YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/9093
KARAR NO : 2010/6173
KARAR TARİHİ : 31.05.2010
MAHKEMESİ :… Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde Şubat 1992 yılının 15 veya 20 sinde çalışmaya başladığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı ve davalılardan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı, davalıya ait işyerinde aşçı yardımcısı ve orta temizlik işçisi olarak 05.02.1991 tarihinden 1993 yılı sonuna kadar aralıksız çalıştığından SGK(SSK)’na eksik bildirilen çalışmalarının tespitini istemiştir. Bilahare verdiği 13.04.2009 tarihli dilekçede ise 01.01.1992 tarihinde başladığını bildirmiştir.
Mahkemece hak düşürücü sürenin dolduğu 15.07.1992 tarihinden sonraki çalışmanın ise eksiksiz bildirildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesinde, yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar çalıştıklarını hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilecekleri öngörülmüştür. . Madde de belirtildiği üzere yönetmelikle tesbit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi dönem bordrosu)verilmesi durumunda beş yıllık hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği açık seçiktir.
Gerçekten, davacının, işyerindeki çalışmaları işe giriş bildirgelerine, aylık ve üç aylık bordrolara dayanılarak Kuruma kısmi olarak bildirilmiş ve bildirime uygun olarak da primleri ödenmiştir. Öte yandan işe giriş bildirgesi ve bordrolar davacı çalışmalarının işyerinde kesintili geçtiğinin karinesidir. Karinenin tersinin ise eşdeğerdeki belgelerle kanıtlanması gerektiği söz götürmez. Bu gibi durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, Mahkemenin bu tür davaların kişilerin sosyal güvenliğine ilişkin olması ve kamu düzenini ilgilendirdiğini göz önünde tutarak gerektiğinde; doğrudan soruşturmayı genişletmek suretiyle ve olabildiğince delilleri toplamak sureti ile sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesi gereği bu tip hizmet tesbiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır.
Bu koşul oluşmuşsa işyerinin gerçekten var olup olmadığı kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma olgusunun varlığı özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispat kazanabilirse de çalışmanın konusu niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli, dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları yada komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu tanıkların ifadeleri ile çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir.
Davacının davalı işyerinde 01.01.1992 tarihinden itibaren çalışmaya başlayıp işe giriş bildirgesinin daha sonraki bir tarihte verilmiş olması işe giriş bildirgesinden önceki çalışma süresinin hak düşürücü süreden bu nedenle reddini gerektirmez. Ancak işe giriş bildirgesindeki davacı adı altındaki imzanın davacıya ait olduğunun belirlenmesi halinde, öncesinin 5yıllık hakdüşürücü sürenin geçtiğinden reddine karar verilmesi doğru olur. İşe giriş bildirgesindeki imzanın davacıya ait olmadığı veya davacıya ait olup da hata hile ve korkutma gibi irade fesadı ile imzalattırıldığının belirlenmesi halinde,bu imzanın davacıyı bağlamayacağından davalı işyerinden davacının tesbitini istediği dönem içinde 15.07.1992-31.12.1994 tarihleri arası sürekli ve tam olarak bildirildiğinden, eksik bildirime konu 01.01.1992-15.07.1992 tarihleri arasındaki sürelerle ilgili olarak çalışma dönemine ait tüm işçilere ödenen aylıklarla ilgili imzalı ücret bordroları ile davacıya ait işyeri dosyası getirtilerek, bildirge ve bordrolardan davacının imzası olanlar belirlenerek,imzasını içeren bordrolarda geçmiş sürelerin kabul, dışındaki sürelerle ilgili olarak istemin reddine, imzalı ücret bordrosu olmayan dönemlerde ise 01.01.1992-15.07.1992 tarihler arası dönemin tamamında çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları yoksa komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan veya işverenlerinden seçilen tanıklarını dinlemek, dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilip davacının çalışmasının SGK na bildirim öncesinden başladığının belirlenmesi halinde bu sürenin kabulüne karar vermek gerekir.
Yapılacak …; 15.07.1992 tarihli işe giriş bildirgesindeki davacı adı altındaki imzanın uzman bilirkişi vasıtası ile inceletmek, imzanın davacıya ait olduğu tesbit edilirse hükümdeki gibi davanın reddine karar vermek, imzanın davacıya ait olmadığının anlaşılması halinde yukardaki açıklandığı biçimde imzalı ücret bordrolarını getirtmek, bordro tanıklarını komşu işyeri kayıtlı tanıklarının dinlemek ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 31.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.