YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/172
KARAR NO : 2012/23240
KARAR TARİHİ : 13.12.2012
MAHKEMESİ :… Mahkemesi
Davacı, davalı Kurum tarafından gönderilen ödeme emrinin zamanaşımına uğraması nedeniyle iptaline, borçlu olmadığının tespitine, maaşına konulan haczin yargılama sonuna kadar tedbiren durdurulmasına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davalı Sosyal Güvenlik Kurumunun tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından davacının işyeri ile ilgili olarak tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı ile … nedeniyle borçlu olmadığı ve borcun zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle Kuruma borçlu olmadığının tespiti ve buna ilişkin Kurum işlemi ile ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, istemin reddine karar verilmiş ise de, varılan bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, 2000/2037 takip nolu ödeme emri ile davacıya ait işyerinin 1998/7-11 ve 1999/6-9.aylara ait prim ve gecikme zammı borcu ve 2001/5065 takip nolu ödeme emri ile de 1999/3.döneme ait … borcundan dolayı davacı hakkında takip başlatıldığı, Kurumun 20.05.2010 tarihli yazısından 2000/2037 ve 2001/5065 takip nolu ödeme emirlerinin davacıya tebliğ edilemediği ve 6183 sayılı Yasa m.13 uyarınca alacağın tahsili konusunda şüpheye düşüldüğünden davacı hakkında uygulanacak ihtiyati haciz kararının oluru için Kurum İl Müdürlüğünden görüş sorulduğu,olur verilmesi üzerine ihtiyati haciz kararı alındığı ve haciz bildirisi ile davacının maaşına haciz konulduğu, Kurumca 04.10.2001 tarihinde 2001/5065 takip nolu ödeme emrinin davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği belirtilmiş ise de bu ödeme emrinin işveren vekili adına kızı tarafından tebellüğ edildiği,2000/2037 takip nolu dosyadan 27.03.2001 tarihinde Tapu Sicil Müdürlüğüne taşınmaz haczi konusunda yazı yazıldığı anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 6183 sayılı Yasa’nın 55.maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir “Ödeme emri” ile tebliğ olunacağı ve ödeme emrinin hangi unsurları içermesi gerektiği belirtilmiş,aynı Yasa’nın 58.maddesinde de kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabileceği ve itiraz üzerine izlenecek usul ve esaslar düzenlenmiştir.
Öte yandan 506 sayılı Yasa’nın 80.maddesinde kurum alacaklarının tahsili yönünden 6183 sayılı Yasa kurallarının uygulanacağı belirtilmiştir. Anılan yasa maddesinin 5.fıkrasında 29.07.2003 tarih ve 4958 sayılı Kanunla yapılan değişiklikte, kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 21.07.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun gecikme zammına ilişkin 5l.maddesinin dışındaki hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştü. Çünkü aynı kanunla 506 sayılı Kanunun 80.maddesinin beşinci fıkrasında yapılan aynı değişiklikle gecikme zammının usul ve esasları özel olarak düzenlenmişti. Bu nedenle, kurumun alacaklarının tahsilinde 21.07.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun 51.maddesi hariç diğer maddeleri uygulanmaktaydı. Bunun sonucu olarak, kurum alacaklarının tahsil zamanaşımı konusunda daha önce istisna tutulmadığı için 21.07.1953 tarih ve 6183 sayılı Kanunun 102.maddesi uygulanmaktaydı. Anılan hüküm, “Tahsil Zamanaşımı” başlığı altında “Amme alacağı vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılın başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar biçiminde düzenlenmiştir. Dolayısıyla, 506 sayılı Kanunun 80.maddesinde 5198 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce Kurumun süresinde ödenmeyen prim ve diğer alacakları 6183 sayılıKanunun 102. maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımına uğramaktaydı.5198 sayılı Kanun 11 maddesiyle, 506 sayılı Kanunun 80.maddesinde yapılan değişiklik sonucu Kurumun süresinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde 6183 sayılı Kanunun 102.maddesinin de uygulanmayacağı öngörülmüştür. Bu durumda; Kurumun sigorta primlerinden doğan alacakları eskiden olduğu gibi genel hükümler uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olacaktır.(B.K. md.125)6183 sayılı Yasa’nın 103.maddesinde ise hangi hallerde zamanaşımının kesileceği belirtilmiştir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.09.2006 gün, 2006/21-546-565 ve 20.12.2006 gün,2006/21-806-814 sayılı kararlarında da aynı hususlara değinilmiştir.
Somut olayda, dava konusu 2001/5065 takip nolu ödeme emrinin tebliği TK m.17 uyarınca usulsüz olduğu gibi bu ödeme emrinin tebliğinin usulüne uygun olduğu kabul edilse bile ödeme emrinin tebliğ edildiği iddia edilen 04.10.2001 tarihi ile 2000/2037 takip nolu dosyadan haciz tatbik edildiği 27.03.2001 tarihlerinde zamanaşımının kesildiği kabul edildiğinde, 6183 sayılı Yasa’nın 103.maddesi uyarınca,kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren zamanaşımı yeniden işlemeye başlayacağından 01.01.2002 tarihinden itibaren zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. Ödeme emirlerine konu olan prim ve gecikme zammı ile … borcunun 1998/7-1999/3.döneme ait olduğu, bu nedenle 5198 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 06.07.2004 tarihinden önceki döneme ait kurum alacakları için 6183 sayılı Kanunun 102.maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği gözetildiğinde, davacı hakkında tahakkuk ettirilen prim ve gecikme zammı ile … borcu 01.01.2007 tarihinde zamanaşımına uğrar.Hal böyle olunca, Kurumca yapılan son ihtiyati haciz işlemi sonucu maaş haczi 11.06.2010 tarihinde davacıya tebliğ edildiğine göre ödeme emirlerine konu olan borç zamanaşımına uğradığından istemin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde istemin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 13/12/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.