Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2017/9368 E. 2020/2348 K. 01.07.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/9368
KARAR NO : 2020/2348
KARAR TARİHİ : 01.07.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin değerden reddine karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; … ili, … ilçesi, …, eski 229 (yeni 13322 ada 1 parsel) sayılı taşınmazın çok sayıda taşınmaza ifraz olunduğunu, müfrez parsellerden 47190,00 m² ve 44000,00 m² yüzölçümlü tapulara revizyon görmüş olan iki tanesinin müvekkillerinin murisi “Ahmet oğlu…” tarafından satın alındığını, 1980 yılında yapılan kadastro çalışmalarında kendi tapu kayıtları kapsamında kalan taşınmazların “makilik” niteliğiyle Hazine adına tespit edilmesi üzerine … Kadastro Mahkemesinin 1982/50 E. sayılı dosyası ile Hazine aleyhine “kadastro tespitine itiraz” ettiklerini, bu davadan verilen kararın bozulması sonrasında Kadastro Mahkemesinin 2004/1 E.-2005/5 K. sayılı ilamıyla verilen kararın temyiz ve karar düzeltme incelemesinden de geçerek kesinleştiğini, murisleri…’in iyiniyetle, tapu siciline güvenerek taşınmazı satın aldıktan uzun bir zaman sonra tapularının yok sayıldığını, mahkeme kararı ile bu tapuların geçerli ve hukuken korunan bir tapu kaydı olmadığının kesinleştiğini, tapu sicilinin gerekli özen gösterilmeden tutulduğunu, müvekkillerinin uğradığı zarardan TMK’nın 1007. maddesi uyarınca Hazinenin sorumlu olduğunu beyan ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla taşınmazın dava tarihindeki değerinin şimdilik 10.000,00-TL’sinin TMK’nın 1007. maddesi uyarınca işleyecek yasal faiziyle birlikte Hazineden alınarak, murislerinden kendilerine düşecek miras payları oranında müvekkillerine ödenmesini talep etmiştir.
Mahkemece; dayanak yapılan tapu kayıtlarının 229 parsele yönelik açılan dava nedeniyle kadastro mahkemesince değerlendirildiği, 24/05/2005 tarih ve 2004/1 E.-2005/5 K. sayılı ilamla reddedilen davanın Yargıtay denetiminden geçerek Hazine lehine 01/07/2008 tarihinde kesinleştiği, davacıların ve murislerinin bu davada taraf olduğu, kadastro mahkemesi kararının taraflar açısından kesin hüküm niteliği taşıdığı, kadastro mahkemesi kararının kesinleştiği 01/07/2008 tarihinde yürürlükte olan mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 60. maddesi uyarınca tazminat talebi yönünden zamanaşımı süresinin 1 yıl olduğu; öte yandan yürürlükteki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 72. maddesinde “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.” hükmünün düzenlendiği, her iki kanuna göre de zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle; davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
Dava; TMK’ nın 1007. maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.
TMK’nın 1007. maddesinde düzenlenen tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan dolayı açılacak davalar için kanunda özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Ancak, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” şeklindeki kanuni düzenlemenin bir gereği olarak uygulama ve öğretide kanunen özel bir zamanaşımı süresi öngörülmeyen alacak veya tazminat davaları 10 yıllık genel zamanaşımına tâbi tutulmuştur. Bu nedenle, eldeki davada tapu sicilinin tutulmasından doğduğu iddia edilen zararın tazmini istendiğine ve bu alacakla ilgili kanunda aksine bir hüküm bulunmadığına göre, bu zarar alacağının da 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesinde öngörülen 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tâbi olduğunun kabulü gerekir. 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesinde yazılı 10 yıllık genel zamanaşımı süresi alacağın muaccel (istenebilir) hale geldiği gün işlemeye başlar ve 10 yıl sonra aynı gün dolar. Somut olayda davacının mülkiyet hakkını mahkeme kararıyla kaybettiği 01/07/2008 tarihi itibariyle zararın doğduğu ve bu tarihte tazminat alacağının muaccel (istenebilir) hale geldiği gözetildiğinde, genel zamanaşımı süresinin 01/07/2018 tarihinde dolacağı, davanın açıldığı 25/03/2014 tarihi itibariyle 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı kuşkusuzdur.
Bu itibarla, mahkemece; tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda gösterecekleri deliller toplanıp, işin esasına girilerek varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçeyle, zamanaşımı nedeniyle davanın reddedilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde iadesine 01/07/2020 günü oy birliğiyle karar verildi.