Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/4035 E. 2012/20511 K. 20.11.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4035
KARAR NO : 2012/20511
KARAR TARİHİ : 20.11.2012

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle 148.440,60 TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi ve davacı vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 20/11/2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı vekili Avukat … ile karşı taraf vekili Avukat … geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü, ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R

1- Dosyadaki yazılara toplanan deliller ile hükmün dayandığı yasal gerektirici nedenlere göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, 19.11.2008 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu uğradığı % 35.2 oranındaki maluliyeti nedeniyle 100.000.00TL manevi tazminat ile ıslah ettiği talebi ile 109.550.75-TL maddi tazminatın olay tarihinde işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Mahkemece, 88.440.60-TL maddi tazminat ile 60.000.00TL manevi tazminatın olay tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş ise de varılan bu sonuç aşağıdaki nedenler ile yerinde değildir.
a) Davacının iş kazası sonucu % 35.2 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı olay da davalı işverenin % 100 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
B.K’nun 47. Maddesinde hakimin bedensel bütünlüğün bozulması halinde olayın özelliklerini göz önünde tutularak zarar görene adalete uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar vereceği öngörülmüştür. Bedensel bütünlük eş deyişle vücut bütünlüğü kavramının fizik bütünlük yanında ruhsal bütünlüğü ve sağlığı da kapsadığı tartışmasızdır. Olayın özelliklerinin neler olduğu 22.6.1966, 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklanmıştır. Bunlar her olayda değişebilir. Bu nedenle hakiminin kararında bu özellikleri objektif ölçülere göre göstermesi gerekir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına hükmolunan manevi tazminatın fazla olduğu açıktır.
b) Öte yandan,maddi tazminat davalarının yasal dayanaklarından birini oluşturan Borçlar Kanunu’nun 43.maddesi tazminatın belirlenmesinde hakime kimi görevler yanında geniş bir takdir hakkı tanımıştır. Böylece gerçekci ve adil bir sonuca ulaşmak amaçlanmıştır. Uygulamada kabul edildiği üzere maddi tazminat hesapları, bilinen bir takım doneler yanında varsayımlara da yer vererek bir sonuca ulaşır. İnsan yaşamının kutsallığı beden ile ruh sağlığının korunması ve bu alanda uğranılan zararların hiç bir şekilde para ile karşılanmasının mümkün olmadığı düşünülebilirse de hukuk sisteminin başka bir giderim yöntemi öngörmemiş olması karşısında zorunlu bu tür hesaplama yolu ile zarara uğrayanın tatmini sağlanmaya çalışılmaktadır.
Bu tür davalarda, sonuca ulaşırken hesaplamaya ilişkin maddi unsurları, tarafların kusur durumlarına, sorumluluğa ilişkin temel hukuk ilke ve esasları yanında, tarafların sosyal ve ekonomik koşullarını hep birden değerlendirmek zorundadır. Maddi tazminatın zenginleştirme aracı olmadığı ve özendirici nitelik göstermemesi gereği gözardı edilmemeli ve bu arada sözü edilen tazminatın bir tarafın zararını karşılarken, diğer tarafında ekonomik ve ticari hayatını etkilemeyecek oranda olması dikkate alınmalıdır.Bu nedenlerle belirlenen maddi zarar miktarından Borçlar kanunun 43. maddesi gereğince hakkaniyet indirimi yapılması isabetsiz olmuştur.
Mahkemece, bu olgular göz önün de tutulmaksızın belirlenen maddi zarar miktarından Borçlar kanunun 43. maddesi gereğince hakkaniyet indirimi yapılması ve fazla manevi tazminat takdiri usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmektedir.
O halde, Tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacı ile davalı yararına takdir edilen 900.00 TL , duruşma Avukatlık parasının karşılıklı olarak birbirlerine yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 20.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.