YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/903
KARAR NO : 2013/3321
KARAR TARİHİ : 26.03.2013
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tesbitine itiraz davasından dolayı yerel mahkemece verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 18/10/2012 gün ve 2012/8654 – 11852 sayılı ilâmıyla onanmasına karar verilmiş, süresi içinde davalı gerçek kişi tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içindeki tüm belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastroda …. Köyü, 135 ada 26 parsel sayılı 2683,37 m2 yüzölçümlü taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ve tarla niteliği ile davalı adına tespit edilmiş; davacı Hazine, taşınmazın Hazine adına tapulu olduğu gibi, nitelik itibariyle zilyetlikle edinilecek yerlerden olmadığı, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu iddiasıyla tesbitin iptali ve parselin Hazine adına tapuya tescili istemiyle dava açmıştır.
Mahkemenin 14.06.2011 gün ve 2007/84 – 2011/10 saylı davanın kabulüne, dava konusu parselin tespitinin iptaline ve tespitteki niteliğiyle Hazine adına tesciline ilişkin kararı, davalı … vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 18.10.2012 gün ve 2012/8654 – 11852 sayılı kararı ile onanmış, bu kez davalı gerçek kişi, yararlarına zilyetlikle edinme koşullarının oluştuğu iddiasıyla Yargıtay onama kararının düzeltilmesini istemiştir.
Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu, 5304 sayılı Kanun ile değişik 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince yapılıp ilan edilmiştir.
Mahkemece çekişmeli parsel ve çevresinin mütegayyip kişilerden Hazineye intikal ettiği, bir süre göçer tabir edilen kişiler tarafından kullanılmış ise de, daha sonra onlar tarafından da terk edildiğinin yerel bilirkişi ve tanık beyanları ile saptandığı, bu tür yerlerin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de;
Keşifte bilgisine başvurulan yerel bilirkişi ve tanıkların, görgüye dayalı bilgileri bulunmayıp başkalarından duyduklarına dayalı ifadelerinde: çekişmeli parselin bulunduğu yerin ülkeyi terk eden mütegayyip kişilerden kaldığını, bu yerleri bir ara göçer diye bilinen kişilerce kullandığını ancak, son 20 yıldır ziraatta kullanılmadığını, tutanak tanığı ise taşınmazın davalı tarafından zilyet edildiğini bildirmişler; harita mühendisi bilirkişi, çekişmeli parselin 1967 yılında düzenlenen memleket haritasında beyaz renkli açık alanda yer aldığını bildirmiş; ziraat uzmanı bilirkişi ise, çekişmeli parselin %5-10 eğimli tarla olduğunu, üzerinde toprak yapısından en az 40-50 yıl önce taşlardan temizlenip imar ve ihya edilerek, tarla niteliğiyle kullanılırken, son 15 yıldır işlemeli tarım yapılmadığını bildirmiştir. Çekişmeli parselin komşuları ve yakınındaki 135 ada 41 sayılı parselin ham toprak niteliğiyle Hazine adına tespiti itirazsız kesinleşmiş, aynı ada 38 ve 39 sayılı dava dışı parsellerin zamanaşımı zilyetliği nedeniyle gerçek kişiler adına tespiti davalı olmaları nedeniyle kesinleşmemiştir.
Bu durum karşısında, çekişmeli parselin mütegayyip kişilerden kaldığı yönünde yerel bilirkişilerin başkalarından duymalarına dayalı beyanlarından başka delil bulunmadığı gibi, tarafların iddia ve savunmalarına göre, çekişmeli parselin öncesi itibariyle orman sayılan yerlerden olup olmadığı, mera ya da yaylak niteliğindeki yerlerden olup olmadığı da yöntemince araştırılmamıştır.
O halde, mahkemece; yöreye ait eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ile yöreye ait sonraki tarihlerde çekilen hava fotoğrafları ve memleket haritaları, var ise mera nitelikli tapu kaydı ve vergi kaydı ile tahsis kararları ilgili yerlerden getirtilmeli, yöreyi iyi bilen ve bu köyden olmayan yeterince yaşlı yerel bilirkişilerin isimleri yöntemince saptanıp, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi, bir ziraat uzmanı bilirkişi, bir harita mühendisi ve bir ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, getirtilen memleket haritaları, amenjman planları ve hava fotoğrafları çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hâkim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; kesinleşmiş orman kadastrosu bulunmadığından, yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritalarının ve hava fotoğraflarının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de bu harita ve fotoğrafların ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli parselin konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar ve fotoğraflar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, var ise mera nitelikli tapu ve vergi kayıtları ile Hazine adına idarî yoldan oluşan tapu kayıtları yeterince yaşlı yerel bilirkişiler vasıtasıyla uygulanarak çekişmeli parselin bu kayıtların kapsamında kalıp kalmadığı, mera sayılan yerlerden olup olmadığı belirlenmeli, tarım uzmanı bilirkişi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, parselin mera sayılan yerlerden olup olmadığı, imar ve ihya edilip edilmediği, edildi ise, tarihi ve ne şekilde edildiği, yapılan işlemlerin imar ve ihya olarak kabul edilip edilmeyeceği, imar ve ihyanın ne zaman bittiği ve bu tarihten sonra kim tarafından ne şekilde kullanıldığı, bu kullanım şeklinin taşınmazın ekonomik amacına uygun olup olmadığı belirlenip, bu yolda bilimsel veriler içeren rapor alınmalı; aynı hususlarda zilyetlik tanıkları da taşınmaz başında dinlenmeli; 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, davalı yanında, (murisi) yönünden de tapu ve ilgili kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı Kanunun 3/7/2005 tarih ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi gereğince sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin eksik araştırma ve incelemeye dayalı yerel mahkemenin kabule ilişkin hükmü usûl ve kanuna aykırı olduğu gibi, bu kararın onanmasına ilişkin Daire kararı da yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı gerçek kişinin karar düzeltme isteminin KABULÜYLE, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 18.10.2012 gün ve 2012/8654 – 11852 sayılı ONAMA kararının KALDIRILARAK, yukarıda açıklanan aynı nedenlerle, yerel mahkemenin 14.06.2011 gün ve 2007/84-2011/10 saylı kararının BOZULMASINA, alınan temyiz ve karar düzeltme harcının istek halinde yatıran iadesine 26.03.2013 günü oy birliği ile karar verildi.