YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/17051
KARAR NO : 2011/318
KARAR TARİHİ : 21.01.2011
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 22.12.2001- 27.1.2005 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacının 22.12.2001-27.01.2005 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen çalışmaların tesbiti ile bir kısım işçilik alacaklarının istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden, 09.04.2003 günü işe girdiğine ilişkin bildirge bulunan davacı adına 09.04.2003-26.01.2005 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinden kısmi bildirim ve prim ödemelerinin gerçekleştiği, davalı işveren tarafından Kuruma verilen dönem bordrolarının gönderildiği, davalı işyerinde çalışan işçileri bilebilecek davalı işyerine komşu yakın işyerlerinin bulunmadığının Emniyetçe tespit edildiği, Kuruma bildirilen sürelere ilişkin imzalı ücret bordrolarının işveren tarafından ibraz edildiği anlaşılmaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 01.10.2008 günü yürürlüğe giren geçici 7. maddesinde, bu Yasanın yürürlük tarihine kadar 506 sayılı, 1479 sayılı, 2925 sayılı, bu Yasa ile mülga 2926 sayılı, 5434 sayılı Yasalar ile 506 sayılı Yasa’nın geçici 20. maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Yasa hükümlerine göre değerlendirileceği yönündeki hükmün öngörülmüş olması ve genel olarak yasaların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesidir. Bu tür hizmet tespitine yönelik davaların, kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icap ettiği Dairemizin giderek Yargıtay’ın içtihadı gereğidir.
Gerçekten, davacının, işyerindeki çalışmaları işe giriş bildirgesine, aylık ve dört aylık bordrolara dayanılarak Kuruma kısmi olarak bildirilmiş ve bildirime uygun olarak da primleri ödenmiştir. Öte yandan, işe giriş bildirgesi ve bordrolar davacı çalışmalarının işyerinde kesintili geçtiğinin karinesidir. Karinenin tersinin ise, eşdeğerdeki belgelerle kanıtlanması gerektiği söz götürmez. Başka bir anlatımla, yazılı belgelerin varlığı halinde tanık sözlerine itibar edilemez. Dairemizin, giderek Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır. Ancak, davalı işveren tarafından 2003 yılının 4. ayından 2005 yılının 1. ayına kadar olan dönemi kapsayan imzalı ücret bordroları ibraz edilmiştir. Dava konusu olan diğer dönemlere (22.12.2001-09.04.2003 tarihleri arasına) ilişkin ücret bordroları ise ibraz edilmemiştir. Bu durumda, davalı işverenin ibraz ettiği ücret
bordrolarında davacının imzası olan sürelerle (09.04.2003-27.01.2005 tarihleri arasındaki sürelerle) ilgili olarak hizmet tesbiti istemin reddine karar verilmesi yerindedir. Ancak, ücret bordrosu ibraz edilmeyen ve Kuruma da bildirimi yapılmayan 22.12.2001-09.04.2003 tarihleri arasındaki süreler yönünden ise eksik inceleme ve araştırma ile sonuca gidilmiştir.
Yapılacak iş, davanın nitelikçe kişilerin sosyal güvenliğine ilişkin olması nedeniyle mahkemece, doğrudan soruşturma genişletilmek sureti ile, imzalı ücret bordrosu ibraz edilmeyen ve Kuruma da bildirimi yapılmayan 22.12.2001-09.04.2003 tarihleri arasındaki süreler yönünden davacı ile birlikte “aynı bölümde” çalışan ve Sosyal Güvenlik Kurumuna verilen dönem bordrolarında kayıtlı tanıklar belirlenerek, bu tanıkların bilgilerine başvurulmak ve olabildiğince delilleri toplayıp, bunları birlikte değerlendirerek sonucuna göre karar vermektir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 21.01.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.