YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/10908
KARAR NO : 2015/10316
KARAR TARİHİ : 02.11.2015
MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
– K A R A R –
Davacılar vekili, vekil edenlerin pay sahibi olduğu Çengelköy mahallesi 917 ada 3, 969 ada 1 ve 971 ada 1 parsel sayılı taşınmazların sırasıyla 37.632, 14.336 ve 5.376 m²’lik bölümlerinin Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31/12/1979 gün ve 1972/1000-856 sayılı ilâmıyla tapusunun iptal edilip orman niteliğiyle Hazine adına tescil edildiği, iptal edilen bölüm için ödeme yapılmadığı belirtilerek iptal edilen bölümlerin dava tarihi itibariyle değeri hesaplanıp yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 03/04/2013 havale tarihli dilekçe ile tazminat miktarını 12.792.916,50 TL olarak bildirmiştir.
Davalı Hazine, aleyhlerine açılan davanın husumet yönünden reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne, 8.706.421,50.-TL S. K. mirasçılarına, 4.086.495,00.-TL M.. T..’a ait olmak üzere 12.792.916,50.-TL’nın dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı idareler vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 28/04/2014 gün ve 2013/17246-11533 sayılı ilâmıyla bozulmuştur.
Mahkemece hükmüne uyulan bozma ilâmında “1) 4721 sayılı TMK’nın “sorumluluk” kenar başlığını taşıyan 1007. maddesinde “Tapu sicilinin tutulmasından doğan tüm zararlardan Devlet sorumludur.” Devlet zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder” hükmü yer almakta olup, anılan yasal düzenleme nedeniyle Hazine hakkında açılan davanın kabulüne, Orman Yönetimi hakkında açılan davanın ise husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
2) Dosyada mevcut Kanlıca Orman İşletme Şefliğinin 09.05.2011 tarihli yazısında, tapu kaydı mahkeme kararı ile iptal edilen 917 ada 3, 971 ada 1 ve 969 ada 1 parsel sayılı taşınmazların 1940 yılında yapılan çalışmalarda orman tehdit sınırları içerisinde kaldığı, bu parseller üzerinde 6831 sayılı Kanunun 2 ve 2/B maddesi uyarınca uygulama yapılmadığı belirtilmiş ise de; 59 nolu Orman Kadastro Komisyonunun yaptığı ve 10.02.1988 tarihinde askı ilâmına çıkan tahdit çalışmalarında, söz konusu bölgede 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca aplikasyon yapıldığı anlaşılmıştır.
Bu durumda, tapu kaydı mahkeme kararı ile iptal edilen dava konusu taşınmazların 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca Hazine lehine orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olup olmadığı araştırılıp, söz konusu taşınmazların 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olduğunun tespit edilmesi halinde 6292 sayılı Kanun hükümleri uyarınca işlem yapılması gerektiğinin düşünülmemesi, doğru görülmemiştir.” denilmiştir.
Mahkemece bozma ilâmına uyulduktan sonra; davalı Orman Yönetimine yönelik davanın husumet yönünden reddine, Hazineye yönelik davanın kabulüne, 8.706.421,50.-TL Salim Kaptan mirasçılarına, 4.086.495,00.-TL M.. T..’a ait olmak üzere 12.792.916,50.-TL’nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Hazineden alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.
Mahkemece; davalının harçtan muaf olması sebebiyle ıslah talebinin harçsız olarak yapılabileceği kabul edilip taşınmazların dava tarihindeki değerleri dikkate alınarak hüküm kurulmuş ise de, mahkemenin değerlendirmesi yerinde değildir.
Davalı Hazine tarafından yargılama sırasında süresi içinde zamanaşımı itirazında bulunulmamış olması nedeniyle, temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü zamanaşımı itirazı yerinde görülmemiştir.
Mülkiyet hakkı Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan kanunlarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Kanun ile değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alınmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 gün ve 2009/4 – 383 E. – 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4 – 349 E. – 2010/318 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; Tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada Devletin sorumluluğu, kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Medenî Kanunun 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilirler.
