Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2010/8386 E. 2012/2980 K. 06.03.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/8386
KARAR NO : 2012/2980
KARAR TARİHİ : 06.03.2012

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, 2005/9-2006/5 dönemlerine ilişkin ödenmeyen SSK prim borçlarından dolayı başlatılan icra takibi nedeniyle haksız olarak tahsil edilen 134.000,00-TL fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 8.000,00-TL ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Davacı, … Tekstil San. Tic. A.Ş’nin temsile ve imzaya yetkili olmayan yönetim kurulu üyesi olmasına rağmen 2005/9-2006/5. dönemlerine ilişkin ödenmeyen SSK prim borçlarından dolayı başlatılan icra takibi nedeniyle haksız olarak tahsil edilen 134 000,00 TL’nin fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 8 000,00 TL’sinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte geri ödenmesini istemiştir.
Mahkemece, 6183 sayılı Yasa’nın 58. maddesinde öngörülen 7 günlük hak düşürücü süre içinde ödeme emrinin iptaline ilişkin bir dava açılmadığından takibin kesinleştiği gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir.
Primlerin ödenmesini düzenleyen 506 sayılı Kanun’un 80. maddesinde, 1-01/12/1993 gün ve 3917 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile yapılan değişiklik uyarınca, Kurum alacaklarının takibinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri geçerli kılınmıştır. Kurum alacağı için 6183 sayılı Kanun’un 55. maddesi gereğince düzenlenip, tebliğ edilen ödeme emrine karşı borçlu, anılan kanunun 58. maddesi gereğince 7 gün içinde dava açabilir.
Ödeme emrine karşı açılacak itiraz davası için öngörülen 7 günlük süre, hak düşürücü niteliktedir. Hak düşürücü süre, niteliği itibariyle bir itiraz olup, sonuçlarını kendiliğinden meydana getirir, resen gözönünde tutulmalıdır.
6183 sayılı Kanun’un 58. maddesi uyarınca açılacak itiraz davası bir “menfi tespit” davası niteliğindedir. Ne var ki; kamu alacağına ilişkin takip kesinleştikten sonra yeni ve ayrı bir menfi tespit davası açılmasına anılan kanun hükümleri cevaz vermemektedir. 6183 sayılı Kanun’un 72. maddesine koşut bir hüküm bulunmaması karşısında, Yasada öngörülen 7 günlük itiraz süresini geçiren kamu alacağı borçlusu, aynı konuda menfi tespit veya itiraz davası açamayacaktır.
6183 sayılı Kanun’da menfi tespit davasına, “Üçüncü şahıslardaki menkul malların, alacak ve hakların haczini” düzenleyen 6183 sayılı Kanun’un 30.3.2006 gün ve 5479 sayılı Kanun ile değişik 79. maddesinde “….Herhangi bir nedenle itiraz süresinin geçirilmesi halinde üçüncü şahıs, haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde menfi tespit davası açmak ve haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarih itibariyle amme borçlusuna borçlu olmadığını veya malın elinde bulunmadığını ispat etmek zorunda…” olduğuna ilişkin düzenleme ile üçüncü şahıslar yönünden yer verilmiş ise de, bu olanak, kamu alacağı borçluları yönünden öngörülmemiştir. Şayet takip itiraz edilmeksizin kesinleşmiş veya itirazın, süresinin geçirilmesi nedeniyle reddine karar verilmiş ise 506 sayılı Kanun’un 84. maddesine dayalı olarak, kanıtlandığı takdirde yanlış ve yersiz alınan primleri Kurumdan zamanaşımı süresi içinde istenebilme yolu bulunmaktadır. Yargıtay HGK’nun 26/04/2006 gün ve 2006/21-198-249 sayılı kararı
Somut olayda, davacının 10/07/2006 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’nde yayınlanan hisse devrine kadar ortağı olduğu … Tekstil San. Tic. A.Ş’nin 2005/9 ila 2006/5 aylar arası prim borcu ve gecikme zammına ilişkin ödeme emrinin davacıya 29/06/2007 tarihinde tebliğ edildiği, davacının 7 günlük hak düşürücü süre içinde itiraz davası açmadığı, davacının şirketi temsil ve imzaya yetkili olmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, yukarıda belirtilen hususlara uygun ayrıntılı araştırma yapılmadan ve davacının 3. şahıs konumunda olup olmadığı belirlenmeden 7 günlük hak düşürücü süre içinde ödeme emrinin iptaline ilişkin bir dava açılmadığı ve takibin kesinleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 06/03/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.