Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2011/12890 E. 2011/8072 K. 13.10.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/12890
KARAR NO : 2011/8072
KARAR TARİHİ : 13.10.2011

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, mahkeme kararıyla kesinleşen sürelerin hizmetine eklenmesine, emekliliğine hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, Dairemizce onanarak kesinleşen Mersin 1.İş Mahkemesinin 11.11.2008 tarih ve 2007/293 Esas, 2008/559 Karar sayılı kararı ile tespitine karar verilen davacıya ait 19.7.1992-24.11.2003 tarihleri arasındaki sigortalı çalışmalar da dahil edilerek davacının 19.2.2010 yazılı istek tarihini takip eden aybaşından itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacının sigortalı çalışmalarının 11.11.2008 tarihli karar ile hüküm altına alındığı, Kurumun bu hükmün gereğini yerine getirmekle yükümlü olduğu, Kurumun aksine işlem yapması halinde davacının Kurum görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunması gerektiği belirtilerek davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılamada bulunabilmesi için gerekli olan şartlardır. Diğer bir anlatımla; dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır.
Dava konusu uyuşmazlığın daha önce bir kesin hüküm ile çözümlenmemiş olması da (olumsuz) dava şartıdır. Birinci dava ile ikinci davanın müddeabihlerinin (konusunun), dava sebeplerinin (vakıaların) ve taraflarının aynı olması maddi anlamda kesin hüküm oluşturur (HUMK m. 237). Kesin hüküm, hem bireyler için hem de devlet için hukuki durumda bir kararlılık ortaya koyar. Bununla, hukuki güvenlilik ve yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir.
Mahkeme, hem davanın açıldığı günde, hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarını kendiliğinden araştırıp inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartları dava açılmasından hüküm verilmesine kadar varolmalıdır.
Öte yandan, Anayasanın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olduğu vurgulanmakta ve 138. maddesinin son fıkrasında “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiç bir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez” yolunda açık, kesin ve buyurucu bir kurala yer verilmektedir.
Benzeri bir hükme 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28. maddesinde de yer verildiği görülmektedir. Anılan maddede yer verilen, “Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur” normu ile Anayasanın 2. maddesinde yer alan “hukuk devleti” ilkesine uygun bir düzenleme getirilmektedir.
Anayasa hükmü karşısında, idarenin maddi ve hukuki koşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını “aynen” ve “gecikmeksizin” uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır.
Nitekim Yasa Koyucu, görevlilerin yargı kararlarına uymamalarının, yada uygulamış gibi görünüp, yargı kararının sonuçlarını etkisiz hale getirmeye yönelik eylemlerinin kişisel hakların çiğnenmesine yol açacağı, devlete olan güveni sarsacağı ve adalete olan inancı zayıflatacağı düşüncesiyle, “keyfi” davranan görevlilerin eylemlerini TCK kapsamında yaptırıma bağlamıştır. Gerek öğretide, gerekse sapma göstermeyen Yargısal içtihatlarda, yargı kararlarını uygulamamanın salt kişisel kusuru oluşturacağı benimsenmiştir.
Mahkeme kararları, yasal yöntemi ile ortadan kalkmadıkça hukukun gerçeğini belgeleyen hükümler olarak uygulanması zorunlu yaptırım gücüne sahip belgelerdir. Bu yaptırım gücünün, herhangi bir nedene dayanılarak ve dayanılan nedenin haklılığı ileri sürülerek etkisiz hale sokulması ya da zafiyete uğratılması hukuk devletinde kabul edilemez.
Gerçekte de bireylerin Devlete karşı güven duyabilmeleri, maddi ve manevi varlıklarını serbestçe, korkusuzca geliştirebilmeleri, ancak hukuk güvenliğinin sağlandığı bir sistem içinde olanaklıdır. Hukuk devleti ilkelerinin yaşama geçirilmesi, amacının sağlanması için bağımsız yargı kararlarına uymak kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Tüm bu kurallar, yargı kararlarının etkinliğini artırmaya, keyfiliği önlemeye, hukukun üstünlüğü ve adalet kavramlarının yaşama geçirilmesini temine yöneliktir.
Somut olayda, davacının sigortalı çalışmaların Kuruma bildirilmesi ve primlerinin ödenmesi hususunda hiçbir yasal ödevi bulunmadığı halde, Mersin 1.İş Mahkemesinin 11.11.2008 tarih ve 2007/293 Esas, 2008/559 Karar sayılı kararı ile tespitine karar verilen 19.7.1992-24.11.2003 tarihleri arasındaki davacıya ait sigortalı çalışmaların, bu süreye ait primlerin işverenden tahsil edilemediği gerekçesiyle davacının hizmet süresine eklenmemesi hukuka aykırıdır. Bu nedenle yargı kararını yerine getirmeyen Kurum görevlileri hakkında davacının suç duyurusunda bulunma hakkı olduğuna yönelik mahkemenin görüşü yerinde ise de davanın kesin hüküm nedeniyle reddi yerinde değildir.
Davacı eldeki davada, Kurumun kesinleşen mahkeme kararı ile tespitine karar verilen sigortalı çalışmalarını, hizmet süresine eklemediğini belirterek yazılı istek tarihini takip eden aybaşından itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitini istemektedir. Kurum, yargı kararını uygulamayarak davacının hizmet süresinin yaşlılık aylığına hak kazanmaya yetmediği gerekçesiyle yaşlılık aylığı isteminin reddine karar vermiş olup, ortaya çıkan bu uyuşmazlık, Mersin 1.İş Mahkemesinin 11.11.2008 tarih ve 2007/293 Esas, 2008/559 Karar sayılı kararı ile kesin hüküm ile çözüme kavuşturulan uyuşmazlıktan ayrı, yeni bir uyuşmazlıktır. Davacı, kesin hükümle sonuçlanan önceki davada 506 sayılı Yasa’nın 79/10 maddesine göre Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespitini istemiş, bu davada ise kesin hüküm ile belirlenen sigortalı çalışmaları ile birlikte yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitini istemiştir. Her iki davanın müddeabihleri (konusu) ve dava sebepleri farklı olduğundan önceki karar maddi anlamda kesin hüküm oluşturmaz (HUMK m. 237).
Yapılacak iş, Mersin 1.İş Mahkemesinin 2007/293 Esas, 2008/559 Karar sayılı dava dosyası ile davacının sigortalı sicil dosyasını getirterek toplam hizmet süresini ve yaşlılık aylığı koşullarının oluşup oluşmadığını belirleyerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine
13.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.