Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/20263 E. 2013/22594 K. 03.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/20263
KARAR NO : 2013/22594
KARAR TARİHİ : 03.12.2013

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde çalışmaya başladığı tarihin Ağustos 1995 olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı; davalı işyerinde 1995 yılı Ağustos ayında çalışmaya başladığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece; hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacı adına davalı işyerinden 10.10.2000, 06.09.2001, 20.03.2003 ve 09.08.2006 tarihli işe giriş bildirgelerinin düzenlendiği, davacının hizmet cetvelinden; 10.10.2000 – 02.012.2009 tarihleri arasında davalı işyerince davalı Kurum’a davacının kısmi çalışmalarının bildirildiği, davalı Kurum tarafından davalı işyerinin 2000/3. dönem – 2009/12. ay arası dönem bordrolarının dosya arasına gönderildiği, ücret bordrolarının dosyada mevcut olmadığı, bordro tanıklarının; 2004 yılından sonra davalı işyerinde çalışmaya başladıklarını, okul sezonunda işler çok olduğu için ek eleman çalıştırıldığını beyan ettikleri, tanıklardan birinin davacının çocukluğundan beri çalıştığını bildiğini, diğerinin ise patronlarının davacının 15-16 yıldır çalıştığını söylediğini, bir diğerinin ise 2001 yılında kırtasiyeye gittiğinde davacının çalıştığını gördüğünü beyan ettiği, komşu işyeri tanıklarının ise davacının 1998 yılından itibaren sürekli çalıştığını beyan ettikleri, tanıklardan birinin, davacının ilk önceleri işyerine ortak olan dayısına yardıma geldiğini, 1998 yılından itibaren sürekli çalıştığını, 1995 yılı Ağustos ayında dayısına yardıma geldiğini beyan ettiği, 28.11.2000 tarihli kontrol memuru tutanağında davacının işyerinde çalıştığının tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık; hak düşürücü sürenin gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 79/10. ve 5510 sayılı Yasanın 86/8. maddelerine göre Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır. Yasa’da yer alan 5 yıllık süre hak düşürücü olup mahkeme tarafından kendiliğinden nazara alınması gerektiği gibi davacının aynı işyerinde çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.
İşverenin, çalıştırmış olduğu sigortalılara ait hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiği Kanunun 79/1.maddesinde açıkça ifade edildiği üzere yönetmeliğe bırakılmıştır. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin dördüncü kısmında işverence verilecek belgeler düzenlenmiştir. Bunlar, aylık sigorta primleri bildirgesi (SSİYön.Madde16) , dört aylık sigorta primleri bordrosu (SSİYön. Madde 17), sigortalı hesap fişi (SSİY. Yön. Madde 18) vs.dir. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde artık Kanun’un 79/10 (eski 8) maddesinde yer alan hak düşürücü süreden söz edilemez. Yargıtay uygulamasında anılan maddenin yorumu geniş tutulmakta; eğer sayılan belgelerden birisi işveren tarafından verilmişse burada Kurumun işçinin çalışmasından haberdar olduğu ve artık hizmet tespiti davası için hak düşürücü sürenin varlığından söz edilemeyeceği kabul edilmektedir.
Maddede belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği gibi çalışmaların sigorta müfettiş raporu ile saptanması durumunda da hak düşürücü sürenin geçtiğinden sözedilemeyeceği açıktır. Bir sigortalının askere gitmeden önce çalıştığı işyerini askerliğe müteakip girmesi durumunda hizmet akdi mecburi hizmet nedeniyle kesilmiş olduğundan artık hak düşürücü sürenin oluştuğundan bahsedilemez. Davacıya ödenen ücretten sigorta primi kesilen hallerde, davacının iş ve sosyal sigorta mevzuatının öngördüğü sigorta hak ve yükümlülüklerini yerine getirmesi nedeniyle Kurumun Yasadan kaynaklanan denetim ve inceleme görevini yapmaması karşısında hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmelidir.
Davacının sigortalı çalışmalarının Kuruma kısmen bildirildiği hallerde, eksik bildirimlere yönelik olarak açılan davada hak düşürücü süre işlemeyecektir. (Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2004 gün ve 2004/21-369 E, 2004/371 K. sayılı kararı )
Halen yürürlükte olduğu şekliyle dava açma süresi beş yıl olup, hak düşürücü süredir. 506 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihte beş yıl olan hak düşürücü süre 20.06.1987 tarih ve 3395 sayılı Kanunun beşinci maddesiyle on yıla çıkarılmışken, 01.06.1994 tarih ve 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle tekrar beş yıla indirilmiştir.
Somut olayda; her ne kadar mahkemece, 1995 yılı Ağustos ayı ile davacının askere gittiğini beyan ettiği 1996 yılı Kasım ayı arasında geçen çalışmasına ait davalı Kurum’a belge verilmediği ve Kurum’ca da bu çalışma iddiasına ait bir tespit yapılmadığı, bu nedenle 1995/Ağustos – 1996/Kasım ayları arasına ait çalışma iddiasının hak düşürücü süreye uğradığı, ayrıca davacının askerlik dönüşü 1998 yılında yeniden işe başladığını iddia etmesine rağmen askerlik sonrası ilk işe giriş bildirgesinin 10.10.2000 tarihli olduğu, 1998 yılı ile 09.10.2000 arasına ait çalışma iddiası hakkında Kurum’a belge verilmediği ve bu çalışma iddiası hakkında Kurum’ca yapılan bir tespit olmadığı gerekçesi ile davacının bu döneme ilişkin çalışma iddiasının da hak düşürücü süreye uğradığı ve tanık beyanlarının da davacının kesintisiz bir şekilde çalıştığına dair kanaat uyandırmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmişse de; bordro tanıkları ve komşu işyeri tanıklarının beyanlarında, davacının çalışmalarının kesintili olduğuna dair bir ifade bulunmadığı, aksine tanıkların, davacının çalışmalarının sürekli olduğunu beyan ettikleri anlaşılmakla; davacının dava dilekçesi ile eksik bildirilen hizmetlerinin tespitini amaçladığı ve davacının çalışması sürekli ise hak düşürücü sürenin oluşmayacağı göz ardı edilerek sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş; ilgili askerlik şubesinden davacının askerlik yaptığı süreyi sormak, davalı işyerinin hangi tarihte 506 sayılı Yasa kapsamına alındığını araştırmak, Sosyal Güvenlik Kurumu, zabıta, maliye, meslek odası aracılığı ve muhtarlık marifetiyle işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinde uyuşmazlık konusu dönemde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanları, yoksa işyeri sahiplerini araştırıp tespit ederek beyanlarına başvurmak ve toplanan deliller ışığında, davacının dava dilekçesi ile hizmetlerinin tespitini amaçladığı da dikkate alınarak, varılacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 03.12.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.