse de, … çiftliği olarak geçen bölümünün … Köyü sınırları içinde kaldığı, tapudaki paydaşların ölümünden sonra davalı gerçek kişi yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği koşullarının oluşmadığını iddia ederek kadastro tesbitinin iptali ve tapudaki payları oranında, tapu makileri adına tapuya tescilini istemişlerdir. …. ve paydaşları, aynı savla; … ve … ise, tapu malikleri mirasçılarından …, …, … … ve bunların mirasçısı A. … …’nin payını 1991 ilâ 1994 yılları arasında düzenlenen dört adet noter satış vaadi sözleşmesiyle satın aldığı iddiasıyla, sözü edilen kişilere düşecek payın ½ şer adlarına tapuya tescili; Orman Yönetimi, 16.09.1999 tarihinde taşınmazın etrafındaki orman alanları ile aynı yapıdaki orman içi açıklığı olduğunu ileri sürerek, orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tescili; … mirasçıları ….ve arkadaşları, çekişmeli taşınmazı murisleri …’in 29.06.1994 tarihinde …’den satın aldıklarını bildirerek adlarına tescili istemiyle davaya katılmışlardır. Mahkemenin, davacı ve müdahil davacı gerçek kişiler ile Orman Yönetiminin davalarının REDDİNE; çekişmeli … Köyü, 399 sayılı parselin tesbit gibi tesciline, katılanlar … ve … ile …. ve arkadaşlarının tesbitten sonraki haklara dayandıklarından davalarının görev nedeniyle REDDİNE; HUMK’nun 27. maddesi gereğince dosyanın görevli asliye hukuk mahkemesine gönderilmesine ilişkin 07.05.2003 gün ve 1991/172 – 209 sayılı kararı, Orman Yönetimi, ….. ve Avukat … tarafından (davacılar vekili sıfatıyla) temyiz edilmiş, hüküm Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 22.03.2007 gün ve 2004/6520 – 3655 sayılı kararıyla: “Davacı ve katılan gerçek kişilerin dayandığı tapu kaydı kapsamı kadastro mahkemesinin 05.04.2001 gün ve 1996/11 – 16 sayılı kesinleşmiş kararı ile belirlenmişse de, bu kararın, o davanın tarafı olan tapu malikleri … … ve paydaşları yönünden
Kadastro Kanununun 34. maddesi gereğince kesin hüküm oluşturup, o davanın tarafı olmayan davalı gerçek kişi ve katılan … Yönetimi yönünden kesin hüküm oluşturmayacağı, tapu kaydına dayanan davacıların tapuları hakkında verilen Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22.11.1978 gün ve 1977/11819 – 13674 ve 16. Hukuk Dairesinin 24.04.2001 gün ve 2001/418 – 2033 sayılı kararlarında açıklandığı gibi özetle; [Arazi Kanunu’nun Medenî Kanuna aykırı düşmeyen hükümlerinin, bu arada konuyla ilgili 20 ve 78. maddelerinin yürürlükte olduğunun kabulü ile somut olayda anılan kanun hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının araştırılıp tartışılmasının zorunlu olduğundan, tapu maliki davacıların bu konuya ilişkin temyiz itirazlarının yerinde görülmediği, ancak, dayanılan tapu kayıtlarının çekişmeli taşınmazlara uyup uymadığı, başka bir anlatımla, dava konusu taşınmazların davacı ve katılan gerçek kişilere ait tapu kaydı kapsamında kalıp kalmadığı konusunda yapılan uygulama yetersiz olduğu gibi, zilyetliğe dayanan davalı ve önceki zilyetlerin Medenî Kanunun yürürlüğe girdiği 1926 yılından önce çekişmeli araziye kaç yıl zilyet olduğu ve zilyetliğin çekişmesiz, aralıksız, malik gibi devam … etmediği konularındaki araştırma ve bu konuda toplanan delillerin de hüküm kurmaya yeterli olmadığı, kadastro mahkemesinin 1996/11 sayılı dosyasında verilen karar taraflar arasında kesin hüküm oluşturmadığından, bu kararın dayanağı keşif ve bilirkişi raporları esas alınarak hüküm kurulamayacağı, 1926 tarihinden önceki zilyetliği bilecek yaşta olmayan hatta bu tarihte ya da daha sonra … ve aynı zamanda tapu maliki davacılar ile aralarında aynı nitelikte davalar bulunan yerel bilirkişiler ile zilyet tanıklarının beyanına değer verilemeyeceği, kaldı ki; bunların zilyetlik konusundaki beyanları da birbiriyle aynı ve soyut içerikli olduğu, tarafların tutunduğu mahkeme