YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/14081
KARAR NO : 2010/10050
KARAR TARİHİ : 18.10.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Davacı, 1.5.1986-dava tarihleri arası … sigortalısı olduğunun tespiti ile borçlu olmadığının ve yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici nedenlere göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan itirazlarının reddine,
2-Dava, davacının 1.5.1986 tarihinden dava tarihine kadar … sigortalısı olduğu, dava tarihi itibariyle Kuruma borçlu olmadığı ve yaşlılık aylığını hak kazandığının tespiti ile biriken aylıklarının ödeme tarihlerinden itibaren yasal faizleriyle birlikte davalıdan tahsili istemine ilişkindir
Mahkemece davanın kabulü ile davacının 4.10.2000-8.6.2007 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasaya tabi … sigortalısı olduğunun tesbitine, 4.10.2000 tarihi öncesi hizmet tespit isteminin reddine karar verilmiştir.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren, 1479 sayılı Yasanın 24. maddesi ilk şekliyle, sigortalılığın oluşumu için, kendi ad ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, ayrıca, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Yasa, …’lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece yasanın temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. Nihayet, 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Yasa, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkar sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının 16.7.2007 tarihli imzasını taşıyan giriş bildirgesi ile vergi kaydı esas alınarak 4.10.2000 tarihi itibariyle sigortalılık tescilinin yapıldığı, davacının 16.7.2007 tarihli terk dilekçesi üzerine Kurumca davacının sigortalılığının 30.12.2003 tarihi itbariyle terkin edildiği ve 4.10.2000-30.12.2003 tarihleri arası ait borcunun davacıya bildirildiği, pirim ödemesine dair dosyada bir belgenin bulunmadığı, davacının 5.1.1985-1.6.1985, 1.5.1986-30.12.1987, 15.8.1989-15.9.1989 tarihleri arasında vergi kaydı, 8.7.1987 tarihinde beri devam eden sicil kaydı, 19.9.1996-21.6.2006 tarihleri arasında limited şirket ortaklığı, 30.12.1989 tarihinden başlayan ve borçları nedeniyle üyeliği yönetimi tarafından 28.1.2005 tarihinde askıya alınan ticaret odası kaydının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayda davacının oda, sicil ve şirket ortaklığı kayıtlarına göre sigortalılık koşullarının bulunduğu 31.12.2003-8.6.2007 tarihleri arasındaki dönem yönünde verilen tespit kararı yerinde ise de … sigortalılığının Kurumca kabul edildiği 4.10.2000-30.12.2003 tarihleri arasında hukuki yarar bulunmadığından bu döneme ilişkin yeniden tespit kararı verilmesi isabetsiz olmuştur. Öte yandan davacının dava tarihi itibariyle Kuruma borçlu olmadığı ve yaşlılık aylığını hak kazandığının tespiti ile biriken aylıklarının ödeme tarihlerinden itibaren yasal faizleriyle birlikte davalıdan tahsili istemleri konusunda da mahkemece olumlu veya olumsuz bir karar verilememesi ve kabul şekli bakımından davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verildiği halde yargılama giderlerinin tümünün davacı üzerine bırakılması karar harcı haksız çıkan taraftan alınacağı ve davalı Kurum harçtan muaf olduğundan alınan harcın davacıya talebi halinde iade edilmesi gerektiği halde davacının karar harcı ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedendir.
O halde tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 18.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.