Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2013/731 E. 2013/5151 K. 07.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/731
KARAR NO : 2013/5151
KARAR TARİHİ : 07.05.2013

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Kadastro sırasında Ağaçsaray Köyü 108 ada 1 parsel, 10471907 m2 yüzölçümüyle orman niteliğiyle Hazine adına tesbit edilerek 04.01.2006 – 03.02.2006 tarihleri arasında askı ilânına çıkarılmıştır.
Davacılar, 17.09.2008 tarihli dilekçe ile taşınmazın bir bölümünün kendi zilyedliklerinde olduğu iddiasıyla dava açmışlardır.
Mahkemece, taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 10 yıllık süre içinde genel mahkemede açılan orman kadastrosuna itirazla birlikte tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3402 sayılı Kanunun 5304 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesi hükmüne göre orman sınırlandırması yapılmış, çekişmeli taşınmaz orman alanı içinde bırakılmıştır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye göre, çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu, 10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kanunun 4. maddesinin üçüncü fıkrası;
“Kadastro çalışma alanı sınırında orman bulunduğu takdirde; durum çalışmaya başlamadan iki ay önce Orman Genel Müdürlüğüne bildirilir. Bu yerlerin orman sınırlaması ve orman sınırları dışına çıkarma işlemleri 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre orman kadastro komisyonlarınca tesbit ve haritasına işaretlenerek tutanakları ile birlikte kadastro ekiplerine teslim edilir. Bu yerlerin ölçü ve harita işlemleri yukarıdaki sınırlar esas alınarak kadastro ekiplerince ikmal edilir. İki ay içinde kadastro komisyonlarınca orman sınırlarının belirlenememesi halinde kadastro çalışma alanı sınırları kadastro ekiplerince belirlenir ve çalışmalar bu Kanun hükümlerine göre yürütülür. Kadastro ekiplerince bu şekilde tesbit ve ilân edilen yerlerde orman kadastro işlemleri de ikmal edilmiş sayılır. Orman kadastrosu kesinleşmiş yerlerde bu sınırlara aynen uyulur.” şeklinde iken 22.02.2005 tarihli ve 5304 sayılı Kanun ile sözü edilen üçüncü fıkra değiştirilmiş ve aynı maddeye dördüncü, beşinci ve altıncı fıkralar eklenmiştir. Bu düzenlemede üçüncü fıkra “Çalışma alanında orman bulunması ve 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman kadastrosuna başlanılmamış olması halinde orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tesbiti kadastro ekibi tarafından yapılır. Ancak; bu çalışmalarda kadastro ekibine Orman Genel Müdürlüğü taşra teşkilatınca görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi veya orman mühendisi ile tarım müdürlüklerince görevlendirilecek bir ziraat yüksek mühendisi veya ziraat mühendisinin bildirimden itibaren
yedi gün içerisinde iştirak ettirilmesi zorunludur. Bu çalışmalara muhtar ve bilirkişilerin katılmaması halinde çalışmalar re’sen devam ettirilir.” şeklinde değiştirilmiş; eklenen beşinci ve altıncı fıkralarda ise, “Çalışma alanındaki ormanların bu ekipçe sınırlandırılma ve tesbitleri yapılarak otuz günlük kısmî ilâna alınır. Bu alanlarda orman kadastrosu yapılmış sayılır”, “Orman kadastrosu kesinleşmiş yerlerde bu sınırlara aynen uyulur.” hükümlerine yer verilmiştir. Yine, 27.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5831 sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanununun 7. maddesinin birinci fıkrasının sonuna; “Ancak, henüz orman kadastrosuna başlanılmamış yerlerde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu hükümlerine göre belirlenen orman sınırı, orman kadastro komisyonlarınca belirlenen orman sınırı niteliğini kazanır” cümlesi eklenmek suretiyle 6831 sayılı Kanun hükümleri 3402 sayılı Kanun hükümleri ile uyumlu hale getirilmiştir.
6831 sayılı Kanunun 11/1. maddesinde de orman kadastrosunun kesinleşmesinden sonra tapulu taşınmazlarda tapu sahiplerinin 10 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açabilecekleri hükmünün bulunduğu, bu ilkelerin H.G.K.’nun 08.06.2005 gün ve 2005/20 – 327 E. – 377 K. sayılı ve 28.06.2006 gün ve 2006/20 – 467 E. – 494 K. sayılı kararlarında da aynen benimsendiği, davacıların herhangi bir tapuya dayanmadığı belirlenerek zilyetliğe dayalı açılan davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığına göre davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine 07.05.2013 günü oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Dava konusu Kemah İlçesi, Ağaçsaray Köyü 108 ada 111 parsel sayılı taşınmaz, 5304 sayılı Kanunla değişik 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca orman olarak sınırlandırılmış ve aynı Kanunun 18. maddesi uyarınca orman niteliği ile Maliye Hazinesi adına 04.04.2008 tarihinde tespit ve tescil edilmiştir.
Davacı dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazın ormanla ilgisi olmadığını, 70 yılı aşkın zilyetlikleri bulunan fıstıklık ve tarla olduğunu, ancak orman olarak tespit edildiğini, bu yüzden tapu kaydının iptali ile adlarına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya kapsamından, niza konusu parselin tespitinin 5304 sayılı Kanunla değişik 3402 sayılı Kanunun 4. maddesine göre yapıldığı tartışmasızdır. Davacı tespitten önceki sebebe dayanarak iptal ve tescil talebinde bulunmuştur. Tutanağın kesinleştiği tarihten itibaren; davanın açıldığı 17.09.2008 tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesindeki 10 yıllık sukutu hak süresi geçmemiştir. Yani dava, hak düşürücü süre geçmeden açılmıştır.
Davacının açtığı dava, dava konusu yerin orman niteliğinde olduğu gerekçesiyle reddolunmuştur.
Sayın çoğunlukça, dava konusu yerin orman olduğu ve 6831 sayılı Kanunun 11/1 maddesi uyarınca ancak tapu kaydına dayanılarak 10 yıl süreyle kesinleşen orman kadastrosunun iptali için dava açılabileceğinden; davanın hak düşürücü süreden sonra açıldığı ve kişinin dava açma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle karar onanmıştır.
3402 Kanun hükümlerine göre yapılan tespitlerde dava hak ve sürelerinin de aynı Kanunun, 12/3. maddesi uyarınca belirlenmesi gerektiği, bu halde 3373 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 11. maddesi hükümlerinin uygulama alanı bulunmadığı; her iki kanun maddelerinde öngörülen dava haklarının kişilerin dava hakkını kısıtlayıcı şekilde dar yorumlanmasının evrensel hukuk anlayışı ile bağdaşmadığını düşündüğümden sayın çoğunluğun kişinin dava açma hakkı bulunmadığı yöndeki gerekçesine katılamıyorum. Mahkemece memleket haritası ve hava fotoğrafları gözetilerek usulüne uygun yapılan araştırma ve inceleme sonucu dava konusu yerin orman toprağı olduğu ve orman parseli ile bütünlük arz etmesinden dolayı orman olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi isabetli olduğundan kararın bu gerekçe ile onanması gerektiği kanaatindeyim.