YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/1257
KARAR NO : 2013/6009
KARAR TARİHİ : 23.05.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında … Köyü 213 ada 3 parsel sayılı 2382 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, tarla niteliğiyle belgesizden kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği nedeniyle davalılar adlarına tesbit ve tescil edilmiş, davacı Hazine taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiasıyla dava açmıştır.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne, 15/04/2008 tarihli krokide (A) harfi ile gösterilen 590 m2 yüzölçümündeki bölümün orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; davacı Hazine ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 20/01/2009 gün ve 2008/14303 – 2009/458 sayılı kararı ile: 1) Davalı gerçek kişilerin çekişmeli taşınmazın (A) bölümüne yönelik temyiz itirazları bakımından; mahkemece bu bölümün eylemli orman niteliğinde olduğu, eğiminin %60 civarında ve üzerinde orman bitki örtüsü bulunduğu belirlenerek Hazine adına tesciline karar verilmesinde isabetsizlik olmadığına göre davalıların (A) bölümüne yönelik temyiz itirazlarının reddi ile bu bölüme yönelik hüküm onanmış;
2) Hazinenin (B) bölümüne yönelik temyiz itirazları yönünden;
Orman bilirkişi kurulu raporuna göre (B) bölümünün orman sayılmayan yerlerden olduğu ve kazandırıcı zamanaşımı yolu ile taşınmaz edinme koşullarının davalılar yararına gerçekleştiği gerekçesiyle hüküm kurulmuştur. Ancak, çekişmeli taşınmazın memleket haritasındaki konumu geniş yüzölçümlü çalılık rumuzlu yeşil alanın ortasında kalan küçük yüzölçümlü açıklık niteliğinde görünmesine rağmen komşu taşınmazların durumu araştırılmamış, temyize konu bölümün 6831 sayılı Kanunun 17. maddesine göre orman içi açıklık olup olmadığı belirlenmemiştir. Bunun yanısıra 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddelerindeki araştırmalar yeterli değildir. Taşınmazın kuru ya da sulu toprak olup olmadığı konusu dosyadan anlaşılamadığı gibi, taşınmazın zilyedliği, davalılara 2001 yılında … Karaca tarafından devredildiği ve davalılar eklemeli zilyedliğe dayandıkları halde 40-100 dönüm sınırlama araştırması yalnızca davalılar yönünden yapılmış, önceki zilyed … yönünden yapılmamıştır.
O halde; dava konusu taşınmazın orman sayılmayan ve zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde, dava konusu taşınmaz ve etrafını gösterir ve ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal fotokopi örneği ile taşınmaza bitişik ya da yakın komşu parsellerin, kadastro tesbit tutanak örnekleri ve bu parsellere uygulanan tapu ve vergi kayıtları ilk oluşturulduğu günden itibaren tüm gittileri ile, yine en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile tesbit tutanağının düzenlendiği tarihten önce iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları bulunduğu yerlerden istenerek, bu belgeler ziraat fakültelerinin toprak bölümünden mezun olan bir ziraat mühendisi, bir harita-kadastro (jeodezi ve fotogrametri) mühendisi ile (üç) uzman orman yüksek mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla, dava konusu taşınmaz ile çevresine uygulanıp bu belgelerde dava konusu yer belirlendikten sonra, hava fotoğrafları
ve dayanağı haritalar stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü, imar ve ihya ile zilyetliğin hangi tarihte başlanılıp tamamlandığı belirlenmeli, bu belgeler ile kadastro paftası, pafta düzenlenmemiş ise dava konusu taşınmazın 23/06/2005 gün ve 9070 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan BÖHHBÜY (Büyük Ölçekli Haritalar ve Harita Bilgileri Üretim Yönetmeliği) hükümlerine göre koordinatlı olarak düzenlenecek haritası hem 1/5000 ve hem de 1/25000 ölçeklerinde eşitlenerek kadastro paftası ile düzenlenen harita, komşu ve yakın komşu taşınmazları da içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmazın konumu, hava fotoğrafları, orijinal renkli memleket haritaları ve kesinleşmiş tahdit haritası üzerinde gösterir biçimde bilirkişi kurulundan ayrıntılı ve bilimsel verileri içerir, topografik ve memleket haritalarından yararlanılarak taşınmazın