YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8056
KARAR NO : 2010/10541
KARAR TARİHİ : 28.10.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, 10.12.1998 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu ölen sigortalı … … ’ nun hak sahibi eşinin uğramış olduğu maddi ve manevi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece,davacının manevi tazminat isteminin aynen kabulü ile davacı eşin,sigortalının ölümünden sonra bir başkasıyla nikahsız beraberliği dolayısıyla destek hesabının bu beraberliğin başladığı 2.1.2003 tarihine kadar yapılmak suretiyle maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Kusurun aidiyeti ve oranı ile sigortalının iş kazası sonucu ölümü uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, tazminatın belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Tazminatın saptanmasında ise, zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, bakiye ömrü, işgörebilirlik çağı, işgöremezlik ve karşılık kusur oranları, destek görenlerin gelirden alacakları pay oranları, eşin evlenme olasılığı, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından bağlanan peşin sermaye değeri gibi tüm verilerin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmesi gerektiği tartışmasızdır. Öte yandan, tazminat miktarı, işçinin olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluştuğu yönü ise söz götürmez. Başka bir anlatımla, işçinin günlük net geliri tespit edilerek bilinen dönemdeki kazancı mevcut veriler nazara alınarak iskontolama ve artırma işlemi yapılmadan hesaplanacağı, bilinmeyen dönemdeki kazancının ise, yıllık olarak %10 arttırılıp %10 iskontoya tabi tutulacağı, 60 yaşına kadar (aktif) dönemde, 60 yaşından sonrada bakiye ömrüne kadar (pasif) dönemde elde edeceği kazançların ortalama yöntemine başvurulmadan her yıl için ayrı ayrı hesaplanacağı Yargıtay’ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
Maddi zararın tesbitine ilişkin 5.8.2005 tarihli hesap raporunda sigortalının ölümü tarihinde 22 yaşında ve çocuksuz olan davacının evlenme olasılığı %40 olarak kabul edilerek kazanç kaybı bu oran esas alınarak tesbit edilmiştir.Davalı iş veren vekilinin davacının ,sigortalının ölümünden sonra Orhan Selçuk Arduç adlı şahısla nikahsız beraberliğinin olduğu ve bu beraberlikten çocuğunun bulunduğu destek hesabının bu beraberliğin başladığı tarihe kadar yapılması gerektiği yolundaki itirazı üzerine mahkemece bu itiraza itibar alınan ek raporda davacının destek kaybı 10.12.1998 ila nikahsız beraberliğinin başladığı varsayılan 2.1.2003 tarihleri arasındaki dönem için maddi zarar hesabı yapılarak 10.082.87 TL maddi zararının bulunduğu bu zarardan SGK tarafından 2.1.2003 tarihine kadar davacıya ödenen peşin sermeye değerli gelirin sorularak bildirilecek tutarın tenzili gerektiği belirtilmiş,SGK tarafından davacının gelire giriş tarihi olan 10.12.1998 tarihi ile gayri resmi evlilik yaptığı 2.1.2003 tarihine kadar peşin sermaye değerlerinin 40.973.00 TL olduğunu bildirmesi üzerine de davacının karşılanmayan zararının bulunmadığı gerekçesiyle,maddi tazminat istemi reddedilmiştir.
SGK tarafından 28.11.2007 tarih ve AG 49 sayılı raporu ile davacının nikahsız birlikteliği tespit edilmekle birlikte davacının almış olduğu iş kazası ölüm gelirinin kesilmesine yönelik olarak herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığından Kurumun idari işlem niteliğinde herhangi bir işlem yapma yetkisinin bulunmadığı belirtilerek ölüm gelirinin ödenmeye devam edildiği belirtilmektedir.
Dosyadaki belgelerden davacının nikahsız birliktelik yaşadığı …’un … adlı kadınla resmen evli olduğu ve bu evlilikten iki çocuğunun bulunduğu görülmektedir. Dul kalan kadın, kocası öldükten sonra gayri resmi olarak başka bir erkekle beraber yaşıyorsa her zaman bakım ihtiyacının ortadan kalktığı söylenemez. Zira nikahsız birleşmeler, tam bir güvence teşkil etmez. Somut olayda davacı kadının nikahsız olarak bir arada yaşadığı erkeğin bir kadınla resmi nikahla evli olması ve iki çocuğunun bulunması karşısında davacı kadının böyle bir kişi ile beraber yaşamasının bakım ihtiyacının sona erdiğinin kabulünü gerektirmez. Dairemizin giderek Yargıtay’ın oturmuş görüşleri de bu yöndedir. Bu bağlamda, mahkemece hukuken bağıt niteliği taşımayan ve taraflara yükümlülükler getirmeyen nikahsız beraberliklerin evlilik olarak kabulü ile desteğin bu beraberliğin başladığı tarihte sona ereceğinin kabul edilerek davacının maddi zararının noksan belirlenmesi hatalı olmuştur.
Yapılacak iş; yukarıda açıklanan ilkeler gereğince davacının karşılanmamış zararının bulunup bulunmadığı konusunda yeniden hesap raporu alınarak oluşacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 28.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.