YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/7091
KARAR NO : 2010/6280
KARAR TARİHİ : 01.06.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 2008/10759sayılı ödeme emrinin iptali ile borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı, idari para cezasına ilişkin davalı Kurumca gönderilen borç bildirimine ilişkin tebligatın usulsüz olarak yapıldığını borç bildiriminden haberdar olmadığı için Kurum Ünitesine itiraz edemediğini ileri sürerek 22.2.2008 tarihinde tebliğ edilen idari para cezasına ilişkin 2008/10759 sayılı ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece idari para cezasının idari aşamada kesinleştiği, tebligatın usulsüzlüğünün ancak bununla ilgili mercilerde ileri sürülebileceği, mahkemenin idari para cezasının yerindeliği ile ilgili inceleme yapma görevinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesi olup anılan maddede idari para cezalarının ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk edeceği, tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinda Kuruma ödeneceği veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebileceği, itirazın takibi durduracağı, Kurumca itirazı reddedilenlerin kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine dava açabilecekleri, bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari para cezasının kesinleşeceği, mahkemeye başvurulmasının cezanın takip ve tahsilini durdurmayacağı, tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde kuruma ödenmeyen para cezalarının bu Kanunun 80. maddesi hükmü gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte tahsil edileceği bildirilmiştir.
506 sayılı Yasa’nın 80. maddesinde ise Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Yasa’nın uygulanacağı bildirilmiş olup anılan yasanın 55. maddesinde amme alacağını vadesinde ödemeyene 7 gün içinde borçlarını ödemesi için ödeme emri gönderileceği, 58. maddesinde kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödendiği, veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu (İş Mahkemesi) nezdinde itirazda bulunabileceği bildirilmiştir.
Öte yandan tebliğ tutanaklı zarfın takipteki önemi büyüktür. Değinilen işlemler nedeniyle tebligat; bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi ancak Yasa ve Tüzükte emredilen şekillerle tevsik ve dolayısıyla ispat olunabilir. Bu sebeple tebligatın usul yasaları ile ilişkisi de daima göz önünde tutulmalıdır.
Tebligat ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve buna bağlı olarak çıkarılan Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı tebligatın muhatabına en kısa zamanda ulaşması, konusu ile ilgili olan kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususların belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, yasa ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur. Kanunun ve Tüzüğün belirlediği şekilde yapılmamış ve belgelendirilmemiş olan tebligatların geçerli olmayacağı Yargıtay içtihatlarında açıkça vurgulanmıştır.
Tebligat Kanunu ile Tüzüğü’nde öngörülen şekilde işlem yapılmış olmadıkça tebliğ memuru tarafından yapılan yazılı beyan onun mücerret sözünden ibaret kalır ve dolayısıyla belgelendirilmiş sayılmaz.
Özel hukuk tüzel kişilerine tebligatın nasıl yapılacağı Tebligat Kanununun 12. ve 13. maddesinde ve Tebligat Tüzüğünün 17 ve 18. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre; Özel hukuk tüzel kişilerine yapılacak tebligat bunların yetkili temsilcilerine yapılır. Eğer tüzel kişinin yetkili temsilcisi yoksa veya evrakı bizzat alamayacak bir halde ise; görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimse veya evrak müdürü gibi bu işle görevlendirilmiş bir kişiye, o da yoksa tüzel kişinin o yerdeki memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Tebligat tüzel kişinin yetkili temsilcisine yapılmamış ve sıralı kişilere yapılmışsa, bunun nedenlerinin açıkça ve ayrıntılı olarak tebligat mazbatasına yazılması gerekir.
Somut olayda idari para cezasının davacı şirkete “kendisine verilmek üzere sekreter Seda Kaya”‘ya 1.6.2006 tarihinde tebliğ edildiği, yetkili temsilcinin veya yetkili temsilci yoksa görev itibariyle temsilciden sonra gelen kimsenin veya evrak müdürünün işyerinde bulunmadığı veya evrakı alamayacak durumda oldukları hususlarının tebilğ memuru tarafından araştırılıp tebligat belgesine şerh verilmediği görülmektedir. Bu durumda tebligatın usulüne uygun olduğundan söz edilemez. Davacı usulsüz tebligattan haberdar olmadığını bildirdiğine göre davacının hak arama hakkı göz ardı edilerek usulüne uygun olmayan tebligata dayanılarak idari para cezasının tahakkukuna ilişkin işlemin idari aşamada kesinleştiğinden de söz etmekte mümkün değildir.
Bu durumda yapılacak iş; davacı şirketin böyle bir borcu olup olmadığı veya kısmen ödeyip ödemediği veya zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda ki itirazlarını inceleyip çıkacak sonuca göre bir karar vermektir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kaubl edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 1.6.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.