Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/6120 E. 2012/1355 K. 09.02.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/6120
KARAR NO : 2012/1355
KARAR TARİHİ : 09.02.2012

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : … 3. İş Mahkemesi

Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 05/03/2002 olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Dava, davacının 05.03.2002-05.05.2003 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının ve 2007 yılındaki ücreti 920,00TL olduğundan prime esas kazancının gerçek ücreti üzerinden ödenmesi gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece istemin reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının 05.05.2003 tarihinde davalı işyerinde işe girdiğine dair işe giriş bildirgesinin 02.05.2003 tarihinde Kuruma verildiği,davalı işyerinden 05.05.2003-25.04.2008 tarihleri arasında bildiriminin olduğu, davalı işyerinin 01.08.2002 tarihinde kapsama alındığı ve halen faal olduğu anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79. maddesi bu tip hizmet tesbiti davaları için özel bir ispat yöntemi öngörmemiş ise de davanın niteliği kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiği Yargıtay’ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Bu tür davalarda öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu koşul oluşmuşsa işyerinin gerçekten var olup olmadığı kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma olgusunun varlığı özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olusu her türlü delille ispat kazanabilirse de çalışmanın konusu niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli, dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlara geçmiş bordro tanıkları yada komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlardan seçilmesine özen gösterilmelidir. Bu tanıkların ifadeleri ile çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555- 3.11.2004 gün 2004/21- 480-579 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Somut olayda, davalı işyerinde 2002 yılı 8.ve 10.aylarından itibaren çalışması bulunan bordro tanıklarının beyanlarından davacının işe giriş bildirgesinden önce işe girdiğinin anlaşıldığı, davalı tanıklarından Kenan’ın davacının 2003 yılında girdiğini söylediği diğer tanıkların ise davacıdan sonra işe girdiği için davacının işe girdiği tarihi bilmesinin mümkün olmadığı, dönem bordrolarında çok sayıda çalışan olduğu görülmektedir.Hal böyle olunca, davacı bordro tanıklarının çalışmayı doğruladığı gözetilerek başkaca bordro tanıklarının beyanlarına başvurulmadan eksik inceleme ve araştırma ile istemin reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Yapılacak iş; davanın nitelikçe kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alınarak, araştırmayı genişletmek suretiyle davacı ile aynı dönemlerde işyerinde çalışmış ve işverenin resmi kayıtlarına geçmiş diğer bordro tanıkları yada komşu işverenlerin aynı nitelikte işi yapan ve bordrolarına, resmi kayıtlarına geçmiş çalışanlarını tespit edip beyanlarına başvurmak,davacının davalıya ait işyerinde çalıştığı süreyi kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespit etmek ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermektir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 09.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.