Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/11308 E. 2010/8437 K. 13.07.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/11308
KARAR NO : 2010/8437
KARAR TARİHİ : 13.07.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 15.06.2005-01.03.2006 tarihleri arasında çalışmış olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının davalı işverene ait işyerinde 15.06.2005 ile 01.03.2006 tarihleri arasında geçen ve davalı Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tesbiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, istemin reddine karar verilmiş ise de; varılan bu sonuç eksik incelemeye dayalı olup usul ve yasaya aykırıdır.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davalı işverence davacının (1050438) sicil nolu iş yerinde 3.3.2006 tarihinde işe girdiğine dair işe giriş bildirgesi verildiği, davalı işyerinden 3.3.2006-6.7.2006 tarihleri arasında 125 gün bildirimde bulunulduğu, işyerinin 506 sayılı Yasa kapsamına alınma tarihinin araştırılmadığı, 2005/6.-2006/3. aylar arası dönem bordrolarının geldiği davacının Kuruma bildirilen çalışmalarına ilişkin imzalı ücret bordrolarının işverence düzenlendiği, işyeri dosyasında davacının 1.7.2005 tarihinde sabıkasızlık belgesi ve sağlık raporu aldığı, 4.7.2005 ve 11.4.2006 tarihinde ise ikametgah belgesi almış olduğu, 31.3.2006 tarihli davacı imzalı SSK tespit tutanağında davacının işe başlama tarihinin 3.3.2006 olarak belirtildiği, davacının sigorta belgelerinin işverence doldurulup kendisi tarafından imzalandığını belirttiği, anlaşılmaktadır.
Gerçekten, davacının işyerindeki çalışmaları 3.3.2006 tarihli imzasını taşıyan işe giriş bildirgesi ile Kuruma kısmi olarak bildirilmiş ve bildirime uygun olarak primleri ödenmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10.maddesinde bu tür hizmet tesbiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge ve yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması halinde somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen komşu işyeri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer tanıklarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığı yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Gerçekten ifadesi hükme dayanak alınan tanıklardan …’ın işverence düzenlenen dönem bordrolarında 2005/6,7,8. aylarda işyerinde çalışmalarının bildirildiği ve işe Nisan 2005 de girip 8 ay kadar çalıştığını davacının da kendisinden 2 ay kadar sonra çalışmaya başladığına dair anlatımının bulunduğu, ayrıca davacının işe giriş bildirgesindeki işe başlama tarihi ile işyeri dosyasındaki sabıkasızlık belgesi, sağlık raporu ve ikametgah belgesinin tarihlerinin birbiriyle örtüşmediği anlaşılmaktadır. Davacının 3.3.2006 tarihinden itibaren işe girdiğine dair bildirimde bulunulduğu anlaşılmakta ise de; işyerinde çalışmakta olan bir işçinin sonraki bir tarihte Kuruma bildirilmesi uygulamada mümkündür.
Öte yandan ifadesi hükme dayanak alınan ve tanıklardan …’ın haricindeki işyeri çalışanlarının bordrolarda isimleri bulunmamaktadır. Birçok komşu kayıtlı işyeri tanığı dinlenmiş ise de; öncelikle davalı işveren dönem bordrosunda birden çok sayıda bulunan ve davacı ile aynı işyerinde ve ortamında çalışıp, işçi-
İşveren arasındaki mesai ilişkisini en iyi şekilde bilebilecek kayıtlı işyeri çalışanı olduğu halde, tespit davalarının sosyal güvenlik hukukuna tabi olup resen araştırma ilkesinin geçerliliği göz ardı edilerek, bu çalışanlardan başkaca tanık dinlenmemesi de hatalı olmuştur. Bu bakımdan tanık sözleri çalışma olgusu yönünden somut olgulara dayanmamakta soyut düzeyde kalmaktadır. Giderek, tanık sözlerinin inandırıcı güç ve nitelikte olduğu söylenemez.
Yapılacak iş; tespiti istenen ve davalı kuruma bildirilmeyen 15.6.2005-3.3.2006 tarihleri arası döneme ilişkin davalı işverence düzenlenmiş imzalı ücret bordrolarını işverenden isteyip dosyaya celbederek, dönem bordrolarından ve varsa imzalı ücret bordrolarındaki kayıtlı çalışanlar arasından resen yeterli miktarda seçilecek tanıkların, çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak, işyerinin 506 sayılı Yasa kapsamına alınma tarihini araştırmak ve gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/8. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 13.07.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.