YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8532
KARAR NO : 2012/14298
KARAR TARİHİ : 11.12.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı gerçek kişiler 29.06.2009 tarihli dilekçeleriyle, Şubat 1976 tarih 12 sıra numaralı ve Şubat 1977 tarih 9 sıra numaralı tapu kayıtları ile … İnceöz adına kayıtlı taşınmazın 750/970 payının murisleri … Kaştan tarafından Antalya 2. Noterliğinde düzenlenen 23.02.1988 tarih ve 818 yevmiye numaralı satış vaadi senedi ile tapuya güvenerek iyi niyetle satın aldıkları bu yer üzerine, ağaç dikip, ev, sera ve sondaj kuyusu inşaa ettikleri, ne var ki; satın aldıkları bu taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında maki niteliğiyle 229 parsel sayısı ile Hazine adına tesbit edildiği, dava dışı bir kısım gerçek kişilerin tapuya dayanarak açtıkları kadastro tesbitine itiraz davasının reddine ilişkin, Antalya Kadastro Mahkemesinin 25.04.2005 gün ve 2004/5 sayılı kararının Yargıtay denetiminden de geçtikten sonra kesinleştiği, bu şekilde zarara uğradıkları iddiasıyla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 500.000,00.- TL tazinatın davalı Hazineden alınaraka kendisine verilmesini istemişlerdir. Mahkemece, Medeni Yasanın 1007. maddesi hükmüne göre uğranılan zararların sadece aynı hak sahiplerince talep edilebileceği, tapuda kayıtlı taşınmazın satış vaadi sözleşmesiyle satın alınması halinde, bu satış sözleşmesinin satın alanlara sadece sahşi bir hak bahşedeceği, aynı hak vermediği bu nedenle davcıların 1007. madde hükmüne göre tazminat istemlerinin dinlenmeyeceği, davacıların uğradıkları zararı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre sendilerine satan hak sahiplerinden isteyebilecekleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya ve dosya kapsamına göre dava, dayanılan tapu kaydının kadastroda revizyon görmemesi nedeniyle uğranılan zararın Medenî Yasanın 1007. maddesi gereğince tazmini istemine ilişkindir.
4721 sayılı Türk Medenî Yasasının 1007. maddesi, tapu sicilinin aleniliği ve tapu siciline güven ilkelerinin yansımasının sonucu olarak, mülkiyet hakkı ya da başkaca bir aynî hak edinen kişinin, bu sicilin tutulması nedeniyle uğradığı zararın tazminine ilişkin olup, buna göre “tapu sicilinin tutulmasından … bütün zararlardan devlet sorumludur”. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E., 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. 2010/318 K sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğününün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.Y. m. 1007 anlamında devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Medenî Yasanın 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için, 818 sayılı Borçlar Yasasının 125, 6098 sayılı Borçlar Yasasının 146. maddesinde öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinde Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilirler. Devletin “tapu sicilinin tutulmasından … sorumluluğunda” kusursuz sorumluluk, ağırlaştırılmış sebep, ağırlaştırılmış objektif sorumluluk ve tehlike sorumluluğuna ilişkin kurallar uygulanır. Tapu sicilinin tutulması nedeniyle zarara uğrayan ve tapuda kayıtlı bir hakkın sahibi olan kişi, Medenî Yasanın 1007. maddesi hükmüne göre oluşan zararın tazmini için dava açabilir. Sözleşme ya da başka nedenden kaynaklanan şahsi haklara dayanılarak, Medenî Kanun 1007. maddesine göre tazminat davası açılamaz. Antalya 2. Noterliğince düzenlenen 23.02.1988 gün ve 818 yevmiye numaralı satım vaadi sözleşmesi lehdarına, Şubat 1976 tarih ve 12 sıra numaralı tapu kaydı kapsamındaki yerin 750/9070 payının, tapu idaresinde düzenlenecek satış sözleşmesi ile kendisine satılmasını isteme konusunda şahsi hak vermektedir. Satış vaadi sözleşmesinin tapu kaydının beyanlar hanesine yazılması halinde, lehtarına aynı hak kadar olmasa da, güçlendirilmiş şahsi hak vereceği, ancak; tapunun beyanlar hanesine böyle bir şerh yazılmadığı gibi, 6098 sayılı Borçlar Yasasının 146. maddesinde öngörüldüğü üzere, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğu, somut olayda satım vaadi sözleşmesinin yapılmasından sonra, yasada öngörülen 10 yıllık genel zamanaşı süresinin dolduğu gözetilerek davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı gerçek kişilerin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının rediddiyle usûl ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda … onama harcının temyiz eden gerçek kişiler üzerinde bırakılmasına, 11.12.2012 günü oy birliği ile karar verildi.