kararları, vergi kayıtları, kamulaştırma kararları, Orman Yönetiminin yaptığı incelemeler ve raporlar ile şer’iye defteri örnekleri, bir kısım köylülerin … arazilerini kira ve icar vererek kullandıklarına dair 1940 yılından sonra noterde verdikleri taahhütnameler karşısında, yerel bilirkişi ve tanık sözlerine ne şekilde değer verildiği, çekişmeli taşınmaza önce ya da şimdi zilyet olan gerçek kişiler ile bu deliller arasında bağlantı bulunup bulunmadığının araştırılmadığı, kadastro mahkemesinin 05.04.2001 gün ve 1996/11 – 16 sayılı kesinleşen kararının Orman Yönetimini bağlamayacağı, taşınmazların devletleştirilme yoluyla devlete geçen orman olup olmadığı ya da devletleştirilen ormanların içinde, orman içi açıklığı olup olmadığı, 1970 yılında yapılan arazi kadastrosu sırasında Devlet Ormanı olması nedeniyle tapulama dışı bırakılıp bırakılmadığı saptanmadan, bilirkişilere orman sınır hattı ile irtibatlı kroki düzenlettirilmeden ve dava konusu taşınmazın devletleşen orman alanlarıyla bağlantısı ve konumu gösterilmeden, bilimsel ve teknik inceleme yapılmadan, yaşları gereği taşınmazın 1926 yılından öncesini bilme olanağı bulunmayan ve tapu malikleri davacılar ile aralarında aynı nitelikte davalar bulunan yerel bilirkişi ve tanıkların sözlerini tekrar eder niteliğindeki orman ve ziraat mühendislerinin raporlarına dayanılarak hüküm kurulmayacağı, bu nedenle dayanılan tüm delillerin toplanılması, tapu kayıtlarının yöntemince uygulanması ve kapsamının belirlenmesi, getirtilen mahkeme kararlarının eski tarihli harita ve fotoğraflarının uygulanarak çekişmeli taşınmaz ve çevresinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiğinin saptanması, devletleştirilen orman alanlarının yüzölçümü düşüldükten sonra, tapu kaydının yüzölçümü ile kapsadığı alandan kalan miktar varsa, tapu kaydının tarım alanları ve yerleşim alanları için hüküm ifade edeceği, kalan bölümlerin çiftliğin diğer arazileri olabileceği düşünülerek harita mühendisi bilirkişilere tapu uygulamasını, tapu kayıtlarının sınırları ve yüzölçümüyle kapsadığı alanları memleket haritası ve arazi kadastro paftaları üzerinde gösterecek şekilde ayrıntılı ve keşfi izleme olanağı sağlayan birleşik krokili rapor alınması, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme iddiasında bulunan taraf ile tapu kaydına tutunan tarafların ve Hazine ile Orman Yönetiminin tanıkları ve yerel bilirkişiler taşınmaz başında dinlenip, zilyetliğin nasıl ve ne zaman başladığı; kaç yıl süre ile ne şekilde devam ettiği, zilyetliğin kiracı ya da malik sıfatıyla olup olmadığı, tapu kayıtları kapsamında kalan bölümlerinde, Medenî Kanunun yürürlüğünden en az 10 yıl öncesine dayanan zilyetlik varsa, zilyetliğin başlangıcının ne şekilde hatırlandığı veya kendilerine bu bilgilerin ne şekilde aktarıldığı sorulup, somut olaylara dayalı yeterli ve kesin yanıtlar alınarak, biribirinin tekrarı niteliğindeki soyut sözlerle yetinilmemesi, yukarıda sayılan deliller ve diğer deliller ile özellikle asliye hukuk mahkemesinin 1988/333 E., 1994/51 K. ve asliye hukuk mahkemesinin 1960/104 E. 1961/25 K. sayılı kararları ile 1189/103 Esas sayılı dava dosyası krokilerinin yerine uygulanması, … ve tapu sahipleri tarafından sunulan kiralamaya ilişkin 1940 yılından sonra noterde düzenlenen taahüt senetleri kendilerine okunarak, bu belgelerde sözü edilen kişi ve taşınmazlar ile çekişmeli taşınmazın ve taşınmaza zilyet olanın ilgisinin olup olmadığı hususundaki bilgilerinin sorulması] gereğine değinilerek bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda bu kez, davacılar …. … ve dava arkadaşlarıyla, katılan … Yönetiminin davalarının REDDİNE, çekişmeli … Köyü, 399 sayılı parselin tesbit gibi davalı adına tesciline, … ve … …’ın davalarında görevsizliğe karar verilmiş; hüküm … ve arkadaşları vekili