Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/11288 E. 2010/8126 K. 08.07.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11288
KARAR NO : 2010/8126
KARAR TARİHİ : 08.07.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, 1983-1999 tarihleri arası … sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R
Dava nitelikçe, davacının 29.08.1983-09.12.1983, 06.02.1984-27.07.1984 ve 02.12.1985-16.05.1999 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında … sigortalısı sayılması istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ise de, bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacının 29.04.2002 tarihli giriş bildirgesine istinaden limited şirket ortaklığından dolayı 04.10.2000 tarihinden itibaren esnaf … sigortalısı olarak tescil edildiği, davacının daha sonradan vermiş olduğu dilekçesinde 1999 yılından itibaren Akdeniz Belediyesi’nde memur olarak göreve devam ettiğini beyan ettiğinden kaydının iptal edildiği, davacının 01.10.1982-30.12.1982 tarihleri arasında 90 gün, 10.12.1983-05.02.1984 tarihleri arasında 15 gün ve 17.05.1999-23.02.2000 tarihleri arasında 277 gün 506 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalı olduğu, mimarlıktan dolayı 01.01.1987-29.12.1992 tarihleri arasında vergi kaydı, 29.08.1983 tarihinden itibaren Mimarlar Odası kaydı ve 27.04.1993-29.04.2004 tarihleri arasında limited şirket ortaklığı bulunduğu anlaşılmaktadır.
Sosyal güvenlik hakkı, temel insan haklarından olup, uluslararası hukuk normları ile Anayasalarda güvence altına alınmıştır. Ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel değişimi sosyal güvenlik haklarına olumlu yansımakla birlikte, kimi zaman bu hakları sınırlayıcı düzenlemelere gidildiği de görülmektedir.
Uyuşmazlığın çözümü, sigortalılık niteliğini taşıdıkları halde …’a kayıt ve tescil yaptırmamış olanlar hakkında 1479 sayılı Yasa’da öngörülen düzenlemelerin irdelenmesini zorunlu kılmaktadır.
1479 sayılı Yasa, zorunlu sigortalılık şemsiyesi altına en son alınan “esnaf ve sanatkarlar ve diğer bağımsız çalışanlara” yasada yazılı sosyal güvenlik hükümlerini uygulama amacını taşımakta olup, 26. madde ile sigortalı olma hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağını, bu yasaya göre sigortalı sayılanların, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren üç ay içinde Kurum’a başvurarak kayıt ve tescil yaptırmalarının zorunlu olduğu, aksi durumda Kurum tarafından resen tescil işleminin yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Buna karşın, 1479 sayılı Yasa’da sigortalılık hak ve mükellefiyetlerinin belirli tarihlerden başlatılmasını zorunlu kılan düzenlemeler de yer almaktadır. Bunlardan ilki, “tescilini yaptırmayanlar hakkında yapılacak işlemler” başlıklı Ek-Geçici 13. madde hükmünde, tescilleri yapılmamış ancak sigortalılık niteliğini taşıyanlar yönünden yasanın tanıdığı hak ve mükellefiyetlerin 2654 sayılı Yasa’nın yürürlük tarihi olan 20.04.1982 tarihinden başlatılacağı öngörülmüştür.
619 sayılı KHK’nin Geçici 1. maddesi hükmünde ise, “bu kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanun Hükmünde Kararname’nin yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar. Ancak, 1479 sayılı Kanun’a göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olmak kaydıyla, 20.04.1982 tarihinden bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar vergi dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştıklarını belgeleyen sigortalıların, vergiye kayıtlı bulundukları süreler, bu süreye ilişkin primleri, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağı prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” denilmekte olup, 04.10.2000 tarihinde yürürlüğe girmiş ise de, Anayasa Mahkemesi’nin 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren 26.10.2000 günlü kararı uyarınca 619 sayılı KHK tüm hükümleriyle iptal edilmiştir.
4956 sayılı Yasa’nın 47. maddesiyle, 1479 sayılı Yasa’ya eklenen Geçici 18. madde, “bu kanuna göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 04.10.2000 tarihine kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olan sigortalıların sigortalılık hak ve mükellefiyetleri 04.10.2000 tarihinden itibaren başlar. Ancak, bu Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak tescil edilmiş olanların sigortalılıkları, bu kanunun yürürlük tarihinden itibaren altı ay içinde Kuruma yazılı olarak başvurmaları ve 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasındaki vergi kayıtlarını belgelemek ve belgelenen bu sürelere ilişkin olarak 49. ve Ek 15. maddelere göre hesaplanacak prim borçlarının tamamını, tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde, ödeme tarihinde bulundukları gelir basamağının yürürlükte olan prim tutarı üzerinden ödemek kaydıyla bu süreler sigortalılık süresi olarak değerlendirilir.” hükmünü amirdir.
Tüm bu düzenlemelerde ortak nokta, tescilin belirtilen tarihlerden sonra yapılmasına karşın, yasada tanınan süreler içinde borçlanma hakkının kullanılabilecek olmasıdır. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilmiş olan 619 sayılı KHK, borçlanma hakkı için bir süre de öngörmemiştir. Anılan hükümle belirtilen şartları yerine getiren kişiler maddede belirtilen sürelere ilişkin prim tutarlarını ödeyerek o döneme ilişkin süreleri sigortalı saydırabileceklerdir. Anılan düzenleme ile borçlanma hakkı, 04.10.2000 tarihinden sonra zorunlu sigortalı olarak …’a tescil edilmiş olanlardan, daha önce vergi kaydı bulunanlara tanınmıştır.
Yasada, sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin başlaması için öngörülen tarihlerden itibaren, borçlanma hakkı belirtilen bu süreler dahilinde kullanılmalıdır. Bu süreler içinde borçlanma hakkının kullanılmaması halinde ise, sonrasında … sigortalılığının tespitine olanak bulunmamaktadır. Bilindiği gibi, 1479 sayılı Yasa’da 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun hizmet tesbitine ilişkin 79/10. maddesine koşut bir düzenleme bulunmamaktadır.
Davaya konu olayda, Kurum’a tescil başvurusunda bulunulan tarihte, 619 sayılı KHK’nin Geçici 1. maddesi Anayasa Mahkemesi’nin 08.08.2001 tarihinde yürürlüğe giren kararı ile iptal edilmiştir. Benzer bir düzenlemeyi öngören 4956 sayılı Yasa ile değişik 1479 sayılı Yasa’nın Geçici 18. madde hükmü ise yasanın yayım tarihi olan 02.08.2003 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş bulunmakta olup, tescil talep tarihi dikkate alındığında her iki hükmünde somut olayda uygulanma olanakları bulunmamaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 03.11.2004 gün ve E.2004/10-524, K:2004/581 sayılı; 08.10.2008 gün ve E:2008/21-572, K:2008/618 sayılı kararları da bu yöndedir). Bu durumda, HUMK’nun 76. maddesi de dikkate alınarak anılan tarih itibariyle yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre uyuşmazlığın çözümünde yasal zorunluluk bulunmaktadır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 08.07.2010 gününde oy birliği ile karar verildi.