YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/2839
KARAR NO : 2012/21047
KARAR TARİHİ : 26.11.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, 10/02/2000 tarihinden itibaren çakışan SSK’lı hizmetleri dışındaki 1479 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılık sürelerinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava; davacının 10.02.2000 tarihinden itibaren çakışan SSK’lı hizmetleri dışındaki 1479 sayılı Yasa kapsamındaki sigortalılık süresinin tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece; davacının 10.02.2000 – 25.01.2010 tarihleri arasındaki çakışan zorunlu SSK’lı hizmetleri haricinde 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının 29.03.1990 – 27.11.1991 tarihleri arasında ve 18.05.2000 tarihinden beri devam eden vergi kaydı, 17.04.1990 tarihinden beri devam eden oda ve 24.05.1990 tarihinden beri devam eden sicil kaydı bulunduğu, davalı Kurum tarafından davacının; 29.03.1990 – 08.09.1993, 28.01.1997 – 01.11.1997, 15.11.1997 – 25.01.1999, 03.05.1999 – 01.08.1999, 01.01.2000 – 20.01.2000 tarihleri arasında ve 10.02.2000 tarihinden itibaren devam edecek şekilde 1479 sayılı Yasa kapsamında sigortalı sayldığı, davacının 13.06.1988 – 20.07.1988 tarihleri arasında 38 gün, 08.09.1993 – 27.01.1997 tarihleri arasında 1083 gün, 01.11.1997 – 14.11.1997 tarihleri arasında 14 gün, 25.01.1999 – 02.05.1999 tarihleri arasında 21 gün, 01.08.1999 – 01.12.1999 tarihleri arasında 121 gün, 20.01.2000 – 09.02.2000 tarihleri arasında 19 gün, 29.12.2001 – 30.04.2002 tarihleri arasında 123 gün, 09.11.2002 – 31.10.2003 tarihleri arasında 352 gün, 21.11.2003 – 08.12.2003 tarihleri arasında 18 gün, 10.07.2004 – 22.03.2006 tarihleri arasında 614 gün SSK’lı çalışmasının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, 506 sayılı Kanun ile 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığın çakışması halinde hangisine öncelik verileceği noktasında toplanmaktadır.
Gerek 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve gerekse 1479 sayılı … Kanunu “Çakışan sigortalılık sorununu” birbirlerine paralel düzenlemeler ile bir sigortalının aynı anda birden fazla sosyal güvenlik kurumuna tabi olmasını yasaklayıp sigortalının önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığına geçerlik tanıyarak çözüme ulaştırmaya çalışmışlardır. Yasal sistemimize göre bir kimsenin Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamına girebilmesi için hizmet
akdine tabi bir işte çalışması yanında başka bir sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması gerekir. 506 sayılı Yasanın 3. maddesinin I. ( F ) bendinde “Kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanların” ( K ) bendinde ise. “Herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların” sigortalı sayılmayacağı” belirtilmiştir. Aynı şekilde 1479 Sayılı … Kanunu’nun 24. maddesinin I. ve II. Fıkralarında da bir kimsenin … kapsamına girebilmesi için kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlaması yanında başkaca sosyal güvenlik kurumu kapsamında bulunmaması koşulu getirilmiştir. Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, sosyal güvenlik sistemimizde çifte sigortalılık mümkün olmayıp, önceden başlayıp devam edegelen sigortalılığa geçerlik tanınmaktadır (3.10.2001 gün ve E: 2001/21-627, K: 2001/659 Sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı).
Somut olayda; davacının vergi kaydı 18.05.2000 tarihinde başlamış olup 506 sayılı Yasa kapsamındaki çalışması 09.02.2000 tarihinde sona ermiş, bu nedenle de 10.02.2000 tarihinden itibaren 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığı yeniden başlatılmış olup davacının önceden başlayan sigortalılığı 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılık olduğundan bu tarihten sonra 506 sayılı Yasa kapsamındaki çalışması 1479 sayılı Yasa’ya tabi sigortalılığını sona erdirmeyecektir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurularak istemin reddine karar vermek gerekirken yazılı gerekçelerle kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 26/11/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.