gerçek eğim durumunu gösterir rapor alınmalı, dava konusu taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olması veya kesinleşen orman kadastro sınırları dışında kalması ya da orman ve arazi kadastrosunun yapılıp kesinleştiği tarih ile dava tarihi arasında 20 yıldan fazla süre geçmesi o yerin kişiler adına tescili için yeterli olamayacağından …ve taşınmazın öncesinin ne olduğu, imar ve ihya yapılmışsa hangi tarihte başlanılıp bitirildiği, kimden kime kaldığı, zilyetliğin ne zaman başlayıp nasıl sürdürüldüğü ve ekonomik amacına uygun olup olmadığı, maddî olaylara dayalı ve ayrıntılı olarak, taşınmaz başında dinlenecek yerel bilirkişiler ile taraf tanıklarından sorulmalı, yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin doğruluğu yukarıda belirtilen ve gerçeğin kendisi olan belgelere dayalı olarak düzenlenecek bilirkişi kurulu raporuyla denetlenmeli,
Somut olayın özelliği göz önünde bulundurularak ayrıca 213 ada 1, 2, 4, 5, 6, 10, 14, 15, 16, 17, 18, 19 ve 20 parsellere ait kadastro tesbit tutanakları ile dayanağı kayıt ve belgeler, kesinleşip tapuya tescil edilmişler ise tapu kayıtları, davalı iseler dava dosyaları getirtilmeli, davalı olanların keşifleri birlikte yapılmalıdır.
3402 sayılı Kanunun 14/1. maddesinde yazılı 40 ve 100 dönüm kısıtlama araştırmasının aynı maddenin 03/07/2005 gün ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Kanunu ile değiştirilen 2. fıkrası hükümlerine göre yapılacağı düşünülerek, taşınmazın önceki zilyedi yönünden de belgesizden zilyetliğe dayalı olarak tesbit ve tescil edilen taşınmaz olup olmadığı, varsa cinsi, parsel numaraları ve miktarı, tapu ve ilgili kadastro müdürlüklerinden ve yine, aynı kişiler tarafından açılan tescil davası olup olmadığı hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüklerinden ayrı ayrı sorularak gerektiğinde tesbit tutanak örnekleri ve tapu kayıtları ya da tescil dava dosyaları getirtilip incelenmeli, bundan sonra toplanan delillerin tümü birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gereğine değinilerek hüküm (B) bölümü yönünden bozulmuştur.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra 213 ada 3 parsel nolu taşınmazın krokide (A) ile gösterilen 590.91 m2’lik bölüme yönelik karar onanarak kesinleştiğinden, bu konuda hüküm tesisine yer olmadığına, 213 ada 3 parsel nolu taşınmazın tapu kaydının kısmen iptali ile 15/04/2008 tarihli rapora ekli ifrazlı krokide (B) rumuzu ile gösterilen 1792,09 m2’lik alana yönelik davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu iptali ve tescili niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 1944 yılında 3116 sayılı Kanuna göre yapılıp kesinleşen orman kadastrosu, daha sonra 22/03/2002 tarihinde ilân edilip dava tarihinde kesinleşen aplikasyon ve 2/B uygulaması ile 4999 sayılı Kanuna göre yapılıp 04/03/2005 tarihinde ilân edilip kesinleşen fennî hataları düzeltme çalışması vardır.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, mahkemece, taşınmazın (B) bölümüne yönelik davanın reddi yolunda kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunun 16. maddesiyle 3402 sayılı Kanuna eklenen “Kadastro işlemi ile oluşan tesbit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz.” şeklindeki 36/A maddesi ve 17. maddesi ile eklenen “Bu Kanunun 36/A maddesi hükmü, henüz infaz edilmemiş
yargı kararlarındaki vekâlet ücreti dâhil yargılama giderleri için de uygulanır.” şeklindeki geçici 11. maddesi hükümleri gereğince davalılar aleyhine yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru değil ise de, bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeple; hükmün 4, 5 ve 7. paragraflarının kaldırılarak; bunun yerine, “6099 sayılı Kanun ile 3402 sayılı Kanuna eklenen 36/A madde gereğince yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, davacı lehine vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına” cümlesinin yazılması suretiyle düzeltilmesine ve 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi atfıyla H.U.M.K.’nun 438/7. maddesine göre hükmün bu düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA 23/05/2013 günü oy birliği ile karar verildi.