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından Devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E. – 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E. – 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E. – 2010/668 K. sayılı kararı). Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise, tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararın meydana geldiği tarihtir.
Bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında, Asliye 3. Hukuk Mahkemesinin 31/12/1979 gün ve 1972/100 E. 1979/856 K. sayılı ilâmı ile davacılar adına tapuda kayıtlı taşınmazların orman vasfında olduğu gerekçesiyle tapu kayıtlarının kısmen iptal edildiği, her ne kadar Devlet Ormanlarının özel mülkiyete konu olması mümkün değil ise de, genel arazi kadastrosu sırasında taşınmazlar hakkında kadastro tesbiti düzenlenerek tapu kütüğünün gerçek kişiler adına oluşturulduğu, daha sonra satış ve intikaller ile davacıların pay sahibi olduğu, bu şekilde tapu sicilinin hatalı olarak tutulduğundan, TMK’nın 1007. maddesi kapsamında Devletin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu ve davacının gerçek zararının tazmininin gerektiği ve zararın tapunun iptaline ilişkin kararın kesinleştiği tarihte oluştuğu anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, tapusu iptal edilen taşınmazların niteliği 17.04.1998 gün 1996/3-1 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı ve Bakanlar Kurulunun 28.02.1983 gün 1983/6122 sayılı kararı gözetilmek suretiyle belirlenmelidir. Belirlenen nitelik arazi ise, değerlendirme tarihi yani tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleşme tarihi itibariyle net gelir metodu yöntemi ile, taşınmazın niteliği arsa ise, değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.
Bu nedenle, mahkemece taşınmazın değerlendirme tarihindeki niteliği arsa olarak belirlenir ise, emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle değer biçilmesi gerektiğinden, taraflara, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve değerlendirme tarihi olan 28.06.2011 tarihinden önce ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için olanak tanınması, gerekli görülürse re’sen emsal getirtme yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için konunun uzmanı bilirkişilerden yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu yardımıyla keşif yapılarak, denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren, emsal ile dava konusu taşınmazların eksik ve üstün yönlerinin karşılaştırıldığı rapor alınması,
Taşınmazın değerlendirme tarihindeki niteliği arazi olarak belirlenir ise, arazi niteliğinde bulunan dava konusu taşınmazlara yönelik olarak, sulu olup olmadıkları, yerleşim alanlarına uzaklıkları, iklim şartları, arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek oluşturulacak bilirkişi kurulu yardımıyla çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi, dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri ilçe tarım müdürlüğünden getirtilmek suretiyle, taşınmaz üzerinde meyve ağaçları varsa ağaçların cinsleri de dikkate alınmak suretiyle elde edilen verilere uygun biçimde değerlendirme yapılarak tapu kapsamındaki taşınmazların değeri, iptal kararının kesinleştiği tarihine göre davacının oluşan gerçek zararının saptanması gerekirken, dava tarihinin değerlendirme tarihi olarak alınması usûl ve kanuna aykırıdır.
Bundan ayrı, nispi karar ve ilâm harcına tabi davalarda davalı taraf harçtan muaf olsa dahi ıslah ile dava değerinin artırılması halinde artan dava değeri üzerinden karar ve ilâm harcının tamamlanması (ıslah harcı) gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.12.2013 gün ve 2013/21-445 E., 2013/1625 K. sayılı kararında da bu görüş benimsenmiştir.
Somut olayda, davacı vekili dava dilekçesinde 8000.-TL olarak açıkladığı tazminat talebini, 02/04/2013 tarihli dilekçe ile 12.792.916,50.-TL’sına arttırmış ancak, ıslah harcını yatırmamıştır. Mahkemece ıslah harcı yatırılmayan ıslah beyanına değer verilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, temyiz incelemesinin duruşmalı yapılması nedeniyle 1.100.-TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı Hazineye verilmesine, taraflarca 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi atfıyla HUMK’nın 388/4. (HMK m. 297/ç) ve HUMK’nın 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilâmının tebliğinden itibaren ilâma karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, temyiz harcının istek halinde iadesine 03/11/2015 günü oy birliği ile karar verildi.