Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2012/4977 E. 2012/4915 K. 02.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/4977
KARAR NO : 2012/4915
KARAR TARİHİ : 02.04.2012

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı murisinin, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre davacıların ve davalı … aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, 13.3.2010 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu 14.3.2010 tarihinde ölen işçi …’ün yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacıların maddi zararının Kurum tarafından bağlanan gelirlerle karşılanması nedeniyle maddi tazminat istemlerinin reddine, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile davacı eş … yararına 70.000,00 TL, davacı çocuklar … ve … yararına 50.000,00’er TL, davacı anne … yararına 30.000,00 TL, davacı kardeşler … ve … üldük yararına 10.000,00’er TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Davacıların yakını …’ün ölümü ile sonuçlanan iş kazasında ölen işçinin % 25, davalı işverenin % 75 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı , olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23/06/2004, 13/291-370 )
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı eş … yararına hükmedilen 70.000,00 TL, davacı anne … yararına hükmedilen 30.000,00 TL, davacı kardeşler … ve … yararına hükmedilen 10.000,00’er TL manevi tazminatın bir miktar fazla olduğu ortadadır.
3-Mahkemece, davacılardan …, … ve …’ün maddi tazminat istemi, maddi zararının Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanan gelirlerle karşılanması nedeniyle reddedilmiş olup, bu red kararının katsayı değişiklikleri sonucu sigorta tahsisleri peşin sermaye değerindeki artışlardan kaynaklanmasına ve dava açılırken davacıların bu hususu bilebilmesinin mümkün bulunmamasına göre ,davacıların maddi tazminat talebinin reddi nedeniyle davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmemesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Kabule göre de;
a-) Davacılar ölen işçinin yakınları olup bu kişilerden her biri ayrı ayrı dava açabileceği gibi isterlerse birlikte de dava açabilirler. Davacılar arasında 6100 sayılı HMK’nın 57.maddesine göre ihtiyari (isteğe bağlı) dava arkadaşlığı olup gerçekte dava arkadaşı sayısı kadar bağımsız dava bulunmakta ise de bu davalar zaman, emek ve masraftan tasarruf sağlamak, tahkikat ve yargılamayı kolaylaştırmak ve çelişkili hükümlerin ortaya çıkmasını engellemek amacıyla birlikte görülmektedir. Bu nedenledir ki her bir davacı hakkında ayrı ayrı hüküm kurulmalı, her bir davacının hak, alacak ve yükümlülükleri karar yerinde açıkça ve ayrıca gösterilmelidir. Somut olayda davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunması nedeniyle manevi tazminat yanında avukatlık ücretinin de her bir davacı için ayrı ayrı hüküm altına alınması gerekirken davacıların tümü yararına tek bir avukatlık ücretine hükmedilmesi,
b-) Harçtan yargılama sonucunda haksız çıkan taraf sorumlu olup aşamalarda yatırılan harç miktarları belirlenerek tamamının davada haksız çıkan davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekirken harcın yargılama giderine dahil edilerek haklılık oranında taraflar arasında paylaştırılması, doğru değildir.
O halde davacıların ve davalı …’ın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 2.4.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.