Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/10273 E. 2010/10702 K. 01.11.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/10273
KARAR NO : 2010/10702
KARAR TARİHİ : 01.11.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı ile davalılardan … ve dava dışı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

1- Davada taraf olmayan ve aleyhinde hüküm kurulmayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının temyiz talebinin hukuki yarar yokluğundan reddine,
2-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davacılar ….ve …’ın tüm, davacı … ve … ile davalı … İdaresi vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.
2-Dava, iş kazası sonucu ölen sigortalının yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davcı eş …, çocuklar …ve …’ın maddi tazminat istemlerinin kabulü ile diğer davacıların maddi tazminat istemlerinin reddine, manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacılar murisi ….’ın işvereni olan davalı … San Tic AŞ’nin makam aracı olarak sigortalıya tahsis ettiği hususi otomobille 8.7.2003 günü işe gelirken Sakarya İl Özel İdaresine ait … plakalı kamyonu kullanan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü çalışını …. hatalı sola dönüşü sonucu meydana gelen trafik iş kazası sonucu sigortalının öldüğü, Kurumca iş kazası olarak kabul edilen olayda ölen sigortalının %25, kamyon şoförü …’ın %75 oranında kusurlu oldukları dosya içerisinden anlaşılmaktadır.
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin davalarda (tazminat davaları) öncelikle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Sigortalının ölüm tarihinde yürürlükte bulunan 506 sayılı Yasanın 12. maddesinde sigortalının iş kazası sonucu ölümü halinde hak sahiplerine gelir bağlanacağı, bildirilmiş 506 sayılı Yasanın 24. maddesinde ” geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen ana ve babasına” ibareleri 29.7.2003 tarihli 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 sayılı Yasanın 35. maddesi ile değiştirilerek anılan yasa maddesinin yeni şeklinde; sigortalının ölümü tarihinde eşine ve çocuklarına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan ana ve babasına gelir olarak verileceği ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 70 inin dörtte birini geçemeyeceği ve sigortalının ölümü ile eşine ve çocuklarına bağlanabilecek gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı değilse ana ve babanın gelir bağlanma haklarının düşeceği belirtilmiştir. Bu tür yasaların yürürlüğe girmeleri ile birlikte derhal tesirini husule getireceği tartışmasızdır. Bu gibi durumlarda kanunların geriye yürümesi değil ani etkisi söz konusudur. H.G.K.’nun 06.04.2005 tarihli, 2005-10-183 Esas, 2005-241 Karar nolu kararı da bu yöndedir.Bu durumda davacı anne ve baba için iş kazası kolundan gelir bağlanması hakkını doğuran olayın sözü edilen yasa değişikliği olduğu gözetilerek şartlar oluşuyor ise iş kazası tarihi yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleştiğinden iş kazası gelirinin yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren hak kazanılacağının kabulü gerekir. Öte yandan yargılama sırasında 1.10.2008 tarihinde yürürlüğü giren 5510 sayılı Yasa’nın 34/d maddesi ile “Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25 oranında; ana ve babanın 65 yaşınüstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla %25’i oranında aylık bağlanacağı” düzenlenmiştir. Davacı anne ve babanın anılan yasal düzenlemenin getirdiği şartları taşıyıp taşımadıklarının da somut olayda değerlendirilmesi gerekir.
Somut olayda Sosyal Güvenlik Kurumunca yapılan tahkikat sonucunda olayın iş kazası olarak kabul edildiği ancak davacı anne ve babaya gelir bağlanmadığı Kurumca dosyaya gönderilen peşin sermaye değeri tablolarından anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan hesap raporunda 506 sayılı Yasanın 24 maddesindeki koşullar oluşmadığından kendilerine gelir bağlanmayan anne ve baba için destek zararının hesaplanmadığı bildirilmiş ise de gerekçe olarak sadece Kurumun gelir bağlamadığından bahsedilmiştir. Mahkemece 506 sayılı Yasanın 24 maddesinde yukarıda açıklanan değişiklik değerlendirilmeden sonuca gidilmiştir.
Görülen bu davada davacı anne ve babanın iş kazası sonucu ölen oğullarından maddi tazminat talebi yönünden inceleme yapabilmenin ön koşulunun davacı anne ve babaya Kurumca gelir bağlanmasının oluşturduğu açık olmakla yapılacak iş; öncelikle davacı anne babanın herhangi bir sosyal güvenlik yasasına tabi sigortalı olarak çalışıp çalışmadığını veya buralardan aylık alıp almadıklarını araştırmak, çalışıyor veya aylık alıyor iseler maddi tazminat taleplerinin reddine karar vermek, çalışmıyor veya aylık almıyor iseler davacı anne ve babaya ölen oğullarından kendilerine 506 sayılı Yasanın değişik 24 maddesine göre bu maddedeki koşulların anne ve baba için oluşmaması durumunda dava devam ederken 1.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın 34. maddesi gereğince davacıların yaşlarına göre gelir bağlanması için SGK Başkanlığına müracaatta bulunmak, gelir bağlama taleplerinin reddi halinde giderek SGK Başkanlığını hasım göstererek “iş kazası” sigorta kolundan ölüm geliri bağlanması gerektiğinin tespiti” davası açmak üzere önel vermek, o davayı bu dava için bekletici mesele yapmak kesinleşen mahkeme kararı ile dava reddedilmiş ise şimdiki gibi karar vermek, dava kabul edilmiş ise Kurumca bağlanan gelirin hüküm tarihine en yakın tarihteki en son peşin sermaye değerini sormak, hüküm tarihine en yakın tarihteki verilen gözetilerek davacılar eş,çocuklar, anne ve babanın maddi zararlarını yeniden hesaplatıp, hesaplanan bu miktardan bağlanan gelirin en son peşin sermaye değerini düşmek suretiyle karşılanmayan maddi zarar miktarlarını belirleyerek bir karar vermek gerekir.
3-Borçlar Kanununun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahiplerine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez.
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı … …, …, … yararına hükmedilen manevi tazminat miktarı “fazladır”.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacılar Rasim ve … ile davalı … İdaresinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 1.11.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.