YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10102
KARAR NO : 2013/2863
KARAR TARİHİ : 19.02.2013
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalının tüm, davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, iş kazası sonucu ölen işcinin yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkeme, Davacı …’ın maddi tazminat isteminin reddine, manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile, davacılardan eş … için 15,000,00 TL, … için 5.000,00 TL, … için 5.000,00 TL , … için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 30,000,00 TL manevi tazminatın 14/01/2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacılara verilmesine, karar vermiştir.
Davanın bu yönüyle yasal dayanağını, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununu oluşturmaktadır. Kanunun 55. maddesinde, “ Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.”hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunun 2. maddesine göre “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır”. 6098 sayılı Kanunun 55. maddesi de kamu düzenine ilişkin emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.
Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, iş kazasına dayalı olarak hesaplanan maddi zararlardan hakkaniyet indirimi yapılabilmesi mümkün değildir ancak hakkaniyet indirimi yapılmasa dahi hesaplanan maddi zararın kurum tarafından yapılan ödemelerle karşılanmış olduğu anlaşılmakla, bozma nedeni yapılmamıştır.
Yerleşmiş Yargıtay uygulamalarına göre, hukuka aykırı eylem nedeniyle çekilen acı ve üzüntüyü, zamana yaymak suretiyle manevi tazminatın bölünmesi bir kısmının dava konusu yapılması, kalanın saklı tutulması manevi tazminatın bölünmezliği ilkesiyle bağdaşmadığından bir kere de istenmesi gerekir. Bu nedenle, davacının aynı olay nedeni ile açtığı ileri sürülen 2008/83 Esas, 2009/192 Karar sayılı davada 1086 HMK’nun 409. maddesi gereğince takipsiz bırakıldığı için açılmamış sayılmasına karar verilmiş ise de bu takdirde de, 6100 sayılı HMK’nun 150/son maddesi gereğince ” Hangi nedenle olursa olsun açılmamış sayılan davadaki talep dahi vaki olmamış sayılır.” hükmünün bu dava yönünden de uygulanarak şimdiki istemi alınarak uygun bir tazminat takdiri gerekeceği açıktır.
Ayrıca; Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23/06/2004, 13/291-370 )
Bu ilkeler gözetildiğinde de davacılar yararına hükmedilen manevi tazminatlar azdır.
Davacı …’ın maddi tazminat talebi SGK peşin sermaye değeri ile karşılandığından, davacının önceden bu hususu bilebilmesinin mümkün bulunmaması nedeniyle maddi tazminatın reddi nedeniyle davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmemesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davalıya yükletilmesine, 19/02/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi