YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/15735
KARAR NO : 2011/72
KARAR TARİHİ : 17.01.2011
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, iş kazası sonucu malüliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararı ile sigortalının eşi olan diğer davacı …’nin uğramış olduğu manevi zararının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacı sigortalının maddi ve manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile davacı eşin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, iş kazası sonucu % 64 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının eşinin manevi zararının takdiri ile maddi zararının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Maddi tazminatın saptanmasında; zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, iş görmezlik ve karşılık kusur oranları, Sosyal Sigortalar tarafından bağlanan peşin sermaye değeri gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerektiği tartışmasızdır.
Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının, maddi zararının hesabında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı işyeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret gözönünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; dava dilekçesi ile davacı, olay tarihindeki ücretinin aylık net 600,00 TL olduğunu, davalı işveren ise cevap dilekçesi ile davacının ücretinin aylık 585,00 TL olduğunu ileri sürmüşlerdir. Dosyada bulunan 2003 yılı Aralık ayı imzalı ücret bordrosunda aylık net ücretin 585,00TL, 2004 yılı Ocak ayında ise (13 gün çalışma 3 gün tatil ve 15 günlük rapora göre) ödenen ücretin net 312,00 TL olduğu, işveren tarafından düzenlenen 01.03.2003 tarihli kıdem tazminatı bordrosunda ise günlük ücretin 23,10 TL olduğu tespit edilmiştir. Hükme esas alınan raporun ise kaza tarihinde günlük ücretin 19,50 TL 01.03.2005 tarihinde ise brüt 23,10 TL kabul edilerek kaza tarihindeki imzalı ücret bordrosundaki günlük net ücreti olan 19,50 TL yi aynı tarihte yürürlükte bulunan brüt asgari ücrete (14,10 TL) oranlayarak asgari ücretin 1,38 katı ücret aldığı kabul edilerek zarar hesabı yapıldığı oysa davacının kaza tarihinde aldığı günlük net ücretin (19,50 TL) kaza tarihinde yürürlükte olan net asgari ücrete (10,10 TL) oranlanması sonucu bulunan 1,93 katı ücret olduğu görülmektedir.
Somut olayda; iş yeri kayıtlarında davacının kaza tarihi ile işten ayrıldığı 01.03.2005 tarihleri arasındaki döneme ait ücretleri iş yeri dosyasında belli olduğundan, davacının maddi zararının hesabında bilinen aktif dönem hesabının 17.01.2004-01.03.2005 tarihleri arasındaki sürede iş yeri kayıtlarındaki ücret üzerinden, sonraki bilinen aktif dönem için en son bilinen net ücretin yürürlükteki net asgari ücrete oranlaması yapılarak bulunacak ücrete göre belirlenmesi gerekirken, kaza tarihindeki günlük net ücretin (19,50-TL), brüt asgari ücrete (14,10 TL) oranlaması yapılarak bulunan 1,38 katı ücrete göre hesap yapılması doğru değildir.
Ayrıca B.K’nun 47. Maddesinde hakimin bedensel bütünlüğün bozulması halinde olayın özelliklerini göz önünde tutularak zarar görene adalete uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar vereceği öngörülmüştür. Bedensel bütünlük eş deyişle vücut bütünlüğü kavramının fizik bütünlük yanında ruhsal bütünlüğü ve sağlığı da kapsadığı tartışmasızdır. Olayın özelliklerinin neler olduğu 22.6.1966, 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklanmıştır. Bunlar her olayda değişebilir. Bu nedenle hakiminin kararında bu özellikleri objektif ölçülere göre göstermesi gerekir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına takdir edilen manevi tazminat miktarı da azdır.
Öte yandan, Borçlar Kanununun 47. maddesine göre manevi tazminat isteme hakkı doğrudan doğruya bedensel zarara uğrayan kişiye aittir. Yansıma yoluyla aynı eylem nedeniyle manevi üzüntü duyanlar manevi tazminat isteyemezler. Ancak bedensel zarar kavramına (B.K.46 ve 47) ruhsal bütünlüğün ihlâli, sinir bozukluğu veya hastalığı gibi hallerin girdiği bu maddelerde sadece maddi sağlık bütünlüğünün değil ruhsal ve sinirsel bütünlüğün de korunduğu öğretide ve Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir. Öyleyse bir kişinin ağır bir bedensel zarara uğraması sonucunda, onun (ana, baba, karı, koca, evlat gibi) çok yakınlarından birinin de aynı eylem nedeniyle hukuken korunan ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğü ağır şekilde bozulmuşsa onlarında manevi tazminat isteyebilecekleri kabul edilmelidir. Bu durumda olanların zararları ile haksız eylem arasında uygun illiyet bağı mevcut olduğundan yansıma yoluyla değil, doğrudan zarara uğrama söz konusudur. Bedensel zararın ağır olduğu hallerde, aksi kanıtlanmadığı sürece, kazalının çok yakınlarının ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğünün ağır şekilde bozulduğunun kabulü, hayatın olağan akışı gereğidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.4.1995 gün ve 1995/ 11-122,1995/430 23.9.1987 gün ve E.1987/9-183 K.1987/655 sayılı kararları da aynı esaslara dayanmaktadır.
Davacı sigortalı … 23.01.1972 doğumlu olup, kaza geçirdiği 17.01.2004 tarihinde 32 yaşındadır. Davacının kaza geçirdiği tarihte ve sonrasında eşi ile beraber yaşaması, mevcut kazadan sonra “… yanığı” nedeni ile sağ üst dirsek, sağ el ve sağ ayakta oluşan arızalar nedeni ile % 64 oranında sürekli iş gücü kaybına uğraması ve eşi olan davacı …’nin de sürekli gözü önünde olması nedeniyle olayda büyük üzüntüye uğrayacak olan eş Hatice yararına duyulan manevi zararla orantılı, üzüntüyü hafifletici bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken talebinin tümden reddine karar verilmiş olması isabetsiz olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17.01.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.