Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/12551 E. 2012/9044 K. 24.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/12551
KARAR NO : 2012/9044
KARAR TARİHİ : 24.05.2012

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, 1983-1998 yılları arasında … sigortalısı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R

Dava nitelikçe 28.04.1998 tarihine kadar tüm primleri tahsil edildiği halde, 01.10.1983 tarihinde başlayan 1479 sayılı yasa kapsamındaki sigortalılığını, vergi kaydının 19.12.1998 tarihinde sona erdiği, oda ve sicil kaydının bulunmadığından bahisle 19.12.1998 tarihi itibarıyla sona erdiren Kurum işleminin iptali ile 19.12.1988 ile 28.04.1998 tarihleri arasında kalan sürede 1479 sayılı yasa kapsamında sigortalı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının ödediği primlerin davalı Kurum tarafından sigortalı olarak kabul edildiği döneme ilişkin olduğu fazla ödenen 98,00-TL pirimin karşıladığı süre olan 01.12.1997-31.08.1998 tarihleri arasında isteğe bağlı … sigortalısı olduğunun tespitine fazla istemin reddine karar verilmiş ve karar süresinde davacı ile davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmiştir.
01.04.1972 Tarihinde yürürlüğe giren, 1479 sayılı Yasa’nın 24. maddesi ilk şekliyle, sigortalılığın oluşumu için, kendi ad ve hesabına bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, ayrıca, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Yasa, …’lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece yasanın temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. Nihayet, uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Yasa, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkâr sicili veya kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir.

Davacının şahsi sicil dosyasının incelenmesinden, 21.01.1986 tarihinde kuruma verilen giriş bildirgesine istinaden, 01.10.1983 tarihinde başlayan vergi kaydı dikkate alınarak 01.10.1983 tarihi itibariyle … sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı, 1992 affından yararlanarak borcunu ödediği, icraya verildiği, 1997 yılındaki 4247 sayılı yasa ile getirilen ödeme kolaylığından yararlandığı, 18.04.2006 tarihli sigortalılık belgesinin sunulması üzerine davalı kurumun vergi kaydını dikkate alarak 19.12.1998 tarihi itibarıyla sigortalılığını sonlandırdığı dosya içerisindeki bilgi ve belgelerle Kurumun cevabi yazılarından ve hesap özetlerinden anlaşılmaktadır.
Sigortalıdan uyuşmazlık konusu dönemi de kapsar şekilde geçmişe yönelik prim tahsil ettikten ve uzun süre bu primleri kullandıktan sonra sigortalılığının iptal edilmesinin Medeni Kanun’un 2. maddesinde ifadesini bulan objektif iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağı açıktır. Sosyal güvenlik kurumlarının anayasal görevlerini yerine getirirken, sigortalılara karşı olabildiğince yasal haklarını hatırlatması ve bu durumlarını izlemesi zorunlu görev olarak ortaya çıkar. …’un bu anayasal sosyal güvenlik ödevinin gereği olarak, sigortalısını uyarmaması sonucu, primleri tahsil edilen sürelerin 1479 sayılı Yasa’ya tabi zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi gerekir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.1997 gün ve E: 1997/10-578, K: 1997/758; 24.09.2003 gün ve 2003/10-489, 2003/490 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Yapılacak iş, davalı vekilinin cevap dilekçesine ekli 17.01.2007 tarihli hesap özetindeki icraya verildi açıklamasının dayanağı araştırılarak icra yoluyla tahsil edilen primlerin karşıladığı dönemi belirlemek, davalı kurumun dosya içerisindeki 26.12.2008 tarihli cevabi yazılarında 1997 affından yararlandığına dair açıklama ile 25.12.2008 tarihli hesap özetindeki 92 affından yararlandığına ilişkin açıklamalara göre davacının yaptığı prim ödemelerinin karşıladığı süreyi gerektiğinde bir bilirkişi aracılığıyla tespit etmek, MK’nun ikince maddesi dikkate alınarak sonucuna göre bir karar verilmekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 24/05/2012 gününde oy birliği ile karar verildi.

R.S.