Avukat … …, ve arkadaşları vekili Avukat … ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tesbitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde … serisi olarak, 1967 yılında yapılıp tesbit tarihinden önce kesinleşen orman kadastrosu, daha sonra 22 numaralı Orman Kadastro Komisyonunca 1981 yılında yapılıp 24.07.1981 tarihinde ilân edilerek 24.07.1982 tarihinde aplikasyon ve 1744 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 2. madde uygulaması ve 1988 ilâ 1990 yıllarında yapılıp 08.07.1991 tarihinde ilân edilerek dava tarihinden önce kesinleşmemiş olan aplikasyon, sınırlandırması yapılmamış ormanların kadastrosu ile 2896 ve 3302 sayılı kanunlarla değişik 2/B uygulaması vardır.
Marmaris Sulh Hukuk Mahkemesinin 20.10.2010 gün ve 2010/1028 – 926 sayılı veraset ilâmından, davacılardan …’nin, 14.10.2010 tarihinde öldüğü, mirasçı olarak geride eşi Hazzı kızı 1941 doğumlu Seher … ile çocukları Bakiye … ve …’ın kaldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, …’nin adı geçen mirasçıları davadan ve duruşma gününden haberdar edilmeden tahkikat sona erdirilerek karar verilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.11.2011 gün ve 2011/11 – 554 – 2011/684 sayılı kararında da değinildiği gibi, …’nin öldüğü tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK’nun 73. maddesinde, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında hâkimin tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremeyeceğini öngörmüştür. Buna göre, mahkemece; davacı …’nin ölümüyle mirasçıları davadan ve duruşma gününden haberdar edilip, kanunî şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün değildir. Aksi halde iddia ve savunma hakkı kısıtlanmış sayılır,
Öte yandan, H.M.K.’nun 114/1-d hükmü uyarınca, yargılama süresince tarafların, dava ehliyetine sahip bulunmaları dava şartıdır. Ölümle, taraf ve dava ehliyeti sona ermektedir. 1086 sayılı Hukuk Yargılamaları Usûl Kanununun 41. ve 6100 sayılı HMK’nun 55. maddeleri gereğince, taraflardan birinin ölümü halinde diğer tarafın istemiyle hâkim, davanın takibi için
bir kayyım tayin edebilir. Taraf teşkili, dava şartı olup; davanın her aşamasında mahkemece resen nazara alınması gereken bir olgudur ve temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın mahkemece resen gözetilmesi gereklidir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukukî Dinlenilme Hakkı” gereğince, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen “… yargılanma hakkı”nın en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, … yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.
Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hukukî dinlenilme hakkı, sadece belli bir yargılama için ya da yargılamanın belli bir aşaması için geçerli olan bir ilke olmayıp, tüm yargılamalar için ve yargılamanın her aşamasında uyulması gereken bir ilkedir. Bu çerçevede gerek çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde gerekse bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukukî korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında, hatta hukukî uyuşmazlıklarla ilgili yargılama dışında ortaya çıkan çözüm yollarında, her bir yargılama, çözüm yolu ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır.
Açıklanan hususlar gözetilerek, davacılardan …’nin öldüğünün, adı geçenin tüm mirasçılarına yöntemince tebliğe edilerek, dava hakkında bilgilendirilmeleri ve davacı sıfatıyla davayı takip edebilmelerine olanak tanınması, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması gerekirken, bu hususa riayet edilmeksizin yargılamaya devam edilip, tahkikat sona erdirilerek, esas hakkında karar verilmesi usûl ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harçlarının yatıranlara iadesine 18/12//2012 günü oy birliği ile karar verildi.