YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/17316
KARAR NO : 2012/20709
KARAR TARİHİ : 21.11.2012
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacılar murisi, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde davanın HMK 115/2 maddesi uyarınca usülden reddine karar vermiştir.
Hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
Dava, iş kazası sonucu ölen işçinin mirasçlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, ölen işçinin işvereni konumunda bulunan … ile davalı arasındaki akdi ilişkinin “eser sözleşmesine” dayalı olduğu, davacıların murisi ile davalı arasında hizmet sözleşmesinin bulunmadığı, davalının işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini alma yükümlülüğünün bulunmadığı, somut uyuşmazlığın çözüm yerinin İş Mahkemesi olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dava dosyasının Hatay Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, görevli yargı yolunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
İş Mahkemelerinin görevi 5521 sayılı Yasanın 1.maddesi ile düzenlenmiştir. Anılan maddede; işçiyle işveren veya işveren vekili arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının İş Mahkemelerinde çözümleneceği hükmü öngörülmüştür. Maddede belirtildiği üzere, İş Mahkemesinin görevli olabilmesi için uyuşmazlığın taraflarının işçi ve işveren veya işveren vekili olması, uyuşmazlığın iş sözleşmesinden veya İş Kanunu’ndan kaynaklanması koşuldur.
Diğer yandan, 05.12.1977 tarih, 4/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili olup kıyas veya yorum yolu ile genişletilmesi veya değiştirilmesi mümkün değildir. İş Mahkemeleri özel kanunla kurulmuş olup görevleri istisnai nitelik taşıdığından 5521 sayılı Yasa’da sınırlı olarak sayılmış dava ve uyuşmazlıklar ile diğer yasaların İş Mahkemelerini görevlendirdiği dava ve işler dışındaki dava ve işlere İş Mahkemelerinde bakılamaz.
Somut olayda uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için asıl işveren-alt işveren kavramlarının açıklanmasında fayda bulunmaktadır.
4857 sayılı Kanun’un 2.maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir.
İş Kanunu’nun 2.maddesinin 7.fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
5510 sayılı Kanun’un 12/6.maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumlu tutulmuştur.
4857 sayılı Kanun’un 2/7.maddesi ile işçilerin İş Kanunu’ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun’un 12/6.maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 veya 5510 sayılı Kanun’dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu.
Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu “müteselsil sorumluluktur”. Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu’nun 2.maddesinin 6.fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.
Öte yandan asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması; bu sözleşmenin tarafı olmayan işçi veya mirasçıları da bağlamaz.
Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır.
a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır.
b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır.
c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır.
d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır.
e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.
f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.)
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacıların murisi …’ün davalı …’e ait bina inşaatında “alüminyum köşebent takmakta iken … çarpması” sonucu iskeleden düşerek öldüğü, davalının halk arasında “müteahhit” olarak adlandırılan ticaret erbabı olduğu, davalı … ile dava dışı … arasında yapılan “Protokol” başlıklı 21.06.2010 tarihli sözleşme ile “kaba halde inşa edilmiş 7 adet daire ve 1 adet işyeri olmak üzere 8 bağmısız bölümden oluşan apartman inşaatının tüm iç ve dış cephe sıvalarını, apartmanın çevre duvarlarının her iki cephesini ve işyerinin altında bulunan depoyu götürü bedel üzerinden yapma” hususunda anlaştıkları, sözleşmenin 3.maddesinde
“sıva hazır sıva olarak kullanılacak olup ilgili malzemeyi inşaata çıkartma işini ikinci taraf (…) yapacaktır”, 4.maddesinde “inşaatın sıvası anahtar teslimi en geç 30.08.2010 tarihinde teslim edilecektir”, 7.maddesinde ise çalışacak işçilerin maddi ve hukuki sorumluluklarının … a ait olacağının kararlaştırıldığı, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada düzenlenen bilirkişi raporunda davalı …’in işveren, dava dışı …’ın alt işveren ve dava dışı …’in proje sorumlusu kabul edilerek kusurlu bulunmaları üzerine bu kişiler hakkında kamu davası açıldığı, Hatay 4.Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/6 Esas sayılı dava dosyasında yer alan bilirkişi kurulu kusur raporunda da aynı şekilde davalı …’in asıl işveren kabul edilerek kusurlu bulunduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davalı …’in işi “eser sözleşmesi” ile verdiği ve işveren sıfatının bulunmadığı kabul edilmiş ise de mahkemenin kabulü yukarıda anlatılan dosya kapsamına uygun olmadığı gibi eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.
Mahkemece, SGK Müfettişi ve İş Müfettişi tarafından düzenlenen raporların getirtilmediği, Kurum tarafından rücuan tazminat istemi ile açılan bir dava ve bu davada alınan kusur raporu olup olmadığının sorulmadığı, Hatay İdare Mahkemesinin 2011/335 E. sayılı dava dosyasının getirtilmediği, Hatay 4.AC 2011/6 Esas dosyasında karar verilip verilmediğinin sorulmadığı, davalı … ile dava dışı … arasında yapılan “Protokol” başlıklı 21.06.2010 tarihli sözleşmenin 3.maddesinde “sıva hazır sıva olarak kullanılacak olup ilgili malzemeyi inşaata çıkartma işini ikinci taraf yapacaktır” yazılı olması nedeniyle sıva malzemesini davalı …’in verip vermediğinin ve böylece işin gerçekten anahtar teslimi olup olmadığının araştırılmadığı anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş, yukarıdaki biçimde inceleme ve araştırma yaparak davalı …’in asıl işveren olup olmadığını hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlemek ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın eksik araştırma ve inceleme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine 21/11/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.