Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2011/87 E. 2012/23579 K. 18.12.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/87
KARAR NO : 2012/23579
KARAR TARİHİ : 18.12.2012

MAHKEMESİ :… Mahkemesi

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01/03/1989 tarihinden itibaren geçen çalışmalarının tespitine, …’a yapılan kaydının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekilince duruşmalı, davalılardan Kurum vekilince de duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 435/2. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Dava, davacının davalı …’a ait işyerinde 01.03.1989 tarihinden itibaren kesintisiz çalıştığının tespiti, 10.02.1999 tarihli … kaydının iptali ile davalı …’a ait işyerinden bildirilen 01.08.1990 tarihli işe giriş bildirgesinin iptali stemine ilişkindir.
Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile davacının davalı …’a ait işyerinde 23/03/1991 – 10/02/1999 tarihleri arasında kuruma bildirilen çalışmalarının dışında 1530 gün daha sigortalı hizmetinin bulunduğunun tespitine, kuruma bildirilen 370 günlük sigortalılık hizmetinin yeniden tespitinde hukuki yarar bulunmadığından reddine, fazla istemlemlerin reddine ve davacı ile ilgili 01/08/1990 tarihli işe giriş bildirgesinin iptaline karar verilmiştir.
Anayasa’nın 141. maddesinde vurgulandığı ve HUMK’nun 388 ve 389. maddelerinde de açıklandığı üzere, mahkeme kararları iddia, savunma ve tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, ihtilaflı konular hakkındaki delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma sebepleri, sabit görülen vakıaların neler olduğu ve bunlardan çıkan sonuçlar ile hukuki sebepler gösterilerek gerekçeli biçimde yazılmalıdır.
Öte yandan, mahkeme kararlarındaki gerekçelerin hüküm fıkralarına uygun olması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.03.1963 gün ve E:1963/4-99, K:1963/37 sayılı Kararı). Oysa, gerekçe ile hüküm fıkrasının aykırı olduğu, temyize konu kararın incelenmesinden açıkça anlaşılmaktadır. Gerçekten, 06.10.2010 tarihli kararın gerekçe kısmında, 01.11.1993-10.02.1999 tarihleri arasındaki sürenin hakdüşürücü süreye uğramadığı,bu tarihler arasında asgari ücretle 1900 gün çalışmasının bulunduğu, bu sürenin bildirilen 370 günün mahsubuyla kalan 1530 gün sigortalılığın bulunduğu belirtilmiş; ancak
kısa kararda sehven “Davacının davalıya ait işyerinde 23/03/1991 – 10/02/1999 tarihleri arasında kuruma bildirilen çalışmalarının dışında 1530 gün daha sigortalı hizmetinin bulunduğunun tespiti ” yazıldığından gerekçe ile kısa karar çelişkili olmuştur. Bu durumda, gerekçe ile hüküm fıkrası arasındaki bu çelişkinin giderilmesi suretiyle gerçeğe ve hukuka uygun bir karar verilmesi gerektiği açıktır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazların kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 18/12/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.