Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2014/5919 E. 2014/9774 K. 25.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/5919
KARAR NO : 2014/9774
KARAR TARİHİ : 25.11.2014

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine vekili, 21.07.2006 tarihli dilekçesiyle, Şerefler Köyü 148 ada 1 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün, 1943 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastro sınırları içindeyken 3302 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulamasıyla Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmasına ilişkin işlemin kesinleştiğini ileri sürerek, taşınmazın bu bölümünün tapu kaydının iptali ile Hazine adına tapuya tescili istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece davanın kabulüne, çekişmeli taşınmazın 26.12.2006 günlü bilirkişi krokisinde (A) harfi ile gösterilen 8480,27 m2 bölümünün tapu kaydının iptali ile 2/B niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı gerçek kişiler tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 18/06/2009 gün ve 8281 – 10309 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Bir örneği dosyada bulunan 1943 yılı orman tahdit krokisi, 1744 sayılı Kanun döneminde yapılan tahdit haritası ve 3302 sayılı Kanun döneminde yapılan orman kadastrosu ve 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulamasına ilişkin haritalardaki çekişmeli parseli ilgilendiren orman sınır hatları birbirinden farklı olduğu gibi, hükme dayanak yapılan uzman bilirkişi raporuna ekli haritadaki aynı orman sınır noktalarını birleştiren orman sınır hatları da çelişmektedir.
Mahkemece bu çelişkiler ve yetersizlikler üzerinde durulmamıştır. Bu nedenle; mahkemece yeniden araştırma yapılmalıdır.” denilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra, davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davacı Hazine vekili tarafından vekâlet ücretine yönelik olarak temyiz edilmiştir.
Dava, kesinleşmiş 2/B madde uygulamasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 1943 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu, daha sonra 1979 ilâ 1981 yıllarında yapılıp, 11.05.1982 tarihinde ilân edilen aplikasyon ve 1744 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 2. madde uygulaması, 1988 ve 1989 yıllarında 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi hükümlerine göre yapılıp kesinleşen aplikasyon, sınırlandırması yapılmamış ormanlarda orman kadastrosu ve 3302 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması vardır.
İncelenen dosya kapsamına göre, bozma kararından sonra 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı “Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun”, 26/04/2012 tarihli ve 28275 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak, aynı tarihte yürürlüğe girmiş ve aynı Kanunla 17/10/1983 tarihli ve 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun ile 16/2/1995 tarihli ve 4070 sayılı Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmış, 6831 sayılı Kanunun bazı maddelerinde de değişiklikler yapılmış, bu cümleden olarak, diğer bir çok hükmün yanı sıra, 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan alanlara ilişkin tapu kaydına konulan şerhlerin silinmesi, bu alanlar için Hazine tarafından dava açılmaması, açılan davalardan vazgeçilmesi ya da davaların durdurulması, tapusunun iptaline karar verilen taşınmazların tekrar tapu sahibine iadesi gibi konular düzenlenmiştir. Hazine, tapuda gerçek kişiler adına kayıtlı olan taşınmazın 2/B madde kapsamında kalması nedeniyle tapu kaydının iptalini istediğine göre, somut olayda 6292 sayılı Kanunun 7/1-a maddesinin uygulanacağı ve buna göre; Hazinenin açılan davadan vazgeçmiş sayılacağı kanunun âmir hükmü gereğidir. Buradaki vazgeçme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 307. maddesi ve devamında düzenlenen teknik anlamda bir “davadan feragat” olmayıp, kanundan kaynaklanan ve davalının rıza ve muvafakatının da aranmadığı, kendine özgü (davanın geri alınması niteliğinde) bir vazgeçmedir. Ayrıca, 6292 sayılı Kanun hükümleri uyarınca sonuçlandırılacak bu tür davalarda, yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılması, taraflar leh ve aleyhine vekâlet ücreti takdir edilmemesi gerekmektedir. Bu düzenlemeler karşısında, davacı vekilinin davadan vazgeçmiş sayılmasına şeklinde hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi ve davalılar lehine 1200.- TL vekalet ücreti takdir edilmiş olması doğru değil ise de, bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir. Bu sebeple, hükmün 1. bendinde yazılı ” dava konusuz kaldığından dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına” ibaresinin kaldırılarak, yerine “davacının davadan vazgeçmiş sayılmasına” cümlesinin yazılması; yine, 5. bendinde yazılı “…..Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre hesap ve takdir olunan 1200.- TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine” ibaresinin tamamen hükümden çıkarılmak suretiyle düzeltilmesine, hükmün 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi atfıyla H.U.M.K.’nun 438/7. maddesine göre düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA 25/11/2014 günü oy birliği ile karar verildi.